Avrupa’da Son Yılın İlk Yarısı Seçimleri

55865_BEL20190519EUELECTIONAFP_1558241502885-710x399.jpg

Son yıllarda saptanan ve tüm demokratları kaygılandıran bir siyasal görüntü var: Avrupa merkez solu tükeniyor ve siyaset, sağ popülist söylem etkisiyle bütünüyle sağa savruluyor. Bu olgu, pek çok gözlemci tarafından, daha 1990’lı yıllardan 2018 yılı sonuna değin Avrupa’da düzenlenen seçim sonuçları ışığında da somut bir görünüme bürünmüştür. Söz konusu eğilim, Trump’lı, Bolsonaro’lu, Hindistan’da yenden seçilen Modi’li, “Britanya’nın Trump’ı” denilen Johnson’lu bir dünyada kuşkusuz şu anda da önemli oranda geçerlidir. Ancak, kıta Avrupa’sında, 2019’dan itibaren, tümüyle ortadan kalkmasa da, belirli ölçüde gevşemiş görünüyor.

Mart sonundan bu yana, son 3-4 ay içinde Avrupa Birliği ülkelerinin altısında parlamento seçimleri yapıldı: Slovakya, Finlandiya, İspanya, Belçika, Danimarka, Yunanistan. Söz konusu seçimleri tek tek ele almak, genel gidişte olası farklılaşmaları ortaya koymak bakımından yararlı olacaktır. Dolayısıyla Avrupa’nın geneli açısından bir yıl öncesine değin beslenen “popülizm zoruyla aşırı sağa kayma” kaygılarının pek de gerçeğe dönüşmediği son seçimleri, kronolojik sırayla ve özetleyerek, gözden geçirelim.

–  “Sıfır göçmen” talebi ile kurulan Visegrad örgütü üyesi ülkelerden biri olan Slovakya’da rağbet göreceği varsayılan göçmen karşıtı popülizm, Mart sonunda yapılan seçimlerde pek işlemedi. Sosyal liberal ve ilerici partiler koalisyonu başta geldi. Ayrıca başkanlık seçimini de aynı eğilimden Bayan Çaputova kazandı.

– Bir önceki seçimde merkez-sağ, liberal partinin önde geldiği ve sosyal demokratların üçüncülüğe düştüğü seçime göre sol, Nisan’da düzenlenen Finlandiya seçiminde genel olarak bu kez başarılı oldu. Hem sosyal demokratlar en çok oy alan ve 6 ek sandalye kazanan parti oldular hem de Sol Birlik, oylarını ve milletvekili sayısını artırdı. İlk üç partinin %17,0-17,7 aralığında oy aldığı yarışta, geçen seçimin galibi “Merkez” çöktü. Onun yitirdiği oy ve sandalyeleri diğer partiler paylaştı. Bu arada, birkaç yıl önce çıkış yaparak 2. parti konumuna gelmiş olan popülist sağcı “Finns” yerinde saydı.

– İspanya’nın Nisan’da yapılan parlamento seçimi Güney Avrupa’ya eski güneşli günlerini getirir gibi oldu. Geleneksel solun temsilcisi PSOE %28,7 ile en çok oyu aldı ama kendisini iktidarın başı yapacak koalisyonu bir türlü kuramadı. Diğer ana akım partisi ve doğrudan rakibi PP, yıllar süren iktidar dönemini yolsuzluklarla lekelemişti. Oylarını %32,6’dan %16,6’ya düşürerek yarı yarıya azalttı. SYRIZA ile aynı dönemde kurulup solun ana akım partisi olma iddiasıyla çıkış yapmış bulunan PODEMOS hedeflediği rolü üstlenemedi. Solun ana gövdesi, PSOE’de kaldı; sol popülist söylemden de yararlanan Iglesias’ın partisi PODEMOS ise %14,3 oranında oy aldı. Radikal sağ popülizm İspanya’da, bu ülkeye özgü koşullar nedeniyle, -Franko döneminden demokrasiye geçildiğinden beri- zaten hiç anlamlı bir varlık oluşturamamıştı.

– Mayıs ayında ise Belçika seçim yaptı. Üç akımı temsil eden partiler kazanç sağladı: Popülist sağcı VlaamsBelang, geleneksel sosyalist/sosyal demokrat akımın solundaki İşçi Partisi ve Yeşiller. Bunu dışında kalan tüm –Flaman/Valon- partiler oy kaybettiler. Ancak popülist sağcı parti, yurtiçi başarısını AP bünyesindeki milletvekili sayısına dönüştüremedi.

– Haziran’da Kuzey ülkesi Danimarka’dan gelen seçim haberi de bu soğuk iklimli ülke için güneşli günler vaat eder nitelikteydi. Sosyal demokratlar %25,9 ile başta geldiler. Onları Liberaller az bir farkla izledi. Diğer iki sol kimlikli görece küçük partilerden her biri %8-9 arası oy alarak, sosyal demokratlarla birlikte bir “sol blok” oluşturup sosyal demokratların lideri Mette Frederiksen’in hükümet başkanlığı konusunda birleştiler. Öte yandan, bir aralar çok güçlenmiş bulunan radikal sağcı popülist Halk Partisi hezimete uğradı. %8,7 oy alıp –sol partiler ve liberaller arasında paylaşılan- tam 21 milletvekilliği yitirdi.

– En son Temmuz’da Yunanistan’da yapılan genel seçim, beklendiği üzere merkez-sağ Yeni Demokrasi’yi iktidara getirdi. Yunanistan ekonomik krizi sırasında hiç de hoşa gitmeyen kemer sıkma önlemlerini mecburen almış bulunan Tsipras, başbakanlığı Mitsotakis’e bıraktı. Zamanında, PODEMOS gibi, bir tür “anti-establishment” yani yerleşik düzen karşıtı parti olarak belirmiş olan SYRIZA’yı, ne var ki, AB hizaya sokmuştu. Yine de %31,5 oy alan SYRIZA, artık “iki partili” Yunan sisteminde solun “geleneksel” temsilciliğini PASOK’tan devralmış görünüyor. Bu arada, yazımızın konusu itibariyle bizi ilgilendiren olgu, Yunanistan’ın popülist radikal sağ partisi Altın Şafak’ın daha önce mevcut 18 sandalyesinin tümünü yitirip artık parlamentoda tek milletvekili ile dahi temsil edilemiyor oluşu.

Özetle, yukarıda son dört ay içinde parlamento seçimi yapmış ülkelerden Slovakya, Finlandiya, İspanya, Danimarka’da geleneksel sol partiler başarılı oldu. Diğer ikisinde de statükoyu olabildiğince korudu. Radikal sağcı popülizmi temsil eden partiler ise, Belçika dışında, ya Finlandiya’da olduğu üzere yerinde saydı ya da Danimarka ve Yunanistan’da olduğu üzere çöktü.

Bu arada İtalya’da oluşan seçim dışı bir gelişmeyi de not edelim: Sağ/sol karışık popülist Beş Yıldız ile radikal sağcı Lega itifakının kurduğu koalisyon hükümeti bozuldu. Şimdi ne olacağı tam olarak bilinmiyor. Ancak bu gelişme de, ilgili uzmanlar tarafından, Avrupa popülizminin pasifine bir not olarak düşülüyor.

Bilindiği üzere popülist sağcılar dünyanın her yerinde “popülizm gereği” toplumsal söyleme egemen oluyor ve bu tür söyleme duyarlı seçmenini yitirmekten çekinen ana akım partiler de ona ayak uyduruyordu. Böylece sistemin bütünü sağa, hatta uç sağa doğru kayıyordu. Bunu örneğin Avusturya’da, örneğin Hollanda’da saptadık. Siyasal sistemin, popülist radikal sağdan yeniden akıl istikametine yönelme belirtileri ortadayken, merkezde ve merkezin solunda yer alan hiçbir partinin 3-5 oy için popülizme kapılıp uç sağa göz kırpmaları artık söz konusu olmamalıdır.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum