Sinema Sektöründe Neden (Tercihen) Yerli Bir Yatırımcının İkinci Konsolidasyonu Yapmasına İhtiyaç Var? (2. Bölüm)

sinema-sektoru-1.jpg
  • Verimli Bir Sektör Yapısı İçin İkinci Konsolidasyon ve Kaliteli Rekabet

Sinema sektörü monopollü rekabet piyasasının özelliklerini taşır. Kısaca tanımlamak gerekirse çok sayıda firma tarafından üretilen ve birbirinin yerine rahatlıkla ikame edilebilen bir grup ürünün, birbirinden farklıymış gibi gösterilmesi sonucu (farklılaştırılmış mallar) her firmanın belirli alıcı grubu üzerinde monopol gücü sağladığı piyasadır.

Piyasanın Özellikleri:

1- Piyasaya giriş-çıkış engellenmiş değildir,

2- Mallar birbirleri ile çok yakın ikamedir,

3- Çok sayıda satıcı n tane alıcı vardır,

4- Her bir firmanın önemli derecede reklâm masrafı vardır

Piyasadaki düzenleyici, yapımcı, dağıtımcı ve sinema işletmecileri arasındaki mutabakatsızlığa ve bunun yarattığı verimsizliğe baktığımızda yerli bir yatırımcının ikinci bir konsolidasyon ile lidere rakip olabilecek bir oyuncu olarak sektöre girişi sinema sektörünün içinde bulunduğu rekabete adapte olabilmesi için en önemli unsurlardan birdir. Mevcut piyasa yapısında lideri efektif stratejiler üretmeye teşvik edecek bir sinema işletmecileri arası rekabet olmadığı için asıl olması gereken hizmet rekabeti gözden kaçıyor.

Günümüzdeki sinema bileti ve ortalama büfe fiyatlarına baktığımızda çekirdek bir ailenin ayda bir kere sinemaya gitme maliyeti ile Netflix, Blutv ve Bein Sports gibi dizi, film, yerli içerik ve spor müsabakaları içeriklerinin hepsine birden aylık üye olmak mümkün. Asıl rekabet de giderek çevrimiçi yayın platformları ile sinemalar arasında oluşmakta. Bunun temel nedenlerinden biri de asıl rekabetin olması gereken sinema işletmecileri arasında oluş(a)maması. Şikayetivar.com sitesindeki müşteri şikâyetlerine baktığınızda hemen her sinema işletmecisi için benzer hizmet temelli şikâyetlerin olduğunu görüyoruz. Yeni sinema kanunu uzun reklam sürelerine çare olmuş gibi görünse de hizmet kalitesi asıl önemli problem.

Mevcut şehir hayatında hem maliyet hem de ev konforunda içerik izleme imkânı sunan çevrimiçi yayın platformlarına karşı tüketiciyi evinden çıkarıp sinemalara getirecek olan temel unsurları ayrıcalıklı içerik, hizmet kalitesi, salon altyapısı olarak özetlemeye çalışırsak bu unsulara uygun içerik gösteriminin bütün bir yıla yayılamamasından kaynaklı sürdürülebilir bir iş döngüsü oluşamamaktadır.

  • Şirket birleşmelerinin çoğu neden başarısızlıkla sonuçlanır?

Martin Roll Şirket birleşmelerinin yarısından çoğunda, finansal ve kültürel sebepler hissedar değerini tahrip eder. Mevcut ürün veya servislerin geliştirilmesi, kimlik veya yönelim değişikliği, dış piyasalara açılma, yetenekli insanlara veya fikri mülkiyete sahip olma gibi birçok sebepten dolayı; şirket birleşmeleri ve devralmaları, bir marka için değerli olabilir. Bu işlemi yapmaya zorlayan sebeplere rağmen, bunlardan ne kadarının değer yaratabileceği, tartışmaya açık bir konudur.

Beklentiyi karşılayamayan birleşmelerin sebepleri arasında, somut muhabese ve işletme başarısızlıkları ile aşırı değerlendirme gibi beklenti ile gerçekleşen arasındaki farklar gelirken; daha karmaşık nedenler arasındaysa eleman, kültür ve insani duygular gibi sebepler ön plana çıkıyor.  Bunlar aynı zamanda düzeltilmesi en zor alanlardır.

  • Yanlış Stratejilerin Maliyeti Tüketiciye Yüklenmemeli

Menderes Utku ve Muzaffer Yıldırım tarafından kurulan, Türkiye’de yüzde 45 pazar payı ile lider konumda olan Mars Cinema, 2016 yılında 800 milyon dolara Güney Koreli CJ CGV Co’ya satılmıştı. 2001 yılında kurulan Mars Cinema Group, 2015 yılı itibariyle 32 ilde 83 sinema ve 736 perde sayısına ulaşarak Türkiye sinema sektörünün gelişimine önemli katkı sağladı. Yılda 60 milyon adet biletin satıldığı Türkiye’de yayınlanan yabancı filmlerde yüzde 55, yerli filmlerde ise yüzde 38 pay alan şirket, 2005’te Tepe Cinemaxx Grubu’nu, 2010’da da AFM Sinemaları’nı satın almıştı.

Dünyanın önde gelen sinema zincirlerinden CJ CGV, Güney Kore, Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Vietnam, Endonezya ve Myanmar’ın ardından Türkiye’de de faaliyete geçti. Thomson Reuters’da yayınlanan Mirae Asset Daewoo Research’un analist raporuna baktığımızda işlerin CJ CGV için son 3 yılda çok da iyi gitmediğini görüyoruz.  Rapora göre CGV Mars Cinema Group’ un güncel makul değeri satın alma değerinin yarısına kadar düşmüş durumda.

Son yıllarda yapılan yatırımların amortisman maliyetlerinin şirketin Türkiye iş kolu ve genel olarak CJ CGV hisseleri üzerinde oluşturduğu baskı da yine aynı raporda değinilen konulardan bir diğeri. Bu durumu yukarıda bahsettiğimiz talep temelli stratejiler yerine arz odaklı stratejilere aşırı odaklanmanın bir sonucu olarak değerlendirebiliriz.

Box Office Türkiye’nin 18 Temmuz 2019 tarihli haberine göre Türkiye’de en çok sinema salonuna sahip ve dolayısıyla da filme en çok gişe getiren şehri İstanbul. Geniş kopya sayısı ile gösterime giren filmlerin İstanbul’daki gişe payı, genel olarak %32-38 aralığında karşımıza çıkıyor.

Sinema grubu bazında bakıldığında ise 99 sinemanın üçte birinden daha fazlası yani 36 tanesi CGV Mars grubuna ait. Pink’in 12, Site grubunun 8, Avşar sinemalarının 5, Cinemarine grubunun 3, Cinetech, Cinens, Cinemo, Alarko ve Erler Film’in 2 şer salonu bulunmakta. Prestige ve Özdilek’in ise, İstanbul’da 1’er salonu var.

Aşağıda Box Office Türkiye’den aldığım İstanbul bilet fiyatları özetini görebilirsiniz.

Bu beklenti farkının yüksek büfe fiyatları ve bilet fiyatları ile müşterilere yüklenmeye çalışılmasının ise doğru bir yöntem olduğunu düşünmüyorum ki var olan müşteri algısı da bunu destekliyor.

  • Neden Yerli Yatırımcı?

Yazıyı daha fazla rakama boğmamak adına sözel devam edersek Türkiye sinema sektörü mevcut yapısında yerel filmlerin daha çok izlendiği bir dinamiğe sahiptir. Bu nedenle sinema işletmecilerinin yapımcıları iyi anlaması, müşteri taleplerini iyi analiz etmesi ve düzenleyici kurumlarla olumlu diyaloglar kurarak sektöre içinde bulunduğu rekabetçi ortamda ek yük bindirmemesi gerekir. Sadece arz odaklı ve ana hissedarlarının başarılı oldukları ülkelerdeki stratejileri doğru analiz etmeyip herhangi bir yerel uyarlamaya tabii tutmadan müşteriye dikte ettiklerinde içinde bulunduğumuz ortam ile karşı karşıya kalıyoruz.

Buradaki yerli tanımlamamızı dar anlamda mensubu olunan ülke olarak görmemek lazım. Türkiye’de faaliyet gösteren, tüketiciyi anlayan, müşteriyi odağa koyan ve yerelleşebilen her yatırımcı yerel yatırımcı olarak tanımlanabilir. Belki diğer çok uluslu şirketlerin faaliyet gösterdikleri üretim sektörü gibi matbu süreçlere tabi sektörlerde tek bir strateji bütün iştirakler ve ülkelerde herhangi bir yerel uyarlamaya ihtiyaç duyulmadan takip edilebilir fakat sinema gibi faaliyet gösterilen ülkenin kültürel kodlarıyla birebir ilintili bir sektörde daha müşteri odaklı bir stratejinin uygulanması gerekir. Bu nedenle yerel bir yatırımcının sektörü konsolide ederek ikinci büyük oyuncu olarak sektöre girişi sinema sektörü için en hızlı çözüm yolu olarak öne çıkıyor. Aksi halde arz-talep arasındaki bu mutabakatsızlık özellikle yerli sinemanın geleceği açısından büyük risk taşıyor.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum