“Sulak alanların kuruduğu algısı gerçeği yansıtmıyor”

orman-ve-su-isleri-bakanligi-1-bolge-muduru-osman-demirel_853df76.jpg

İSTANBUL (AA) – ETEM GEYLAN – Orman ve Su İşleri Bakanlığı 1. Bölge Müdürü Osman Demirel, sulak alanların kuruduğu algısının gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Son 50 yılda 2 milyon hektarlık sulak alanı kaybettiğimizden ya da Marmara Denizi kadar alanı yitirdiğimizden bahsediliyor. Telaffuz edilen 2 milyon hektar, Van Gölü’nün 5 katına tekabül ediyor. Böyle bir sulak alan yitirilse elbette ki hissedilmesi gerekirdi.” dedi.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, tüm dünyanın “bataklık” dediği, sivrisinek ve hastalık yatağı olarak gördüğü, kurutmaya çabaladığı sulak alanların, sanılanın aksine yararlı ve korunması gereken yerler olduklarını düşünen bir grup insanın öncülüğünde İran’ın Ramsar şehrinde 18 ülkenin temsilcileri, UNESCO, Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile 5 sivil toplum kuruluşunun katılımıyla 30 Ocak 1971’de bir araya geldi.

Bataklık yerine “sulak alan” demeyi tercih ettikleri doğal sistemlerin korunması için uluslararası bir sözleşmenin ilk adımını atmayı hedefleyen grubun müzakereleri 3 gün sürdü. Üçüncü gün, 2 Şubat 1971’de anlaşma metni hazırlandı. Sözleşme, “Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme” olan uzun adı yerine “Ramsar Sözleşmesi” olarak anıldı.

Birleşmiş Milletlere üye 193 ülkenin 164’ü sözleşmeye imza atarak taraf oldu. Bu konuda toplumsal bilincin oluşturulmasına katkıda bulunmak amacıyla 1997’de sözleşmenin imzalandığı 2 Şubat’ın her yıl “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak kutlanmasına karar verildi.

– Türkiye ve Ramsar

Türkiye, her ne kadar kurucu 18 ülke arasında ise de Ramsar Sözleşmesi’ne taraf olması 1994 yılını buldu. O yıl Türkiye, Göksu Deltası, Manyas Gölü, Burdur Gölü, Seyfe Gölü ve Sultan Sazlığı’nı Ramsar alanı olarak sözleşmeye dahil etti. Kızılırmak Deltası, Gediz Deltası, Uluabat Gölü, Akyatan Lagünü, daha sonra da Meke Gölü, Yumurtalık lagünleri, Kızören Obruğu, Kuyucuk Gölü ve Nemrut Gölü listeye eklenerek, Türkiye’nin Ramsar alanı sayısı 14 oldu. Böylece toplam büyüklüğü 184 bin 487 hektar olan 14 sulak alan, Ramsar korumasına alındı.

Sözleşmenin Türkiye’de uygulanmasını sağlamak amacıyla 2002’de Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelik 2014 yılında revize edildi.

Ayrıca 38 sulak alan “Ulusal Önemi Haiz Sulak Alan” olarak ilan edildi.

– “Sulak alanlar neden önemli?”

Orman ve Su İşleri Bakanlığı 1. Bölge Müdürü Osman Demirel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sulak alanların birçok nedenle önemli görüldüğünü belirtti.

Tropikal ormanlarla yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan ekosistemlerinin sulak alanlar olduğuna işaret eden Demirel, şu bilgileri verdi:

“Sulak alanlar, yeraltı sularını besleyerek veya boşaltarak taban suyunu dengeliyor. Sel sularını depolayarak taşkınları kontrol eden sulak alanlar, deniz suyunun girişini önleyerek bölgenin su rejimini düzenliyor. Sulak alanlar bulundukları yörede nem oranını yükselterek, başta yağış ve sıcaklık olmak üzere yerel iklim elemanları üzerinde olumlu etki yapıyor. Tortu zehirli maddeleri alıkoyarak ya da azot, fosfor gibi maddeleri kullanarak suyu temizliyor. Başta bataklıklar ve su kuşları olmak üzere gerek ekolojik değeri gerekse ticari değerleri yüksek, zengin bitki ve hayvan çeşitliliği ile birçok türün yaşamasına imkan sağlıyor. Balıkçılık, tarım, hayvancılık, saz üretimi, ekoturizm, ulaşım imkanlarıyla bölge ve ülke ekonomilerine önemli katkı sağlıyorlar.”

– “Sulak alanlar için 50 yıl önceki şartlar neyse, şimdi de aynı”

Osman Demirel, basında zaman zaman yer alan “Marmara Denizi kadar sulak alanı kaybettik” şeklindeki haberlerin hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Marmara Denizi’nin 1 milyon 150 bin hektar olduğunu belirten Demirel, “Son 50 yılda 2 milyon hektarlık sulak alanı kaybettiğimizden ya da Marmara Denizi kadar alanı yitirdiğimizden bahsediliyor. Ülkemizin en büyük sulak alanı olan Van Gölü’nün 364 bin hektarlık bir alana sahip olduğu düşünülürse haberlerde telaffuz edilen 2 milyon hektar bu gölümüzün 5 katına tekabül ediyor. Dolayısıyla böyle bir sulak alan yitirilse elbette ki hissedilmesi gerekirdi. 50 yıl önceki şartlar neyse şimdi de aynı, sulak alanlar yönünden bir değişiklik yok.” dedi.

Sulak alanların kuruduğu yönündeki algının gerçeği yansıtmadığını kaydeden Demirel, “Sulak alanlardaki su miktarı, iklim değişikliğinin de etkisiyle yıllara ve hatta mevsimlere göre değişiklik göstermektedir. Bakanlığımız, bu alanlar için su takviyeleri dahi yapıyor. Bu çalışmaların görülmeyip sadece olumsuzlukları öne çıkararak haber yapmak ve bu haberleri akla sığmayacak şekilde abartmak, kamuoyunu yanlış yönlendirmektedir. Söylendiği gibi sulak alanların kuruduğu algısı gerçeği yansıtmıyor.” diye konuştu.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı 1. Bölge Müdürü Osman Demirel, son dönemde yapılan baraj ve yapay göllerin sulak alanlara zarar verdiği algısının da doğru olmadığını ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu:

“Barajlar ilk bakışta ‘sulak alana zarar veriyor’ diye düşünülse de aslında yaban hayatı için son derece önemli habitatlardır. Bunlar aynı zamanda Ramsar Sulak Alan sınıflandırması içinde de ‘Yapay Sulak Alanlar’ başlığı içinde yer alır. Özellikle Hirfanlı Barajı, Sarıyar Barajı, Atatürk Barajı, Keban Barajı gibi barajlar su kuşları açısından zengin durumda olan barajlardır. Keban Barajı’nın güney kıyıları Ulusal Önemi Haiz Sulak Alan olarak ilan edilmiştir. Yedikır Baraj Gölü içinde bulunan ada, Akpelikanlar için önemli bir üreme habitatı oluşturmuştur.”

– İstanbul

İstanbul’da Terkos, Küçükçekmece ve Büyükçekmece göllerinin “Ulusal Öneme Sahip Sulak Alan” olarak, Danamandıra Gölü’nün de “Mahalli Önemi Haiz Sulak Alan” olarak değerlendirildiğini belirten Demirel, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu alanlarla ilgili herhangi bir azalma, herhangi bir endişe söz konusu değil. Sadece içme suyu rezervi olarak kullanılan alanlarda kuraklık, kurak periyotların etkisiyle belli dönemlerde su azalmaları yaşanabiliyor. Yağışlar normal seviyelere geldiğinde buralar için herhangi bir su sıkıntısı veya sulak alanı kaybettik gibi bir endişe söz konusu değil. İstanbul’daki bu önemli sulak alanlarımızın geleceğini tehdit eden hiçbir uygulama gündemde değil. Bir sulak alanın kurutulması bizim gündemimizde değil ve Bakanlığımızın bu konuda verilmiş herhangi bir izni bulunmuyor.”

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum