Karamollaoğlu’ndan Yıldırım’a yanıt: ‘…sizinle gelen birçok insan sizi bıraktı gitti’

1038312631.jpg

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Cumhur İttifakı’nın İstanbul adayı Binali Yıldırım’ın Milli Gazete ziyaretinde bir dönem aynı siyasi hareketin içinde yer aldıkları Saadet Partilileri kastederek yönelttiği, “Acıda, sevinçte bir araya geliriz; dünyaya bakış, ahirete bakış, yaşayışta ne farkımız var” sorusunu yanıtladı.

Kökenlerini Milli Görüş’ten alan AKP ile Saadet Partisi arasında politikalar konusunda ciddi ayrılıklar olduğunu ifade eden Karamollaoğlu, “İnanç, insanlarda şeklen birtakım taleplerde bulunabilir ama temelinde prensipler vardır: Adalet bunun başında gelir, dürüstlük, liyakat bunun başında gelir; istişare bunun olmazsa olmaz bir parçasıdır. Biz bunlara önem veriyoruz” dedi. Karamollaoğlu, “Biz camide aynı noktada saf tutuyoruz da, dışarıya çıkınca prensiplerimiz kayboluyor, değişiyor, farklı prensiplere göre davranıyoruz” diye ekledi.

“Adalet ve kalkınma kavramına odaklanıp sizinle gelen birçok insan sizi bıraktı gitti”

AKP’nin kurucu kadrosunda yer alan ancak daha sonra partiyle arasına mesafe koyan isimleri de hatırlatan Karamollaoğlu, “Bakın bizden koptuğunuzda bile sizinle beraber adalet ve kalkınma kavramına odaklanıp sizinle gelen birçok insan sizi bıraktı gitti. Niye gittiler? Çünkü bu kavramlar sadece lafta kaldı, hayattaki etkisi ortadan kaldırıldı. Kaldırılınca da dediler ki, yok biz böyle devam edemeyiz” diye konuştu.

“Sarayları, ihtişamı gören ‘Yav ne kadar mükemmel bir ülke varmış burada, haberimiz bile yokmuş’ der zannediyorlar”
“Biz mesela Türkiye’nin manevi, ahlaki değerlerinin ihyasını düşünürken adaleti de, eğitimi de bunun içine muhteva ediyoruz” diyen Karamollaoğlu, şöyle devam etti:

“Hemen bunun arkasından da bir ülke güçlü olmazsa hayatiyetini devam ettiremez diyoruz. Bu arkadaşlar gücün nereden kaynaklandığını unuttular. Bunlar biz bunu sadece görüntüde yaparsak yeter diye düşündüler; sarayları gören, bu ihtişamı gören ‘Yav ne kadar mükemmel, müthiş bir ülke varmış burada, haberimiz bile yokmuş’ der zannediyorlar. Halbuki Osmanlı Topkapı’nın o mütevazi odalarında dünyayı yönetiyordu; Dolmabahçe Sarayı’na geçtikten sonra biz hemen çöktük. İhtişam, güç manasına gelmez.

“39 ilçede miting yapacaktı Sayın Cumhurbaşkanı, ikiye indirdi; seçime artık doğrudan doğruya Binali Bey giriyor”

İstanbul’da çarşamba günü gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda T24’ün Binali Yıldırım’ın Milli Gazete ziyaretinde kullandığı ifadeleri nasıl değerlendirdiğine dair sorusunu yanıtlayan Karamollaoğlu, şunları söyledi:

“Binali Bey, farklı mizaçta bir insan. Onu herkes kabul ediyor; daha mülayim, daha rahat irtibat kurulabilir, daha rahat konuşulabilir… Bu son döneme kadar mahalli seçimlere belediye başkanları girmedi, seçime giren Cumhurbaşkanı ve diğer partilerin adaylarıydı. Diğer adayların adını, sanını bile birçok yerde insanlar duymadılar. Bu tabii, Sayın Cumhurbaşkanı’nın popülaritesi çok yüksek olduğu zaman karşılık buldu ama ülke her konuda aşağı doğru inmeye başlayınca; -ekonomik problemler, dış politika, eğitim irtifa kaybetmeye başlayınca işe yaramadı. Dikkat edin 39 ilçede miting yapacaktı Sayın Cumhurbaşkanı, ikiye indirdi onu. Şimdi seçime doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı değil Binali Bey giriyor, çünkü bu işlerine geliyor.

“Bizim neyimiz ayrı diyor; peki ama neden 2001 yılından sonra bu ayrılık oldu? Politikalarda çok ciddi farklılıklar oldu; biz bir işin özünü istiyoruz. Erbakan Hocamızın bir sözü vardı; bazı müzeleri ziyaret ettiğimizde kuşlar görürüz, doldurulmuştur içi. Kargaysa kargadır, leylekse leylektir; ama canlı değildir. Rahmetli oldu ikisi de; Demirel, ‘Biz de böyleyiz’ dediğinde, Hoca demişti ki, ‘Yok biz içi saman dolusunu değil, canlısını istiyoruz’. İnanç, insanlardan şeklen birtakım taleplerde bulunabilir ama temelinde prensipler vardır: Adalet bunun başında gelir, dürüstlük, liyakat bunun başında gelir; istişare bunun olmazsa olmaz bir parçasıdır.

“Adalet ve kalkınma kavramları lafta kaldı”

“Biz bunlara önem veriyoruz, kutuplaşmadan onun için uzak durmamız icap ediyor. Yeri geldiği zaman aynı duyguları paylaşmadığımız insanların derdiyle dertlenmemiz gerekiyor. Seçimi kazancağız; nasıl kazanırız, kutuplaşma meydana getirerek. Bendeki hataları görse bile, o hataları gözardı etsin, ben öyle bir düşmanlaşma meydana getireyim ki, karşıdaki insan doğru söylese bile desteklenmesin. Hatalar buradan kaynaklanıyor. Elbette, ‘Adalet işlemiyor mu’, ‘Liyakate önem verilmiyor mu’ diyen olabilir. O zaman diyorum ki, bakın bizden koptuğunuzda sizinle beraber adalet ve kalkınma kavramına odaklanan birçok insan bıraktı gitti sizi. Niye gittiler? Çünkü bu kavramlar sadece lafta kaldı, hayattaki etkisi ortadan kaldırıldı. Kaldırılınca dediler ki, yok biz böyle gidemeyiz.

“Gücün nereden kaynaklandığını unuttular; Osmanlı, Topkapı’nın mütevazi odalarında dünyayı yönetiyordu; Dolmabahçe Sarayı’na geçtikten sonra çöktü”

“Her yönleriyle onlar bizim söylediğimiz noktaya geldi mi, gelmedi mi bilmeyiz ama politikalarını başka esaslar oluşturuldu. Biz mesela Türkiye’nin manevi, ahlaki değerlerinin ihyasını düşünürken adaleti de, eğitimi de bunun içine muhteva ederdik. Hemen bunun arkasından bir ülke güçlü olmazsa hayatiyetini devam ettiremez derdik. Bu arkadaşlar gücün nereden kaynaklandığını unuttular. Bunlar sadece görüntüde biz bunu yaparsak yeter diye düşündüler; sarayları gören, bu ihtişamı gören ‘Yav ne kadar mükemmel, müthiş bir ülke varmış burada, haberimiz bile yokmuş’ der zannediyorlar. Halbuki Osmanlı Topkapı’nın o mütevazi odalarında dünyayı yönetiyordu; Dolmabahçe Sarayı’na geçtikten sonra biz hemen çöktük. İhtişam, güç manasına gelmez.

“Dış politikada biz, mağdurlarla birlikte olmayı önemli buluyoruz. Erbakan Hoca İslam birliğine önem verdi, ama bu sadece bununla kalan bir şey değil; mağdur kalan bütün ülkeleri toplayıp, adalete dayalı yeni bir dünya oluşturmazsak huzur olmaz dedi. O yüzden biz camide aynı noktada saf tutuyoruz da, dışarıya çıkınca prensiplerimiz kayboluyor, değişiyor, farklı prensiplere göre davranıyoruz.

“Bugün Türkiye’de partizanlık hiçbir ülkede görülmeyen bir seviyeye çıktı; partizanlık insanları birbirlerine hasım, düşman haline getiriyor. Ailelerin içinde bile gerginlik var. Bir araya gelelim dendiği zaman, gelebilir miyiz, gelebiliriz ama nasıl, prensiplerle. Bu seçimler, en azından şimdi, “Yav bizim birbirimize yaklaşmamız, konuşmamız lazım, mütalaa etmemiz lazım” kanaatini doğurdu iktidarda, bu iyi bir şey. Seçimden sonra da devam etmesi lazım.”

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum