CHP’li Çakırözer Libya anlaşmasının risklerini açıkladı

1574158291109-fghfghfhg.jpg

Meclis Dışişleri Komisyonu’nun CHP’li üyesi Utku Çakırözer, bu hafta TBMM Genel Kurulu’nda ele alınması beklenen Libya ile askeri işbirliği mutabakatının Türkiye’yi karşı karşıya bırakacağı riskleri sıraladı. Çakırözer, iktidarın “tezkere olmadığı” yönündeki açıklamalarına karşın mutabakat muhtırası ile Libya’ya hem askeri personel hem de silah gönderilmesinin önünün açıldığını söyledi.

Muhtırada Libya’ya “savunma ve güvenlik kuruluşları mensubu sivil şahısların” gönderileceğinin belirtildiğini ifade eden Çakırözer, “Böyle bir tanım başka hiçbir anlaşmada yok. Bu savunma ve güvenlik kuruluşları kimlerdir, bunlara mensup sivil şahısların kontrolünü kim üstlenecek?” dedi.

Anlaşmanın, Birleşmiş Milletler’in Libya’ya yönelik silah ambargosunu delmenin resmi kanıtı olacağını dile getiren Çakırözer, “8 yıl önce Suriye’de de benzer hatalar yapıldı. En büyük zararı ülkemiz ve Türk halkı gördü. Şimdi de ikinci bir Suriye macerası ile karşı karşıya olduğumuzu düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Türkiye ile Libya arasında köklü bir bağ olduğunu CHP’nin Libya ile ilişkilerin güçlendirilmesinden yana olduğunu belirten CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, “Ancak şu anda orada bir iç savaş var. Libya’nın ve Libya halkının iyiliğini istiyorsak, taraf tutarak oraya silah göndermek yerine, orada barışın sağlanması için uğraşmalıyız. BM’nin bu yöndeki çabalarına destek vermeliyiz. Ama iktidar tam tersini yapıyor. BM raporlarında Türkiye’nin Libya ambargosunu deldiğine ilişkin kaygı verici ifadeler var. Yapmamız gereken bu ateşin üstüne benzinle gitmek değil, bu ateşi söndürmek olmalı. Libya’daki iç çatışmanın çözümüne değil daha da derinleşmesine yol açabilecek unsurlar içermesi nedeniyle bu metinden kaygılıyız” dedi.

8 yıl önce Suriye’de benzer bir hatanın yapıldığını anımsatan Çakırözer, “Rejim değiştirme tezi ile yola çıktık. İyi ilişkimiz olan Suriye’nin içindeki çatışmada gereksiz yere taraf olduk. Bundan en büyük zararı ülkemiz gördü. Şimdi de Libya’da, ülkemizin çıkarlarına zarar verebilecek ikinci bir Suriye macerasıyla karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı. Çakırözer, Libya ile imzalanan Güvenlik ve Askeri İş Birliği Mutabakat Metnine ilişkin kaygıları şöyle sıraladı:

 “Askeri personel de gidecek”

“Bu muhtıra Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne hem askeri personel hem de silah, mühimmat ve diğer kara, deniz, hava araçları transferinin önünü açmakta. İktidar ‘bu bir tezkere değil’ dese de daha önce Katar’a benzer bir askeri işbirliği anlaşması ile önemli miktarda asker gönderdiğimiz gerçeğini unutmamamız lazım. Libya ile mutabakat metnindeki unsurlar, hem asker hem de silah gönderilmesine açık kapı bırakmakta.

Anlaşmada Türkiye’den Libya’ya ‘savunma ve güvenlik kuruluşları mensubu sivil şahıslar’ adı altında bazı kişilerin gideceği belirtiliyor. Türkiye’nin başka ülkelerle imzaladığı benzer hiçbir anlaşmada böyle ucu açık, örtülü bir tanım olmaması düşündürücü. Nitekim bu tanımlamaya dayanarak, yabancı basın organlarında; başkanlığını Cumhurbaşkanlığı’na yakın bir eski tümgeneralin yaptığı SADAT isimli savunma şirketinden ya da benzer özel kuruluşların şemsiyesi altında hükümeti koruma amacıyla Libya’ya grupların gönderileceği iddiaları çıkmakta. Bu kaygı verici iddiaların gerçek olmadığına inanmak istiyoruz. Mutabakat muhtırasında bahsedilen bu savunma ve güvenlik kuruluşları kimlerdir, bunlara mensup sivil şahıslar kimlerdir, bu sivil şahısların kontrolünü kim üstlenecek? Bu soruların yanıtları kamuoyu ile paylaşılmadan böyle ucu açık bir anlaşmanın yürürlüğe girmesini doğru bulmuyoruz.

“Diğer askeri anlaşmalarda bu maddeler yok”

Dışişleri Komisyonu’na gelen Bakan Yardımcısı, ‘Bu anlaşma imzaladığımız diğer askeri anlaşmalardan farksız’ diyor. Son olarak Sırbistan ile imzalanan anlaşmayı örnek gösteriyor. Biz baktık ne Sırbistan, ne de bir başka ülke ile imzalanan askeri anlaşmalarda ‘savunma ve güvenlik kuruluşları mensubu sivil şahıslar” tanımı yok.

“Ambargo delmenin vesikası”

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Libya için aldığı silah ambargosu kararı var. Bu ambargonun uygulanmasını denetleyen BM raportörlerinin Türkiye’nin bu ambargoyu ihlal ettiği yönünde ciddi iddiaları var. Türkiye’ye yönelik böyle bir itham varken; mutabakat metninin bu haliyle, yani her türlü askeri araç-gereç, silah ve mühimmat transferinin önünü açan bir biçimde yapılması, tüm dünyada ambargoyu deldiğimizin resmi kanıtı olarak algılanacaktır. Türkiye, uluslararası kamuoyunda çok olumsuz bir imaj ile karşı karşıya kalacaktır.

Anlaşmada gizli bilgi ve teçhizat değiş tokuşunun da önü açılıyor. İç savaş şartlarındaki Libya’da yönetim her an değişebilir. Yani bu gizli teçhizat ve bilgilerin artık bizi karşıt olarak gören diğer tarafın eline geçmesi her an mümkündür. Bu risk, hepimiz için çok büyük endişe kaynağı olmalıdır.

“Doğu Akdeniz’deki yalnızlığı gidermeyecek”

AKP iktidarı bu kaygı verici anlaşmayı kısa süre önce CHP’nin de desteğiyle Meclis’ten geçen yine Libya ile yapılan Deniz Yetki Sınırları anlaşmasını güvence altına almak için Meclis’e getirdi. Ama Deniz Anlaşmasının Libya tarafındaki onayında sıkıntı var. Libya Meclisi ‘Biz bu anlaşmayı tanımıyoruz’ diyor. Şimdi de Libya’daki çatışmanın taraflarından birini askeri olarak destekleyen bir metin var önümüzde. Bu anlaşma bu haliyle ne Deniz Yetki Sınırları Anlaşmasının onaylanarak yürürlüğe girmesini kolaylaştırır, ne de temel stratejimiz olan Doğu Akdeniz’deki yalnızlığımızın giderilmesine katkı sağlar. Tam tersine Doğu Akdeniz’deki yalnızlığımızı daha da derinleştirecek. Türkiye’nin ve KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki hakkını, hukukunu korumanın yolu Libya’daki iç savaşa taraf olmaktan değil, haklı Kıbrıs davamızı; başta Ortadoğu ve Akdeniz olmak üzere tüm ülkeler iyi ilişkiler ve güçlü diplomasi aracılığıyla anlatmaktan geçer.

“Elimizi yeni bir ateşin içine sokuyoruz”

Bu anlaşma ile Türkiye elini bir ateşin, iç savaşın ortasına resmen sokmakta. 8 yıl önce rejimi değiştirme çabası ile Suriye’deki çatışmanın tarafı olmamızı anımsatıyor. O Suriye macerasının bedelini milletçe ödedik ve hala ödüyoruz. Suriye’de ortaya çıkan istikrarsızlık nedeni ile Türkiye terör saldırılarında vatandaşlarını yitirdi, 4 milyon Suriyeli ile yıllardır baş başa yaşamak zorunda kaldık, sınır ticaretimiz yok oldu, Suriye’nin yanısıra birçok bölge ülkesi ile ilişkilerimiz yok denecek noktaya geldi. Şimdi Libya’da ikinci bir Suriye macerasına girilmesinden kaygı duyuyoruz. Bu nedenle bu anlaşmanın şimdi kabulünün uygun olmadığını düşünüyoruz.

“Sevr, Lozan’da ters düz edildi”

Türkiye’nin Libya ile imzaladığı anlaşmalarla “Sevr anlaşmasının ters düz edildiği” yönündeki açıklamaları da değerlendiren Çakırözer, “Sevr, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi olan Lozan’da ters düz edilmiştir. Lozan Sevr’i ters düz ettiği için uluslararası hukuk ve diplomasi başarısıdır. Doğu Akdeniz’de Sevr’in ters düz edilmesine ihtiyaç yoktur. Aksine, böylesi yeni bir macera bizatihi Lozan’ı ters düz edecektir” diye konuştu.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum