Bülent Arınç ‘zillet, illet ittifakı’ söylemlerini eleştirdi

headline-9.jpg

Habertürk’te Kübra Par’ın sorularını yanıtlayan eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Arınç, seçim döneminde AKP ve MHP saflarında özellikle kullanılan ‘zillet, illet ittifakı’ söylemlerinin kullanılmaması gerektiğini vurgularken Bir ittifak bize haksa, bizim karşımızdakiler için de hak” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile geçmişte bir dargınlık yaşadığını söyleyen Arınç, daha sonraki süreçte kucaklaşarak hasret giderdiklerini belirtti. 31 Mart seçimlerinde AK Parti’nin başarısız olmadığını dile getiren Arınç, “Çok mu başarılıyız? Hayır, o da değil” diye konuştu.

Arınç’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

– Özel bir görüşmeydi sayın Cumhurbaşkanımızla. Kendisinden randevu talep etmiştim. Takriben 1 saat kadar sürdü. İçeriği hakkında bir şey söyleyemem doğrusu. Sayın Cumhurbaşkanıyla geçen hafta da bir araya gelmiştik. Bazı konuları süratle aktarmak gerektiğinde kendilerinden talepte bulunuyorum. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Yüksek İstişare Kurulu üyesi olarak küçük bir mekânda hazırlandı. Çeşitli olaylar, konular hakkında kendisiyle görüşüyoruz. Bugün de saat 12.00 ile 13.30 arasında bir görüşmemiz oldu.

– Ben 1995 seçimlerinde parlamentoya girdim ve tam 20 yıl aralıksız 5 dönem milletvekilliği yaptım. Siyaset bir yaşam tarzı, 40 yıldan fazla siyasetin içinde çalışmış bir insan olarak siyasetten kopmanız mümkün değil. Ben 3 yıldan bu yana kendime ait bir ofiste gelen misafirleri ağırlıyorum. Siyaset bana göre sadece milletvekilliği, bakanlık değil. Siyaset ülkenin yönetimi hakkında bilgisi, düşüncesi, kabiliyeti olan herkesin bir şeyler söylemesidir. Biz bu işe o günden bugüne devam ederken maalesef bazı trol ve troliçeler bizi muhalefetin merkezi olarak gösterme yoluna gittiler. Biz genel başkanımız ve Cumhurbaşkanımız olarak başımızda bulunan insana karşı muhalefet yapmadık. Bazı arkadaşlarımız yapmış olabilir.

‘YÜKSEK İSTİŞARE KURULU ÜYELİĞİNİ ONUR OLARAK KABUL ETTİK’

– Hiçbir mevki, makam, siyasi etiket beklemeden bu işi yapıyoruz. Şimdi üstlendiğimiz görev tam zamanlı bir mekanizma değil. Ben bir kamu görevlisi değilim. 5-6 ay öncesinde sayın Cumhurbaşkanımız benim de bulunduğum grubun içerisinde ‘Sizler çok hizmet ettiniz, sizinle yakın plan çalışmak istiyorum’ dedi. Kızılcahamam’daki toplantıyı kastediyorum. Cemil Bey, Köksal Bey, İsmail Kahraman Bey vardı. Biz kendimizi ortaya koymadan doğru olacağını düşündük. Biz de bunu onur olarak kabul ettik. Resmi Gazete’de yayınlanan şudur. 15 Mayıs Çarşamba günü. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin özeti, ‘millete ve devlete hizmeti geçmiş bilgi sahibi kişilerin bu kazanımlarından istifade edilmesi amacıyla Yüksek İstişare Kurulu oluşturulmuştur’ deniyor. Millete ve devlete hizmeti geçmiş, bilgi ve birikim sahibi kişilerin kazanımlarından istifade edilebilmesi amacıyla.

– Bu konu gündeme geldiğinde hem kendilerine teşekkür ettik. Sadece meclis başkanlarıyla sınırlı olmasın, çok önemli diplomat, emeği geçmiş eski genelkurmayl başkanı, yüksek yargıda görev yapmış insanları da değerlendirseniz daha iyi olur diye görüşümüzü ifade ettik. Kendisi de uygun gördü. Zaman içerisinde genişletilebilir.

‘SAYIN HİKMET ÇETİN SİYASİ ANLAMDA YİK ÜYELİĞİNİ UYGUN GÖRMEDİ’

– İsimler belirlendi, çalışma usül ve esasları da belirlendi. Biz 15 Mayıs’tan itibaren Cumhurbaşkanlığı YİK’te çalışmaya başladık. Ben sayın Hikmet Çetin’i çok sever ve saygı duyarım. Kaldı ki bizim Meclis’te de özel odamız var. Birbirimize komşuyuz. Kendisiyle görüştüm, siyasi anlamda uygun görmediğini münasip bir lisanla konuşmuştu. Hikmet Çetin Bey’e saygı duyuyorum. Halen CHP’nin toplantılarına katılan bir ismin sayın Cumhurbaşkanımızın yanında görülüyor olmasını Hikmet Bey’in kendisi hoş karşılamamış olabilir.

‘BİRİKİMLERİMİZDEN İSTİFADE EDİLMESİ, HEPSİ BUDUR’

– Yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde politikaları bu kurullar belirleyecek ve sayın Cumhurbaşkanımıza arz edecekler. Mesela geçtiğimiz günlerde Yargı Reformu Stratejisi’nin sonuçları Cumhurbaşkanımızın bizzat kendi ağzından yayınlanmış olmalı. Ben kendim bulunamadım. Biz çok daha geniş bir görevin içerisindeyiz. YİK’te biz heyet üyeleri olarak, isterseniz encümen-i daniş, isterseniz meşveret deyin. Bu memlekete hizmet etmiş kişilerin bilgi ve birikimlerinden istifa edilmek için bir heyet, hepsi bu.

– Ben hükümet içindeyken zaman zaman çok yüksek sesle Başbakanlarımıza karşı, kimse o zaman Başbakan eleştiri hakkımı kullandım. Bazen kendime yöneltilmiş eleştirileri meşru müdafaa çerçevesinde cevap hakkımı kullandım. Bu benim hem insani hem İslami görevimdir. Benim İslam anlayışında eleştirinin çok önemli yeri ve payı var. Erbakan hocamıza karşı bizzat eleştiri yapmış olan eleştirilerimden kimse gocunmasın. Doğru bildiklerimi söyledim. Alınan kararlara da benim düşüncemin dışında olması halinde bile aynen uyguladım. Bu eleştirileri farklı anlamda istifade etmeye çalışan, bizi Başbakanla aramıza mesafe koymaya çalışanlar oldu. Bunların oyununa birileri düştü. Çok önceden 3 dönem şartına uyacağımı ifade ettim. 7 Haziran’da ‘Allah’a ısmarladık’ dedim. Devam etseydim, onlar benim için kıymetli insanlar, ben de onlar için kıymetli bir insanım.

‘KENDİSİYLE BİR DARGINLIĞIMIZ HEMEN HEMEN VARDI’

– 15 Temmuz gecesi iki daire ötemde MİT Müsteşarımızın oturduğu yer var. Bunlar bildiklerine göre bombayı bırakacaklarını bekliyordum. Cumhurbaşkanımıza karşı suikast girişimi var. Cumhurbaşkanımızın ‘Herkes sokaklara çıksın’ çağrısı olmasaydı bunlar muvaffak olurdu. Aynı şekilde Binali Bey ve ben de iki kanala bağlandım ve hepimizin Cumhurbaşkanımızın emrinde olmamız gerektiğini söyledim. 250 şehit, Allah hepsinden razı olsun. O zaman kendisine mektup yazdım. ‘Bundan önce aramızda çok tartışmalar oldu. Bu insanlar hakkında hüsnü zan besledik. Şimdi görüyoruz ki ülkemiz büyük bir tehdit altındadır’ dedim. Bir dargınlığımız hemen hemen vardı. Mektubu yazdım, 1 ay sonra görüşme gerçekleştirdik. Birbirimizi kucaklaştık. Bu mektup yayınlandı. Yeni bir yöntem yaptık. O süreçte bize karşı büyük suçlamalar oldu. Onların hepsini göğüsledik.

‘SOSYAL MEDYA BENİM NE KADAR ALACAĞIMI TARTIŞTI’– Bunlar birtakım soytarıların ortaya attığı şeyler. Bu internet alanı, sanal medya, sosyal medya o kadar sorumsuz, ahlak dışı şeylerin yazıldığı bir alan oldu. Şimdi YİK üyesi olduğunu ben açıkladım. Benim için büyük şereftir. Cumhurbaşkanlığımız için çok önemli kuruluştur. Şimdi sosyal medyaya bakıyorum, ‘kaç para aylık alacaklar?’. Kimisi 13 bin kimisi 15 bin diyor. Yazılanları söylüyorum. Bir başka gün 54 bin lira alacakmışız, onun üzerine bir sürü ahlak dışı yorumlar. Geçen birisi söyledi, ‘yanlış söylüyorlar 500 bin lira alacaklar’ dedi. Bir ücret alacaksak, biz bunu hiç konuşmadık ki. Konuşmaya değer mi? Biz Meclis Başkanlığı yaptık. Meclis Başkanlığı bize araç tahsis etti. 4 koruma verdiler. Hayatımı sürdürüyorum. Emekli maaşımızı alıyoruz, ofisimizde oturuyoruz. Meclis Başkanlığında yerimiz var. Şimdi benim ne alacağımı ben düşünmüyorum ki, birtakım edepsizler yorum yapsınlar.

‘OĞLUMUN MİLLETVEKİLLİĞİ İSTİSMAR EDİLMEMELİ’

– Bilgi Edinme Kanunu benim dönemimde çıktı. Ama özlük haklarıyla ilgili kimse bilgi vermez. Bir insan iyi niyetle bunu sorabilir. Ama biri 13 bin, öbürü 13 bin, diğeri 54 bin alıyor, haydi vur bunlara. Sen bana sordun cevap alamadın da ondan sonra mı uyduruyorsun bunları. Elimde imkan olsa bu hainlikleri yapanların hepsinden hesap sorarım. Davaları takip ediyoruz. Benim oğlum siyasete meraklı ve siyaseti en güzel şekilde yapan bir insan. Çok iyi performansı var, beni bile geçti. Arınç soyadının siyasette devam etmesini tabii ki isterim. Twitter’den onu takip ederseniz, İstanbul seçimleri için günde 10 saat çalıştığını görüyorsunuz. Damadım beraat etti dediniz, Allah söyletti inşallah. Bazı geri zekalılar, işte alışveriş yaptılar, al gülüm ver gülüm beraat ettiler deniyor. Damadım ağır cezada yargılanıyor, inşallah beraat eder. Hakkındaki suçlamaların ne kadar entipüften olduğunu yine sizin programınızda söylerim. İki konuda hiçbir zaman pazarlık mevzu olmamıştır. Cumhurbaşkanımız bilir Mücahit Arınç’ı. Şu anda parlamentoda en az 25 milletvekili babaların soyadını taşıyarak çalışıyorlar. Oğlumun milletvekilliği istismar edilmemeli.

‘AK PARTİ BAŞARISIZ MI HAYIR, ÇOK BAŞARILI MI HAYIR’

– 31 Mart’ta il genel meclisi oyları, büyükşehir belediye başkanlığı oylarına baktığınızda alınan oy oranları göreceli olarak AK Parti’nin başarılı olduğunu gösterir. Ama büyükşehirlerden kaybı var. Dün sayın Cumhurbaşkanımız bir başka zaviyeden bakarak ‘Biz Ankara ve İstanbul’u kaybetmedik ki’ diyor. Büyükşehir Belediye Meclis’nin bütün komisyonlarında AK Parti’nin hakimiyeti var. Sadece büyükşehir belediye başkanlığını kazanamamak bir tarafa ama meclis üyeleri, komisyonlukları da başka başarı. Ben Ankara’da sayın Özhaseki’ye kullandım, sayın Veysel Tiryaki’ye oy kullandım. Belediye meclisinde yine AK Parti’nin çoğunluğu var. Sembolik olarak büyükşehir belediye başkanlığı önemlidir ama her şey değildir. Bu ittifakın kurulmuş olması öncelikle İstanbul ve Ankara’yı kazanabilmekti. Önemli olan AK Parti başarısız mı? Hayır değil. Çok mu başarılı? Hayır o da değil.

‘YÜKSEK SEÇİM KURULU’NUN KARARLARI KESİNDİR’

– Bir hukukçu olarak hiçbir yoruma gitmeden bunu tartışmanın hiçbir yararı yok. 20 tane seçim geçirmiş bir insanım. YSK kararları kesindir. Yayınlandığı andan itibaren yürürlüğe girer. 7’sinin evet 4 tanesinin hayır demiş olmasının pratikte hiçbir faydası yok. 367 benim zamanımda oldu. Ben Meclis Başkanıyım. Hiç olmayacak bir şey oldu. CHP Sabih Kanadoğlu’nun yorumuna gitti ve Anayasa Mahkemesi iptal etti. Arkasından iki tane cesaretli iş yaptık. Kasım’da yapılacak seçimleri Temmuz’a aldık. İkincisi biz halkın Cumhurbaşkanını seçmesini istiyoruz dedik, anayasayı değiştirdik. Temmuz’da seçime gittik millet bize yüzde 47 verdi.

‘ESKİ SİSTEMDE KENDİ ADAYLARIMIZLA GİTSEYDİK YÜZDE 95 KAZANIRDIK’

– Her şey İstanbul seçimi üzerinde dönüyor. İstanbul’a sadece büyükşehir belediye başkanı seçmek iddiası değil ki. AK Parti açısından çok önemli. Bir ittifakın sonucunun alınması lazım. Ben 25 yıldır İstanbul’u yönetiyorum. İstanbul neredeyse Türkiye’nin beşte biri. İstanbul’u kazanan şunu kazanır, kaybederse bunu kaybeder deniyor. Bu sözler boş sözler değil. AK Parti’nin alması lazım. CHP de almak istiyor. Bu seçimde bir ittifak olmasa Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olmasaydı, AK Parti kendi adaylarıyla gitseydi yüzde 95 kazanırdık. Ama şimdi bu sistemin içinde var olmaya çalışıyoruz. Cumhurbaşkanlığı sistemini tartışmak için henüz erken. Birtakım uygulamaları görmek gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın olmazsa olmazı bu sistem. Henüz bir sene geçti. Eleştiriyi erken buluyorum.

‘BİNALİ YILDIRIM BEY BENCE İSTANBUL’DA SAHAYA GEÇ İNDİ’

– Binali Yıldırım’ın şansı daha yüksek. Ben Yıldırım Bey’i sayın Erdoğan’ın en yakın arkadaşı olarak biliyorum. İDO çok önemlidir İstanbul’da. Tayyip Bey’in o kadar başarılı, akıllı arkadaşları vardı ki, hepsi İstanbul’da destan yazdı. Tayyip Bey’in arkadaşları 200 kilometreden İstanbul’a su getirdi. Binali Bey’in Ulaştırma Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki çalışmalarında İstanbul’un ulaşım ve şehirleşmede imzası olan bir insandır. Bu şehre en çok daha iyi kim hizmet edebilir? Bu Binali Bey’den başkası olamaz derim. Bence alana biraz geç inmekle mesafeyi açtı. Ekrem İmamoğlu’nun sokağa çıktı kendisi Ankara’da TBMM’de Başkanlık yapıyordu. Yoksa Tarık Bin Ziyad gibi gemileri yakıp ‘geldim’ dese biz bu hallere düşmez ve seçimi alırdık.

‘MİLLETİN KARŞISINA KESİN VE NET ÇIKMAK LAZIM’

– Günde en az 18-20 saat çalışıyor, koşuyor İstanbul’da Binali Bey. Toplum kesimlerine gerçekçi işler söylüyor. Ekrem İmamoğlu da başarılı ama bizim adayımız Binali Yıldırım. Kocaeli’nde, Denizli’de, Çorum’da konuştum. Bunların hepsi 31 Mart’tan sonradır. Bir defa biz seçimden itibaren süreci iyi yürütemedik. Şimdi bunu kapatmaya çalışıyoruz. 31 Mart öncesinde eksikliklerimiz vardı. Seçim akşamından itibaren millet iki tarafı izlerken arada çelişkiler bulmaya başladı. Milletin karşısına kesin ve net olarak çıkmak lazım. Sonra kanuni itirazlar yapıldı. Sonuç verdi, iptal kararından sonra hem Binali Bey hem teşkilatlarımız dört elle çalışıyorlar. Ümit ve temenni ediyorum ki, seçimi kazansın.

‘SAADETLİ KARDEŞLERİMİZ DE AK PARTİ’YE OY VERECEK’– Saadet Partisi’nin öncesiyle sayın Erbakan hocamızla 31 yıllık beraberliğim var. Kitabımda anlatıyorum. Lütfen edinsinler okunsunlar. Hocama saygıda kusur etmedim. AK Parti’nin kuruluşuna kadar hiç kırıcı bir şeyimiz olmadı. Biz bir beldede iki kişi olsa birisi aday olur diğeri ona oy verir. Başka bir partiye oy verilmesi konusunda Erbakan hocamızın hiçbir zaman yumuşak bir düşüncesi olmamıştır. Hoca kendisine gelenlere izin vermedi. Bu kuralların istisnaları olmuştur. Hoca der ki ‘Siz kendiniz bakın, karar verin’. Mesela herhangi bir konuda iki şer arasında kaldığınız zaman ehven olanını, biraz daha zayıf olanı tercih edin der. Hocam der ki, siz kararınızı verin.

– Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı seçilmesinde böyle olmuştur. Nevzat Yalçıntaş merhum üçüncü turdan sonra elenmiş ve Sezer’e oy verilmiş. Saadet Partililer’in her birinin hukukunu korumak bizim hedefimizdir. Onlara söylenenlere, hedef almalarını kınıyorum. Saadet Partililer bu seçimde kendi oylarına ihtiyaç olduğunu biliyorlar. Her seçimde biz bunu görürüz. Yüzde 5-6 arası oy alması gereken Saadet yüzde 3 oy almıştır. Yüzde 3’ü bize gelmiştir. Saadet Partililer ‘Gelin ülkenin menfaati için Binali Yıldırım’a oy kullanalım’ demeliler. Bunu üst düzey yöneticileri de söylemeliler.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum