“Zehirli tohum” olayı sözde “insan hakları feneri”nin gerçek yüzünü ifşa etti

rBABCWG221qABojPAAAAAAAAAAA170.768x432.jpg

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), kısa süre önce Suriye’nin gelecek yılki tahıl üretiminin güvence altına alınması için ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke’de yaşayan köylülere 3 bin ton buğday tohumu sağlayacaklarını açıkladı.

Ancak Suriye’nin resmî haber ajansı SANA’nın haberine göre, ülkenin tarım birimleri, söz konusu buğday tohumları üzerindeki testler sonucunda tohumların yaklaşık yarısında buğday gal nematodu hastalığı tespit etti. Tohumların ekim için uygun olmadığı, tarım üretimine büyük zarar verebileceği bildirildi. “Zehirli tohum” olayıyla “insan haklarının feneri” olduğunu iddia eden ABD’nin diğer ülkelerdeki insan hakları ihlalleri karnesine yeni bir kayıt eklendi.

Ciddi bir hastalık olan buğday nematodu üretimi olumsuz etkiliyor. Bu hastalığı taşıyan tohumların tarlalara ekilmesi hasatta yüzde 10 ila 50 oranında düşüşe yol açabilir.

Suriyeli tarım birimlerinin söz konusu test sonuçlarını açıklamasının ardından köylüler, ABD’ye tepki gösterdi. Hasnavi Jadavi adlı bir köy sakini, basına verdiği demeçte, “Suriye vatandaşlarının hemen hemen hepsi, ABD’nin ülkede çıkar elde etmeye çalıştığının farkında. Tarım üretimimizi sabote etmeye çalışıyorlar. ABD, ülkemizin kalkınmasına ve tarımsal üretimine birçok olumsuz etki getirdi.” diye konuştu.

SANA’nın haberinde, ABD’nin buğday tohumu konusundaki sözde cömertliğinin arkasında Suriye’deki gıda güvenliğine zarar verme niyetinin bulunduğu belirtildi.

Suriye’de iç savaşın patlak verdiği 2011 yılından bu yana, başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin yaptırımları ve COVID-19 salgınının olumsuz etkisiyle ülkedeki gıda sıkıntısı her geçen gün ciddileşiyor.

Buğday ve pamuk üretimiyle meşhur Haseke, Suriye’nin “tahıl deposu” olarak biliniyor. ABD, Suriye hükümetine haber dahi vermeden, Haseke’deki köylülere buğday tohumu sağlamakla gıda sıkıntısı yaşayan köylüleri kandırabilir, bölgedeki tahıl üretimine ciddi zarar vererek daha büyük insani krizlere yol açabilirdi.

ABD’nin art niyetli girişimleri, “zehirli tohum” olayıyla sınırlı değil. ABD, Suriye’nin tarım kaynaklarına zarar vermeye, hatta onları çalmaya çalıştı.

ABD, 2020 yılının hasat döneminde Suriye’deki buğday tarlalarını yakma girişiminde bulundu. ABD, bu adımla Suriye hükümetinin buğday teminini engellemeyi hedefledi.

SANA’nın 11 Mayıs tarihli haberine göre, ABD ordusuna ait 27 araçtan oluşan ve büyük miktarda buğday taşıyan bir konvoy Suriye’den ayrılarak Irak’a gitti.

Suriye hükümeti, ABD’nin Suriye’de “devlet eşkıyalığı” yaptığını açıkladı. Uzmanlar, buğday çalma ve yakmanın “zehirli tohum” hadisesine hizmet ettiğini, gıda krizi yaşayan Suriyeli köylüler için parasız tohumların son derece cazip olduğunu kaydetti.

Dikkat çekilmesi gereken bir başka nokta ise “zehirli tohum” sağlayan USAID’nin uluslararası arenada kötü şöhrete sahip bir kurum olması.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan USAID, ticari ve tarımsal yardım kisvesi altında diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etme ve yönetimlerini devirme çabalarıyla meşhur. Dolayısıyla USAID, geçmişte birçok kez faaliyette bulunduğu ülkelerden atıldı.

Foreign Policy dergisinde 4 Nisan 2014 tarihinde yer alan makalede, birçok ülkenin USAID’yi insani yardım kisvesi altında istihbarat toplamak ve diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmekle suçladığı bildirildi.

Eski ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt, ABD’nin dış politikasını şöyle tanımlamıştı: “Tatlı konuşuyoruz ancak elimizde büyük bir sopa tutuyoruz.” Suriye, ABD’nin “havuç ve sopa” politikasının uygulanmasına tipik bir örnek teşkil ediyor.

“Zehirli tohum” olayı ise ABD’nin bölgesel hegemonyasını korumak için kullandığı araçlardan sadece biri. ABD, bir yandan ticari ve tarımsal yardım sloganı altında, yerel halka “zehirli tohum” sağlıyor ve daha büyük insani krizlere yol açmaya kalkışıyor; diğer yandan da askerî yöntemlere başvurarak hegemonyasını koruyor.

ABD’nin “sözde insani yardım + askerî yöntem”i içeren dış müdahalesi, Suriye’de mezhep çatışmaları, terörizm, gıda sıkıntısı ve mülteci krizi gibi sorunları yoğunlaştırdı.

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından verilen bilgilere göre, şu an 13 milyon Suriyeli sivil acil insani yardıma ihtiyaç duyuyor.

ABD’nin diğer ülkelerdeki halkların insan haklarını ihlal etmesi, tabii ki “zehirli tohum” olayıyla sınırlı değil. Uzun yıllardır “insan hakları feneri” unvanıyla övünen ABD, ülke içindeki insan hakları sorununun korkutucu boyutlara gelmesini göz ardı ettiği gibi, küresel hegemonyasını ve tek taraflılığı korumak için yoğun çaba harcıyor.

Merkezinde BM Tüzüğü’nün yer aldığı küresel düzeni sabote eden, küresel işbirliğini zedeleyerek diğer ülkelere karşı yaptırımlara ve askerî yöntemlere başvuran ABD, dünya genelinde çalkantılara ve sayısız insani trajediye yol açtı. ABD’nin küresel düzeni baltaladığı, uluslararası insan haklarını ihlal ettiği defaat ile olgularca kanıtlandı. ABD’nin “insan hakları feneri” olma iddiası tarihe karışalı çok oldu.

Yorumlar

yorum