Zayıflatılmış uranyum bombası ve ABD’nin insan hakları konusundaki gerçek yüzü

Zayıflatılmış uranyum bombası olarak bilinen silah, 1991 yılında patlak veren Körfez Savaşı esnasında tüm dünyaya adını duyurmuştu.

ABD ordusuna ait A-10 tipi savaş uçakları, güçlü balistik ve öldürücü kapasiteye sahip bu silahı kullanarak Irak ordusuna ait çok sayıda T-72 tankını tahrip etti. Savaş sahasının “yıldızı” olan bu silah, onlarca yıl sonra uluslararası toplumun ABD’ye yönelik suçlamalarının odağı hâline geldi.

Irak Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Danışmanı Hatif el Rikabi, 15 Aralık 2020 tarihinde basına verdiği demeçte, Washington’un Irak’ta büyük suçlar işlediğine dikkat çekerek, Irak tarafının ABD aleyhinde uluslararası mahkemeler nezdinde dava açmayı planladığını açıkladı.

Rikabi, ABD’nin Irak’ın egemenliğini ihlal ettiği ve sivil yerleşim merkezlerinde zayıflatılmış uranyum bombası gibi yasaklanmış silahları kullandığı için yargılanması gerektiğini kaydetti.

Öte yandan, Sırbistan’daki binlerce kanser hastasının isteğiyle kurulan avukat heyetinin de zayıflatılmış uranyum bombasının yol açtığı zararlar hakkında NATO üyelerine dava açmaya çalıştığı kaydedildi.

Uluslararası toplum, zayıflatılmış uranyum bombasının gücünü “kansız imha silahları” ifadesiyle tasvir ediyor. Bu bomba, patlama esnasında büyük miktarda radyoaktif madde saçarken, kan kanseri gibi birçok ağır hastalığa da yol açabiliyor.

Zayıflatılmış uranyum bombasını icat eden ve tarihte kullanan tek ülke olan ABD, bombanın zararını net olarak bilmesine karşın defalarca uluslararası hukuku ihlal ederek bu silahı kullandı. Diğer ülkelerin halklarının can güvenliğini ve insan haklarını çiğneyen bu eyleme uluslararası toplum da kararlılıkla karşı çıkıyor.

ABD ordusu, sadece Körfez Savaşı’nda değil, 1999 yılında NATO’nun Yugoslavya’yı bombalaması esnasında ve 2003 yılındaki Irak savaşında büyük miktarda zayıflatılmış uranyum bombası kullandı. Pentagon Zayıflatılmış Uranyum Bomba Geliştirme Projesi’nin eski sorumlusu Doug Rokke, Irak Savaşı sonrasında basına verdiği demeçte, zayıflatılmış uranyum bombası kullanmanın bir ülkenin halkına ve çevresine tamiri imkânsız zararlar getirmesinin insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu itiraf etti. Bir araştırma raporuna göre, Irak’ın başkenti Bağdat’ta radyasyon seviyesi normal seviyenin bin kat üzerine çıkan birçok bölge tespit edildi.

Zayıflatılmış uranyum bombası kullanımıyla ilgili kirliliğin Irak’ta doğumsal bozukluk, kanser ve diğer ağır hastalık vakalarında ciddi bir artışa yol açmış olabileceği düşünülüyor.

ABD, zayıflatılmış uranyum bombası kullanarak, diğer ülkelerin halklarının insan haklarını ihlal ettiği gibi, müttefik ülkelerin askerlerinin canlarını da hiçe saydı, bu askerleri zor duruma soktu.

1999 yılında ABD’nin liderliğindeki NATO Yugoslavya’yı bombalarken, yaklaşık 30 bin zayıflatılmış uranyum bombası kullanıldı. Ancak ABD ordusu, kullanılacak bomba miktarı ile bombalanacak hedeflere dair bilgileri müttefiklerinden uzun süre sakladı. Müttefik ülkelerin askerleri, bundan büyük zarar gördü.

Örneğin, İtalya’da Mayıs 2019 itibarıyla 366 İtalyan askeri kanser nedeniyle hayatını kaybetti. 7 bin 500’den fazla asker de ağır hastalıklarla mücadele ediyor. Askerlerin lenf kanserine yakalanmış olmalarının bir ‘tesadüf’ olamayacağı belirtiliyor.ABD askerleri de aslında zayıflatılmış uranyum bombası kullanımından büyük zarar gördü. 1991 yılında Körfez Savaşı’na katılan eski Amerikan askerlerinden bazılarında “Körfez Savaşı Sendromu” görüldü. Bu hastalık, askerler ve yakınlarında ciddi fiziksel ve psikolojik yaralara yol açtı.

ABD liderliğindeki NATO ülkeleri “insan hakları” kisvesi altında Irak’ta ve Balkanlar’da savaş başlattı. ABD, nükleer silah hariç, dünyanın en ileri ve öldürücü silahlarının hemen hemen hepsini kullandı.

Bugün, tüm dünya, zayıflatılmış uranyum bombalarına derin bir kin ve nefret duyuyor. NATO üyesi birçok ülke ABD’nin bu bombayı kullanmaktan vazgeçmesini ciddiyetle istiyor. Ancak ABD, zayıflatılmış uranyum bombasının zararlarını bir türlü kabul etmiyor ve daha da şaşırtıcı olanı, tüm dünyanın hoşnutsuzluğuna karşı savaşlarda bu silahı kullanmaya devam ediyor. ABD, bu bombanın dev imha gücündan faydalanarak düşmanlarını uzun süreliğine zayıf bir durumda bırakmak istiyor, böylece ABD hegemonyasını ebediyen korumayı hedefliyor. Bu, ABD’nin insan hakları konusundaki riyakârlığını ve çirkin yüzünü ortaya koyuyor.

Yorumlar

yorum