Yorum: İngiliz siyasetçilerin Hong Kong konusundaki çelişkileri

20190705200658205_10941.jpg

Yasama Meclisi binasına düzenlenen saldırı gibi Hong Kong’da yaşanan bir dizi şiddet olayının ardından bazı İngiliz siyasetçiler, artık tarihî bir belge olan Çin-İngiltere Ortak Bildirisi’ni kullanarak, “Hong Kongluların İngiltere tarafından kendilerine kazandırılan özgürlükleri koruma çabalarına” destek verdiklerini iddia ettiler. Kimi siyasetçiler ise Hong Kong Özel İdari Bölgesi yönetiminin şiddet eylemlerini “bastırmaması” gerektiğini savundular.

Gerçekleri çarpıtan bu gibi saçma iddialar, yasalara aykırı suç eylemlerine destek vermenin yanı sıra, hem Hong Kong’un ve Çin’in iç işlerine kabaca müdahale anlamı taşıyor hem de Çin-İngiltere ilişkilerini zedeliyor.

Her şeyden önce Çin-İngiltere Ortak Bildirisi, iki ülke arasında 1984 yılında Çin’in Hong Kong üzerindeki egemenliğine yeniden kavuşmasına ve geçiş dönemindeki ilgili düzenlemelere ilişkin olarak imzalanan bir siyasi belge. 1 Temmuz 1997’de Hong Kong’un Çin’in idaresine dönüşünün ardından, İngiltere’nin söz konusu ortak bildiride belirlenen hak ve yükümlülükleri tamamen yerine getirilmiş oldu ve böylece bildiri tarihî bir belge hâlini aldı. İngiltere’nin Çin’in idaresine dönen Hong Kong üzerinde ne egemenlik, ne idare, ne de denetim hakkı bulunuyor. Çin hükümeti, Çin Anayasası ve Hong Kong Temel Yasası doğrultusunda Hong Kong üzerindeki egemenlik hakkını kullanıyor.

Ancak kimi İngilizler, artık tarihî bir belge olan Çin-İngiltere Ortak Bildirisi’nin peşini bırakmak istemiyor ve hatta bildiride geçen Çin merkezi hükümetinin Hong Kong politikasının 50 yıl boyunca değişmeyeceği ifadesini ortak bildiriyle ilişkilendirerek, bildirinin halen yasal etkiye sahip olduğunu iddia ediyor. Böyle saçma bir iddianın, eğer cahillikten kaynaklanmıyorsa, kasten gerçekleri çarpıtarak Çin’in iç işlerine müdahale için bahane aramak anlamına geldiğini söylemek herhalde yanlış olmaz.

İkinci olarak, bazı İngilizler, Hong Konglulara İngiltere tarafından özgürlük kazandırıldığı, Hong Kong’un anavatana dönmesinden sonra hakiki demokrasinin gerçekleştirilmediği iddialarını ortaya attı. İngiliz akademisyen Martin Jacques, bu iddianın “tipik bir İngiliz ikiyüzlülüğü” olduğunu dile getirdi. Jacques, İngiltere’nin yönetimindeyken Hong Kong’da “insanların demokrasinin gölgesini dahi görmediğini” ifade etti.

Hong Kong’un Çin’in idaresine dönmesinden sonra Çin hükümetinin Çin Anayasası ve Hong Kong Temel Yasası doğrultusunda “Bir ülke, iki sistem” ve “Hong Kong’un Hong Konglularca yönetilmesi” politikalarını izlemesi sayesinde, Hong Konglular evlerinin gerçek efendisi oldular ve mevcut demokratik hak ve özgürlüklerine kavuştular.

Dünya Bankası tarafından açıklanan verilere göre, Hong Kong, hukukun üstünlüğü seviyesi bakımından 1996 ila 2015 arasında 50’tan fazla basamak yükselerek 11’inci sıraya çıktı. Hong Kongluların söylediği gibi, “Hong Kong, tarihin en demokratik dönemini yaşıyor.”

Üçüncü olarak ise Hong Kong Özel İdari Bölgesi yönetiminin şiddet olaylarını yasalar doğrultusunda çözmesinden ve bu durumun meşruiyetinden şüphe etmemek gerekiyor. Hong Kong Temel Yasası, Hong Konglulara konuşma, miting düzenleme, yürüyüş yapma ve protesto etme yönünde özgürlük ve haklar veriyor. Ancak, bu hakları kullanırken herkes diğerlerinin de haklarına saygı göstermeli; hiç kimse, kamu düzenini ve güvenliğini etkilememeli, bilhassa da yasal sınırları aşarak şiddet içeren suçlar işlememeli.

Son günlerde, bazı aşırıcılar polislere ve Yasama Meclisi binasına saldırdılar. Konuşma özgürlüğü ve barışçıl protestonun sınırlarını aşarak, Hong Kong’da hukukun üstünlüğünü ayaklar altına alan bu girişimler, toplumsal düzeni zedelediği gibi, Hong Kong’un temel çıkarlarına da zarar veriyor. Hong Kong polisinin şiddet içeren suçları engelleyerek saldırganları cezalandırması da yine hukukun üstünlüğünün savunulması için atılan bir adım.

İngiltere’deki bazı kişiler, Hong Kong polisinin yasal uygulamalarını “bastırma” adı altında saptırarak tipik bir çifte standart örneği sergilediler. Ancak, şunu unutmamalı ki, Londra’da 2011 yılının ağustos ayında bir dizi şiddet olayı yaşandığında İngiliz siyasetçiler bunu “mutlak suç eylemi” olarak nitelemiş, polisin kanunları ve toplumsal düzeni korumak üzere failleri tutuklamasını memnuniyetle karşılamıştı.

Bugünlerde ise Hong Kong’da hukuki düzenin zarar gördüğünde, bazı İngiliz politikacılar tam aksi bir tavır sergileyerek, kamuoyunun önünde failleri destekledi. Gerçekleri bu denli çarpıtmak, doğru ile yanlışı bu derece birbirine sokmak herkesi şaşkınlığa uğrattığı gibi, İngiltere’nin müdafaa ettiği hukukun üstünlüğü ruhunu da utandırdı.

Tarihin çarkı dönmeyi sürdürüyor. Hong Kong’un Çin’e bağlı bir özel idari bölge olmasının, İngiltere’nin bir kolonisi olmayı terk etmesinin üzerinden 22 sene geçti. Hong Kong ile ilgili meseleler net olarak Çin’in iç işidir ve hiçbir ülke, teşkilat ya da bireyin buna karışma hakkı bulunmamaktadır. İngiltere-Çin ilişkileri, egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı, birbirinin iç işlerine karışmama ilkelerine dayanmalıdır. Şu an Hong Kong’da 300 bin İngiliz vatandaşı yaşıyor. Şayet Hong Kong karışırsa, oradaki İngiliz vatandaşlarının çıkarları da kaçınılmaz olarak zarar görecektir. Bu da görmeyi katiyen istemediğimiz bir tablo. Hong Kong ile ilgili meselelerde kibir taslayan İngiliz politikacılar, Hong Kong’un Çin idaresine dönüşüne dair tarihî gerçekleri öğrenmeli, sömürgeci zihniyetini terk etmeli ve kendi ülkesinin işlerine bakmalıdır. Çin’in Hong Kong’u ile ilgili size laf düşmez.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum