Yorum: Çin, gelişmekte olan ülke statüsünden mahrum edilemez

20190728143151321_57852.jpg

Beyaz Saray, geçtiğimiz günlerde, ABD Ticaret Temsilcisi’nden, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyelerinin gelişmekte olan ülke statüsüne yönelik reformların bir an önce uygulanması için gerekli tüm adımların atılmasını istedi. Beyaz Saray, 90 gün içinde gözle görülür bir ilerleme yaşanmazsa, tek taraflı hareket edecekleri tehdidinde bulundu.

ABD’nin DTÖ kuralları karşısındaki küçümseyici ve ezici tutumunu ifşa eden bu ültimatom, “Bana uyarsa olur, uymazsa terk ederim” şeklindeki tipik bir pragmatizm ve hegemonizm örneği.

DTÖ’de üyelerin “gelişmekte olan ülke” statüsünü kendileri beyan etmesinin uzun zamandır kabul gören bir uygulama olduğu herkesin malumu. Bu, DTÖ üyelerine iç reformlarını ve piyasalarını dışa açmayı ilerletmeleri için siyasi manevra alanı sağladığı gibi, örgütün hedeflerine ulaşılması açısından da faydalı. Gelişmekte olan ülke statüsündeki üyelerin tabi oldukları “özel ve farklı muamele” kuralı, bu ekonomilerin büyümeyi sürdürmesini de güvence altına alarak, küresel ticaret sisteminin önemli temel taşlarından biri hâline geldi.

Ne var ki ABD, DTÖ’nün bu temel ilkesini hiçbir zaman benimseyemedi. Bu ilke yüzünden ekonomisi hızla gelişen ülkelerin kendisi üzerinden kâr ettiğini iddia eden ABD, daima örgüt içinde reform talep ediyor. Özellikle, Çin’in 2010 yılı itibarıyla dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumuna yükselmesinden sonra Washington, Çin’in gelişmekte olan ülke statüsünden mahrum bırakılması talebini her geçen gün daha yüksek sesle dillendirir oldu. Mevcut ABD yönetimi, göreve başladıktan sonra, defalarca DTÖ’yü Çin’den yana olmakla ve ABD’ye adaletsiz davranmakla suçlarken, Beyaz Saray da örgüt üzerindeki baskılarını artırdı. Söz konusu girişim, “uluslararası ahlak ve sorumluluğa” aykırı olduğu gibi, DTÖ’de reform yapılmasının önündeki engelleri de artırıyor.

Bir ülkenin “gelişmekte olan ülke” olup olmadığına karar vermek için tek bir göstergeye bakılması yeterli değildir; gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH), kişi başına düşen millî gelir, endüstriyel yapı, inovasyon gücü ve gelir dağılımı gibi bir dizi kapsamlı göstergenin göz önünde bulundurulması gerekir.

1 milyar 400 milyon nüfusa sahip Çin, hangi göstergeyle değerlendirilirse değerlendirilsin neredeyse hep aynı sonuçla karşı karşıya gelinecektir: “Toplam miktar nispeten büyük, kişi başına düşen miktar nispeten küçük”.

Örneğin, Çin’in GSYİH’si 14 trilyon ABD Doları iken kişi başına düşen millî gelir ise 10 bin doların bile altında. Bu miktar, küresel ortalamaya dahi ulaşmazken, ABD’deki seviyenin altıda birine bile tekabül etmiyor. Buna ek olarak, Çin içindeki kalkınma durumu da hâlâ dengesiz ve yetersiz bir durumda. Ülkede, Beijing ve Shanghai gibi modern şehirlerin mevcudiyetinin yanında, 500’den fazla yoksul ilçe ile 16 milyonu aşkın yoksul nüfus bulunuyor.

Çin ile ABD arasındaki mesafe aslında, en büyük gelişmekte olan ülke ile en büyük gelişmiş ülke arasındaki mesafedir. ABD’nin, yalnızca GSYİH’ye dayanarak Çin’in gelişmekte olan ülke statüsünü tanımaması mantıklı görünmüyor.

Şu an, dünya ekonomisinin en önemli yapısal özelliği, yeni kalkınan piyasalar ve gelişmekte olan ülkelerin bir bütün olarak kalkınarak, küresel yönetişime daha fazla katkı sağlamaları. Bu, DTÖ üyeliğiyle de çelişen bir durum değil. Çin tarafından ileri sürülen Kuşak ve Yol inisiyatifi, güzergâhtaki ülkelerin ortak kalkınmasını gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Ancak ABD, bunu bahane ederek Çin’in bir gelişmiş ülkenin gücüne sahip olduğunu iddia ediyor. Tamamen mantık dışı bu iddianın asıl amacı ise Çin’i gelişmekte olan ülkelerin sahip olduğu hak ve çıkarlardan mahrum etmek.

Çin ile ABD arasındaki ticaret müzakerelerinin 12’nci turu önümüzdeki hafta Shanghai’de yapılacak. ABD’nin şu an DTÖ’ye yoğun şekilde baskı yapmasının nedeni, mevcut DTÖ kurallarının ABD’nin taleplerini karşılayamaması. Washington, Çin üzerinde baskı kurarak, müzakereler esnasında fikri mülkiyet haklarının korunması ve piyasaya girişler gibi konularda elini güçlendirmek istiyor.

Gel gelelim, ABD ne tür bir hesap yaparsa yapsın, günümüz dünyasının yönetişim kurallarına bütün ülkeler tarafından müzakere yoluyla ortaklaşa karar verilecek.

DTÖ’nün otoritesini ve etkinliğini artırma yönündeki reformları daima destekleyen Çin, aynı zamanda mevzubahis reformların çok taraflı ticaret sisteminin temel değerlerini koruması, gelişmekte olan ülke statüsündeki üyelerin kalkınma konusundaki çıkarlarını güvence altına alması ve karar alma mekanizmasının istişari yollarla işlenmesi gerektiği görüşünde ısrar ediyor.

Çin, DTÖ’de kendi ekonomik gelişme düzeyine ve gücüne denk gelen yükümlülüklerini üstlenirken, gelişmekte olan ülke konumundaki diğer üyelerin hak ve çıkarlarını da kararlılıkla savunmaya hazır.

Kaynak: CRI Türkçe

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum