Yorum: Bayağı dedikoduların ardında şeytani niyetler gizli

20191225111434904_61468.jpg

Çin’de bir dönem tutuklanarak cezaevinde kalmış eski İngiliz muhabir Peter Humphrey, yakın tarihte İngiliz The Times (The Sunday Times) gazetesi için Çin’i karalayan bir makale kaleme aldı.

Makalede, Londra’da yaşayan 6 yaşındaki bir kız çocuğunun, TESCO’dan aldığı Noel kartında bir mesaja rastladığı, mesajda “Biz Shanghai Qingpu Cezaevi’ndeki yabancı tutuklularız, bizi zorla çalıştırıyorlar. Lütfen bize yardım edin ve durumu insan hakları örgütlerine bildirin.” yazıldığı iddia edildi.

Aralarında BBC ve Sky News’in de yer aldığı İngiliz basın kuruluşları, daha sonra bu çirkin iddiadan hareketle Çin’i suçlamaya çalıştı.

Çin Medya Grubu’na bağlı Çin Global Televizyon Ağı (CGTN) kanalı, süpermarket zinciri TESCO’nun Çin’deki tedarikçisi Zhejiang Yunguang Printing adlı basımeviyle temas kurdu.

Şirketin, Peter Humphrey’in makalesinde adı geçen Qingpu Cezaevi ile herhangi bir ilişkisi olmadığı açıklandı. TESCO için imal edilen Noel kartlarının baskı ve montaj aşamalarına kadar üretim zincirindeki tüm halkaların Zhejiang Yunguang Printing tarafından gerçekleştirildiği ve bu süreçte Çinli işçilerin çalıştığı kaydedildi.

TESCO’nun Çin Medya Grubu’na yaptığı yazılı açıklamada da “Tedarikçi firmanın tutukluları zorunlu işçi olarak çalıştırdığına dair herhangi bir kanıt bulunmuyor.” ifadesi kullanıldı

Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada da Qingpu Cezaevi’nde hiçbir yabancı tutuklunun zorunlu işçi olarak çalıştırılmadığı belirtildi.

Bu noktada gerçekler apaçık görülürken, Humphrey’in mesnetsiz ithamlarının tamamen yanlış ve uydurma olduğuna, hiçbir olgusal temele dayanmadığına şüphe kalmıyor.

Çin basını, olayı aydınlatmak için ilk anda ilgili taraflarla temasa geçti, Humphrey’in ve İngiliz basınının yaptığı suçlamalara güvenilir delillerle karşılık verdi.

Esasen, aklıselim sahibi hiç kimsenin Humphrey’in çirkin dedikodularına inanması beklenmemeli. Zira bu kişinin kötü niyetli ve farklı suçlara karışmış biri olduğu herkesin malumu.

Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan haberlere göre, 2003 yılından itibaren Humphrey ve eşi, farklı yasa dışı yollara başvurarak Çin vatandaşlarına ait kişisel bilgileri ele geçirdi ve başkalarına sattı. Bu faaliyetleriyle yasa dışı olarak büyük meblağlar kazanan Humphrey, 2013 yılında Çin polisi tarafından yakalandı.

Tutuklu olarak Shanghai kentindeki Qingpu Cezaevi’nde 9 ay kalan Humphrey, 2015 yılında serbest bırakılmasının ardından da zaman zaman Çin’i karalayan ve suçlayan teşebbüs ve açıklamalarda bulundu.

Humphrey’in son “şovu” sadece Çinlileri değil, diğer ülkelerden internet kullanıcılarını da kuşkulandırdı, hatta güldürdü. Örneğin, bir internet kullanıcısı, “İngiltere’de Qingpu Cezaevi’nde kalmış kaç tutuklu var acaba? Yoksa kartta yazılanlar, daha önce aynı hapishanede tutuklu bulunmuş ‘bireysel dedektif’ Humphrey’e mi ait?” yorumunda bulundu.

Bir başka yorumda ise “Günümüzde bazı Batılılar gerçekten Çin hakkında histerikleştiler. Çin’i karalamak ve yok etmek için ellerinden geleni yapıyorlar.” ifadeleri kullanıldı.

Peki, Humphrey’in Çin’i karalama senaryosu bu kadar çirkin ve bayağı iken, sıradan vatandaşlar dahi bunu bir bakışta anlayabiliyorken, İngiliz basını niye gerçeği görmezden gelerek bu yalan haberlerin yayılmasına müsaade etti, hatta konuyu daha çok speküle etmeye çalıştı? Yanıtı çok açık: Bazı Batılı basın kuruluşlarının Çin’e olan kinleri, artık iliklerine işlemiş durumda. Bu nedenle de meslek etiğini bir kenara itmekten, temel olgulara sadık kalmaktan imtina etmiyor, Çin’i karalamak için her yola başvuruyorlar.

CNN, geçtiğimiz ekim ayında Londra’nın doğusundaki bir sanayi parkında yer alan kamyonun içinde fark edilen 39 cesedin, hiçbir soruşturma ya da teyide gereksinim duymadan Çin vatandaşlarına ait olduğunu iddia etmişti.

The New York Times ise kasım ayında çok sayıda gizli belge elde ettikleri iddiasıyla ortaya çıkmış, Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki terörle mücadele ve aşırıcılıktan arındırma tedbirlerini karalamaya çalışmıştı. Şimdi ise The Times gazetesi, sırf Çin’i eleştirmek için sicili hiç de parlak olmayan bir kişinin iddialarını gündeme taşıdı. Bu Batılı medya kuruluşları, umutsuzca Çin’e çamur atmak için ellerinden geleni yapsa da gerçekler yine yüzlerine şiddetle çarptı.

Aynı zamanda, Batılıların CGTN’de kısa süre önce yayınlanan ve Xinjiang’da yürütülen terörle mücadelenin anlatıldığı iki belgesel karşısındaki toplu sessizliği de “çifte standardın” çirkin yüzünü bir kez daha gösterdi.

Şu soruyu sormamak elde değil: Acaba bazı Batılı medya kuruluşlarının meslek etiği, diğer ülkeleri karalamak için dedikodular uydurmaktan ve kamuoyunu yanlış yönlendirmekten mi ibaret? Batılı ülkelerin kendilerince göklere çıkardıkları “basın özgürlüğü”, Çin’i suçlamak için tüm bayağı yollara başvurmak mı?

Çin’i yakından tanımak ve iddiaları aydınlatmak için Çin’e gelin, ülkeyi gezin ve doğru ve tarafsız sonuçlara ulaşın. Bazı kişiler ve Batılı medya kuruluşları, şeytani niyetlerle uydurdukları senaryolarla çoktandır uluslararası toplumun mizah malzemesi hâline geldi. Bu senaryolar, girişimler ve sözler, insanların zekâsıyla alay etmek, hatta ona hakaret etmek anlamına geliyor.

Bu nedenle Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün Peter Humphrey’e verdiği tavsiyeyi yinelemekte fayda var:

“Eğer dikkat çekmek istiyorsan, bari yeni hileler bul. Rezil soytarıların raf ömrü fazla olmaz.”

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum