Yorum: ABD “dini özgürlükler” derken önce kendine bakmalı

20190720152148614_90266.jpg

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo yaptıkları açıklamalarda Çin’in dini özgürlükler üzerinde “baskı yaptığını” ve insan haklarını “ihlal ettiğini” iddia etti.

 

Pence ve Pompeo, Amerika’nın en üst düzey yetkilileri olarak gerçeği görmezden gelmeye, siyaha beyaz demeye devam ediyor. Bunu yaparken de Çin’in iç işlerine karışmaktan ve Çin’de karışıklık çıkarma hevesinden geri durmuyor.

 

Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi ve Tibet Özerk Bölgesi’ni kullanarak Çin’in etnik ve dini politikalarına saldırmak, bazı Amerikalı politikacılar için her zaman “prim yapan” konular olagelmiştir. Bu dönemde de değişen bir şey yok.

 

Mike Pence ve Mike Pompeo, açıklamalarında Xinjiang’da aşırıcılığı giderme amaçlı mesleki eğitim ve öğretim merkezlerini “eğitim kamplarına” benzeterek gerçeği saptırdı ve Çin’in Tibet’teki Budistlere “zulüm yaptığını” kaydetti. Kasıtlı bir körlük içinde bulunan Mike Pence ve Mike Pompeo’ya bazı hakikatleri açıklamakta fayda var.

 

Çin’de dini inanç özgürlüğü ve insan hakları korunuyor

 

Xinjiang’da toplam 24 bin 400 cami bulunuyor ve ortalama her 530 Müslümana bir cami düşüyor. Özerk bölge yönetiminin yasalar uyarınca kurduğu eğitim merkezlerinde ülkenin ulusal dili, hukuk bilgisi ve mesleki beceriler öğretilir.

 

Mesleki eğitim merkezlerinin kurulması, küçük suç işlemiş olanlara eğitim vermek, onları radikal düşüncelerden kurtarmak ve terör eylemlerini gerçekleşmeden önce ortadan kaldırmak gibi amaçlar taşıyor.

 

Şu an itibariyle Xinjiang’da yaklaşık üç yıldır terör olayı yaşanmadı. Bu terörle mücadeleyi önleyici bir girişim olan eğitim merkezleri kurulmasının kayda değer sonuçlar doğurduğunu kanıtlamıştır.

 

 

Tibet’te 1700’den fazla dini mekan ve tapınaklarda toplam 46 binden fazla rahip ve rahibe bulunuyor.

Tibet’te bir dizi önlemler alınarak Tibet vatandaşlarının Çin Anayasası’nda belirlenen dini inanç özgürlüğüne kavuşması sağlanıyor. Örneğin Tibet Budist Okulları kurulmakta. Tibet Budizmine mensup olarak yaşayan Budaların reenkarnasyonu sistemi ve dini düzen korunmakta. Çok sayıda dini eserin basımı da sürmektedir.

Son yıllarda, Xinjiang ve Tibet’i ziyaret eden birçok yabancı diplomat, Çin hükümetinin insan haklarını koruma çabalarını yerinde görüyor ve elde edilen sonuçları takdir ediyor.

Rusya, Suudi Arabistan ve Pakistan dâhil olmak üzere 37 ülkenin Cenevre’deki daimi elçileri, ortaklaşa Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi Başkanı’na ve İnsan Hakları Yüksek Komiseri’ne gönderdikleri mektupta, Xinjiang’da insan haklarının gelişmesi ve terörle mücadele ile aşırıcılığın giderilmesi kazançlarını takdirle değerlendirdi.

ABD önce kendi işine odaklanmalı

Bazı Amerikalı politikacılar Xinjiang ve Tibet’e hiç gitmedikleri halde, bu bölgelerde din özgürlüğü ve insan haklarının korunmasını kasıtlı olarak görmezden geliyor, siyasi hesaplarla çeşitli yalanlar ortaya atıyor.

Din özgürlüğü ve insan hakları alanında kendi adı kötüye çıkmış ABD, başka ülkelerin kusurlarını aramaya çalışıyor.

ABD’deki cami sayısı, halen Xinjiang’ın onda biri kadar değildir… Trump yönetimi göreve gelir gelmez ilk icraatlarından biri neydi? Müslümanlara yasak getirmek. Gerçek şu ki ABD’de yaşayan etnik azınlıklar için hayat daha da zorlaşmaya devam ediyor.

Gallup ve Pew araştırma şirketlerinin anketlerine göre, Amerikan vatandaşlarının yüzde 42’si ırkçılık endişesiyle yaşıyor. Amerika’daki Müslümanların yüzde 75’i, kendilerine karşı ciddi bir ayrımcılık yapıldığını düşünüyor.

ABD’nin meşhur “özgürlük heykeli” düşmek üzere…

Çin Anayasası vatandaşların dini inanç özgürlüğünü güvence altına alıyor. Ancak hiç kimsenin sosyal düzeni zedeleyen, vatandaşların sağlığına zarar veren ve ülkenin eğitim sistemini engelleyen faaliyetler yürütmek için dini kullanmasına da izin verilmiyor.

Çin, sınır ötesi örgütler veya şahısların din kisvesi altında Çin yasalarına aykırı faaliyetlerde bulunmalarına elbette karşı çıkıyor, herhangi bir hukuk devletinin bu tip girişimleri görmezden gelmesi söz konusu olamaz.

Ancak Amerikan yönetimi iki yüzlü bir şekilde yasa dışı isimlerle görüşüp onlara destek veriyor. Bu yaklaşım, Çin-ABD ilişkilerine zarar vereceği gibi, ABD’nin itibarını da tahrip edecektir.

Çin-ABD işbirliği sürdürülmeli

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping G-20 Osaka Zirvesi sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmişti. İki lider, eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde ticaret müzakeresini yeniden başlatma kararı aldı.

Birkaç gün evvel, ABD’li eski siyasetçi ve uzmanlar Başkan Donald Trump’a ve Kongre’ye açık mektup gönderdi. Çin’in ABD’nin düşmanı olmadığına dikkat çekilen mektupta, Washington’un Çin’le kapsamlı bir yüzleşme üzerinde fikir birliğine varmadığı kaydedildi.

Bu bağlamda Mike Pence ve Mike Pompeo gibi bazı Amerikalı devlet adamlarının din bahanesiyle Çin’in iç işlerine karışması, hem iki liderin vardığı fikir birliğine aykırı hem de iki halkın anlaşma niyetinden uzaktır.

Çin ile ABD arasında işbirliği ilişkisi, çağın trendi ve iki halkın arzusudur. Amerikalı siyasetçiler bu gerçeği iyi kavramalıdır, aksi takdirde tarihe kara bir leke bıraktıklarıyla kalacaklar.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum