“Uluslararası düzeni bozan ABD’nin hegemonyasıdır”

20190724161018855_52796.jpg

Geçtiğimiz günlerde, ABD Başkanı Donald Trump’a hitaben kaleme alınan ve Çin’in iç ve dış politikalarının eleştirildiği açık mektup ABD basınında yer buldu.

Bir avuç Çin karşıtı siyasetçinin imzasını taşıyan söz konusu mektup yanlış, küstahça ve önyargılı ifadelerle dolu. Ancak gerçek şu ki; tek taraflılık, korumacılık ve aşırı egoizmi ifade eden ABD hegemonyası, uluslararası düzene büyük zarar veriyor.

2. Dünya Savaşı’nın sonrasında kurulan uluslararası düzenin, genel olarak değerlendirildiğinde olumlu rol oynadığını söyleyebiliriz. Özellikle merkezinde BM’nin yer aldığı güvenlik sistemi, dünya barışı ve kalkınmasını korudu. Fakat ABD’ye göre, uluslararası düzenin merkezinde kendisi olmalı ve liderliğindeki tek kutupluluk korunmalı. ABD, BM sistemi üzerinden emellerini gerçekleştirememesi durumunda kendi yarattığı uluslararası düzene “intihar saldırısı” düzenleyecek, mevcut uluslararası düzenin yıkılmasıyla da hegemonyasını idame ettirebilecek.

Son yönetim ekibinin Beyaz Saray’a yerleşmesiyle uluslararası düzen eskisinden daha büyük zarar görmeye başladı. Çin, Meksika, Kanada, Hindistan ve AB gibi ekonomilere ek gümrük vergileri uygulayan ABD, Dünya Ticaret Örgütü kapsamındaki uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmemekte ısrarcı. ABD’nin girişimleri; serbest ticaret sistemi zemininde inşa edilen küresel sanayi zinciri, değer zinciri ve çok taraflı ticaret kurallarına ciddi oranda zarar vermekte.

Bununla birlikte ABD; BM İnsan Hakları Konseyi, UNESCO, Paris İklim Anlaşması ve İran Kapsamlı Nükleer Anlaşması’ndan çekilmekle kalmayıp, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın çalışmalarını bozarak Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) reform sürecini engellemek istedi ve kendisini tüm uluslararası yargı birimlerinden uzak tutmaya çalıştı.

ABD’nin eski BM Büyükelçisi John Robert Bolton, Amerika’nın çekiç, dünyanın çivi olduğunu belirterek, Washington’ın kime isterse vurabildiğine işaret etti. “Önce Amerika” sloganı atarak güç gösterisi yapıp aşırı egoist tavır takınmak esasen, uluslararası hukukun ve uluslararası düzenin hor görüldüğü ve imha edilmesi yönünde çabalar gösterildiği anlamına geliyor. Bu, dünyayı güç siyaseti akıntısına doğru itecek ve küresel yönetime zarar verecektir.

Bazı Amerikan politikacılar küresel düzeni keyfi bozarak uluslararası sorumluluklarını yerine getirmeyi reddederken, Çin’i mevcut uluslararası düzeni dikkate almama bahanesiyle eleştirmekteler. Zira Çin, ABD’nin arzuladığı güç siyasetini değil BM’ye dayalı ve BM Tüzüğü düzlemindeki uluslararası düzeni destekliyor.

Söz konusu politikacılar Çin’in barışçı kalkınma önlemlerini, meşru menfaatlerini koruma hareketlerini ve küresel yönetişimi ilerletmesini uluslararası düzene karşı bir meydan okuma olarak algılıyor. Bu vaziyet, hem onların kökleri derinlerdeki hegemonya düşüncesini, hem de çok taraflılığın gelişmesinden duydukları endişeleri yansıtıyor.

Çin, mevcut uluslararası düzenin kurucularından biri olmakla beraber bu düzenden faydalanan ve onu koruyan bir taraftır. Dolayısıyla uluslararası düzene meydan okumak Çin’in çıkarlarına uygun değildir.

“Çin’i iyi bilen” yüz Amerikalı, yakın zamanda ABD Başkanı Donald Trump’a ve Kongreye açık mektup göndererek uluslararası sistemin korunması ve varlığının sürdürülmesi ile iklim değişikliği gibi küresel konularda etkili önlemler alınırken Çin’in bu çalışmaların dışında tutulamayacağını vurguladı.

İnsanoğlunun kader ortaklığının oluşturulması kavramını öneren, Kuşak ve Yol inisiyatifini hayata geçiren, Birleşmiş Milletler’in otoritesini koruyup uluslararası barışı koruma operasyonlarına aktif olarak katılan ve ekonominin küreselleşmesini teşvik eden Çin, her zaman uluslararası düzenin koruyucusu, katılımcısı ve reformcusu olacaktır. Çin halkı ne hegemonya genleri taşır ne de patron olma niyetindedir. Çin, öneriler ve inisiyatifler ortaya koyarak hiç kimseyi hedef almaz, bilakis mevcut küresel yönetişim mekanizmasını tamamlamayı ve iyileştirmeyi amaçlar. Ayrıca diğer ülkelerle işbirliği kurup, kazan-kazan temelinde ortak kalkınmayı gerçekleştirme gayesindedir.

Bugün dünya, son 100 yılın en büyük değişimiyle karşı karşıya. Ülkelerin ihtiyaç duyduğu uluslararası düzen ve küresel yönetişim sistemi tek bir ülke tarafından kararlaştırılamaz. Tek kutuplu Amerikan hegemonya sisteminin miadı dolmuştur ve bu sistem yalnızca uluslararası düzen için ciddi bir tehdit ve meydan okuma haline gelecektir. Bütün ülkeler bu konuda son derece uyanık olup merkezinde BM Tüzüğü, amaçları ve ilkelerinin bulunduğu uluslararası düzeni koruyarak düzenin daha adil ve rasyonel yönde gelişmesini sağlamak için somut adımlar atmalıdır.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum