Sözde insan hakları savunucuları artık kendi sorunlarına odaklanmalı

rBABDGFkNROAd13MAAAAAAAAAAA161.600x357.jpg

Liu Dong, CRI Haber Merkezi

BM İnsan Hakları Konseyi’nin 48. oturumu kısa süre önce sona erdi. Oturumun düzenlendiği bir aya yakın zaman diliminde başta ABD, Kanada ve Avustralya olmak üzere insan hakları konusunda kötü performansa sahip ülkeler ciddi eleştirilerle yüzleşmek zorunda kaldı. Oturumun son gününde onaylanan ve Çin tarafından sunulan “Sömürgecilikten Kalan Sorunların İnsan Haklarından Yararlanılmasındaki Olumsuz Etkileri” başlıklı karar, uluslararası toplumun Batılı ülkelerin insan hakları ve hegemonya konusundaki riyakarlığının farkına artık net bir şekilde vardığını gösterdi.

BM İnsan Hakları Konseyi’nin insan hakları sorununda yapıcı diyalog ve işbirliğinin yürütüldüğü bir platform olması gerekirken, bazı Batılı ülkeler konseyi siyasi zıtlaşma için bir arena olarak görerek, Xinjiang ve Hong Kong’la ilgili meselelerle Çin’e saldırmaya ve Çin’i karalamaya çalışıyor. Ancak son oturumda yüze yakın ülke ortak açıklamalar yaparak ya da toplantılarda söz alarak Çin’e desteklerini dile getirdi. Bu tarz adil sesleri, uluslararası toplumun Batılı ülkelerin insan hakları bahanesiyle diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmesine bir tepki olarak görmek mümkün.

Bu, öncelikle gerçeklere yönelik saygıyı yansıtıyor. Çin’de uygulanan “Ulusal İnsan Hakları Eylem Planı” hakkındaki değerlendirme sonucu kısa süre önce açıklandı. Planda belirlenen 168 hedefin hepsine ulaşıldı. Bu, Çin’in insan hakları davasında kaydedilen zengin sonuçları gösterdi.

Örneğin Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde aldığı tedbirlerle terörle mücadelede büyük başarılar kazanıldı. Bölgedeki insanlar güvenli ve mutlu bir hayata kavuştu.

BM İnsan Hakları Konseyi’nin 48. oturumu kapsamında düzenlenen konferanslarda, tanınmış siyaset uzmanı Carlos Martinez ve Pakistan’daki Genç Çinliler Birliği Temsilcisi Maria Zeb, son yıllarda Xinjiang’a yaptıkları ziyaretlerde, “kültürel soykırıma” veya “dini zulme” şahit olmadıklarını, sözde Xinjiang’daki insan hakları meselesinin Çin’in kalkınmasını engellemek amacıyla tamamen ABD tarafından yaratıldığını belirttiler.

Uluslararası toplumun Çin’in tutumuna bu kadar destek vermesinin bir nedeni de, bazı Batılı ülkelerin kendi sınırları içindeki insan hakları ihlallerini görmezden gelerek, insan hakları bahanesiyle başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmesinden duyulan büyük memnuniyetsizlik. ABD ve bazı Batılı ülkeler, köle ticareti, sömürgecilik, işgal ve soykırım konularında geçmişten gelen lekeleri hâlâ taşıyorlar.

Bugün birçok ülke yaşam ve sağlık haklarını ihlal ederek, “aşı milliyetçiliğini” ve ırkçılığı körüklüyor; göçmenlerin ve yerlilerin haklarını ihlal ediyor; insan hakları sorununu siyasallaştırıyor.

Çin, son toplantılar süresince benzer görüşlere sahip ülkelerle birlikte, ABD’deki ve Batılı ülkelerdeki insan hakları sorunlarını ortaya çıkararak, küresel insan hakları yönetişimi alanındaki sorumluluğunu yerine getirdi.

Çin tarafından sunulan “Sömürgecilikten Kalan Sorunların İnsan Haklarından Yararlanılmasındaki Olumsuz Etkileri” konulu karar, çeşitli tarafların desteğini aldı.

Çin’de insan haklarını ülkenin koşullarına uygun şekilde geliştirme çalışmaları, sadece Çin halkının insan haklarını koruma altına almakla kalmayıp, küresel insan hakları çalışmalarının gelişmesini de ilerletiyor. Çin’in son toplantılardaki performansı, küresel insan hakları yönetişiminin ilerletilmesine de yeni katkılarda bulundu.

Batılı insan hakları savunucuları, artık başka ülkeleri eleştirmeyi bırakıp kendi topraklarındaki insan hakları sorunlarına odaklanmalı.

Yorumlar

yorum