Şoke edici rakamlar, ABD demokrasisinin gerçek yüzünü ifşa ediyor

rBABCWHME0GAQGx9AAAAAAAAAAA32.640x427.jpeg

“ABD’de COVID-19 salgını nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 800 bine ulaştı. Bu ABD’de bir eyaletin nüfusunun yok olması anlamına geliyor. ” Reuters’in kısa süre önceki haberinde bu ifadelere yer verildi.

29 Aralık itibarıyla ABD’de COVID-19 salgınında ölenlerin sayısı 820 bini aştı. Bu sayı, Kuzey Dakota eyaletinin nüfusunun üzerinde.

Diğer yandan, ABD’de şu an Omicron varyantı hızla yayılıyor ve ülke genelinde vaka sayılarında yeniden sıçrama yaşanıyor.

Johns Hopkins Üniversitesi tarafından yayımlanan verilere göre, 29 Aralık itibarıyla ABD’de tespit edilen günlük vaka sayısı 540 bini, toplam vaka sayısı ise 53 milyonu geçti.

ABD’nin salgınla mücadeledeki başarısızlığı sayısız insani trajedi yaşanmasına yol açtı. Sadece bu yıl içinde ABD’de salgın nedeniyle ölenlerin sayısı 450 bini aştı.

Haziran ayından bu yana geçen sürede ülkede görülen salgın kaynaklı ölümlerin sayısı hızla arttı. Toplam vefat sayısının 600 binden 700 bine yükselmesi 111 günde gerçekleşirken, 700 binden 800 bine yükselmesi ise sadece 70 gün aldı.

Vaka sayılarının son dönemde yeniden yükselişe geçmesi ABD sağlık sistemi üzerinde de büyük baskı oluşturuyor.

Washington DC’de hastanede tedavi gören COVID-19 hastalarının sayısı yüzde 77 artarken, Louisiana eyaletinde ise bu sayı iki katına çıktı. Diğer yandan hastaneye yatan çocuk hastaların sayısı da korkutucu boyutlarda arttı.

ABD Başkanı Joe Biden, 27 Aralık’ta yaptığı açıklamada, “Salgında durum böylece devam ederse sağlık sistemi bu ağır yüke dayanamaz hâle gelebilir.” ifadelerini kullandı. Yaşanan bu insani trajediler, eskiden beri “insan hakları savunucusu”, “demokrasinin öncüsü” olmakla övünen ABD için çok ironik.

Şoke edici rakamlar, ABD demokrasisinin gerçek yüzünü ifşa ediyor_fororder_267f9e2f07082838e552d701000e80084d08f1ed

Yaşam ve sağlık hakkı, uluslararası toplumda genel kabul gören en temel insan haklarıdır. Dünyanın en gelişmiş ülkesi olan ve en ileri tıbbi teknolojilerle donanmış konumdaki ABD, salgında durumun en kötü olduğu ülke durumunda. ABD nüfusunun dünya toplamının yüzde 4’ünü oluşturmasına rağmen, salgında hayatını kaybeden ABD’lilerin sayısı dünya toplamının yüzde 15’ine tekabül ediyor. Ülkede tespit edilen toplam vaka sayısı da dünya toplamının yüzde 19’unu oluşturuyor. ABD, hem toplam vaka hem de vefat sayıları açısından dünya birincisi konumunda.

ABD’li siyasetçiler, çeşitli vesilelerle “demokrasi” ve “insan hakları”ndan bahsetmeyi çok sevseler de görünen o ki, kendi ülkelerinde yaşayanların yaşam ve sağlık haklarını hiçe sayıyorlar. Bu da ABD’li siyasetçilerin demokrasi ve insan hakları konularındaki riyakâr tavırlarını bir kez daha gözler önüne seriyor.

İnsanlığın son dönemde karşı karşıya kaldığı en ciddi salgın karşısında ABD’li siyasetçiler, kendi siyasi çıkarlarını insanların canlarının önüne koymaktan imtina etmediler.

Bir yandan Amerikan halkını kandırmaya çalışırken, diğer yandan salgınla mücadeledeki başarısızlıklarının sorumluluğunu başka ülkelere atmaya çalışan bu siyasetçiler, salgını siyasallaştırmayı bir sopa olarak kullanarak ideolojik zıtlaşmalar ve çatışmalar yaratıyor, Soğuk Savaş zihniyetini yeniden yaymaya çalışıyorlar. Tüm bu girişimler, ABD toplumunda da büyük bir kaosu beraberinde getirirken, salgına karşı verilen küresel mücadeledeki işbirliğine de zarar verdi.

Günümüzde ABD’de “salgını siyasallaştırma” eğilimi her geçen gün daha da artarken, ülke genelinde salgına karşı bir birlik sağlanamıyor. Bunun açık bir örneği de Başkan Joe Biden’in eylül ayında imzaladığı aşı zorunluluğu talimatına karşı açılan davalarda görüldü.

Biden’in kararı, Cumhuriyetçilerin kontrolündeki birçok eyalette itirazlarla karşılaştı. Biden’in kendi partisi içinde dahi, 4 Ocak 2022 tarihinden itibaren yürürlüğe girmesi planlanan sözde karara karşı sesler yükseliyor.

ABD’de salgınla mücadele tedbirleri farklı nedenlerle ya erteleniyor ya da askıya alınıyor. Bazı tedbirler ise etkin şekilde uygulanamıyor. Dolayısıyla birçok ABD’li bilim insanı da ülkelerini “salgınla mücadelede en düzensiz ülkelerden biri” olmakla itham ediyor.

Öte yandan, ABD’li siyasetçilerin izlediği aşı milliyetçiliği politikası, ülkenin aşıları pervasızca israf etmesine yol açıyor ve küresel salgınla mücadeleye olumsuz etki ediyor.

Şoke edici rakamlar, ABD demokrasisinin gerçek yüzünü ifşa ediyor_fororder_rBABC2CkfCmAcbfPAAAAAAAAAAA809.3508x2480

Kendi vatandaşlarının yaşam hakkını hiçe sayan ABD’li siyasetçiler, hiç çekinmeden diğer ülkelere insan hakları konusunda suçlamalar yöneltmeye cüret ediyor.

G7 ülkeleri, ABD öncülüğünde düzenlenen “Küresel Demokrasi Zirvesi”nin ardından Çin’e Taiwan, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi ve Hong Kong Özel İdari Bölgesi ile ilgili meseleler hakkında mesnetsiz eleştiriler yönelterek Çin’in iç işlerine açıkça müdahale etti.

ABD Kongresi’nde kısa süre önce onaylanan sözde “Uygurların Zorla Çalıştırılmasını Önleme Yasası” da ABD’nin Xinjiang’a ilişkin meseleleri kullanarak Çin’in kalkınmasını engelleme çabalarının en yeni örneği oldu.

ABD’li siyasetçilerin insan hakları kisvesi altında diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmeye, dünya genelinde kaos, zıtlaşma ve çatışma yaratmak için çalışması siyasi bir şov olduğu gibi, küresel insan hakları ve demokrasiye en büyük hakarettir.

Fransız Le Monde gazetesinde yer alan yazıda, COVID-19 salgınının ABD tarzı demokrasinin zayıflığını yansıttığının altı çizildi. Salgında her geçen artan can kayıplarıyla birlikte ABD’nin “insan hakları savunuculuğu” iddiasının boş laf olmanın ötesine geçemediğini tüm dünya gördü.

Halkın canının ve sağlığını koruyamayan, korumayı da umursamayan ABD’li siyasetçilerin demokrasi ve insan haklarından bahsetmesinin ne manası olabilir? Salgınla mücadelede büyük başarısızlığa uğrayan ABD’nin diğer ülkeleri suçlamaya hakkı olabilir mi? ABD, salgınla mücadeledeki başarısızlıklarından dersler çıkararak mevcut tavır ve politikalarını değiştirmezse, salgında yaşadığı “kara kış” devam edecek ve yeni insani trajedilerin yaşanması kaçınılmaz olacak.

Yorumlar

yorum