Sahteciliğe meraklı ABD istihbarat teşkilatları dünyayı bir daha kandıramaz

rBABDGEmOlOAK8CuAAAAAAAAAAA190.1080x693.770x495.jpg

Zhao Quanmin, CRI Haber Merkezi

Washington yönetiminin COVID-19 virüsünün çıkış noktasının araştırılması için istihbarat teşkilatlarına tanıdığı süre dün doldu. Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki önceki gün yaptığı açıklamada, önümüzdeki birkaç gün içinde araştırma raporunun kamuya açıklanabilecek nüshasının yayımlanacağını belirtti. Raporun sonucunun nasıl olacağı bir yana, COVID-19’un kaynağı gibi bilimsel bir araştırmanın istihbarat teşkilatları tarafından yürütülmesi başlı başına siyasi bir saçmalık.

“Biz yalan söyleriz, kandırız ve hırsızlık yaparız…” ABD eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun bu meşhur sözü, ABD istihbarat teşkilatlarının utanmazlığını ortaya koymuştu. Geçmişe bakıldığında, ABD istihbarat teşkilatlarının Amerikan hegemonyasını savunan bir araç olarak sayısız kirli faaliyetlerde bulunduğu apaçık ortada.

Mesela Amerikan istihbarat teşkilatları Orta Doğu’da kendi yalanlarını doğurdu. ABD, Irak Savaşı’nı başlatmak amacıyla ortaya bir tüp çıkararak, tüpün içindeki beyaz tozun Irak’ta kimyasal silah araştırmaları için bir delil olduğunu iddia etmişti. Ancak gerçekler, Irak’ta kitle imha silahı bulunmadığını kanıtladı. ABD daha sonra Suriye’ye hava saldırısı düzenlemek için Beyaz Kasklılar’a ait görüntüleri bahane etti. Ne var ki, Suriye’nin kimyasal silah kullandığına dair görüntülerin mizansen olduğu ve Beyaz Kasklılar’ın ABD gibi Batılı ülkelerden sermaye desteği aldığı ortaya çıktı.

Ortaya yalanlar atmak, Amerikan istihbarat teşkilatlarının yöntemlerinden sadece biri. Amerikan istihbarat teşkilatlarının başvurduğu daha sinsi bir yöntem de var; 1940’lı yıllardan beri diğer ülkelerdeki basın mensuplarını kontrol etmek…

Amerikan istihbarat teşkilatları, bugün hâlâ basın organlarını manipüle ederek dünya kamuoyunu kontrol etmeye çalışıyor. Mayıs ayında Wall Street Journal gazetesinde yer alan bir makalede, “Amerikan istihbaratının daha önce açıklanmamış bir raporuna” dayanılarak, Wuhan Viroloji Enstitüsü’nde görevli üç kişinin Kasım 2019’da hastalandığı şeklinde bir hikaye uyduruldu. Ağustos’ta CNN tarafından verilen bir haberde de, Amerikan istihbarat teşkilatlarının yürüttükleri incelemelerde, içinde Wuhan Viroloji Enstitüsü’ne ait genetik verilerin de olduğu bir veri deposunun bulduğu ve depodaki verilerin deşifre edilmesiyle COVID-19 virüsünün kaynağının aydınlatılabileceği belirtildi.

Belli ki, Amerikan istihbarat teşkilatları, ABD’li siyasetçilerin talimatıyla hâlâ eski numaralarını tekrarlayarak, kendi suçlarını Çin’e atmaya çalışıyorlar.

Çin ve DSÖ’nün Mart ayında virüsün çıkış noktasıyla ilgili ortak sunduğu araştırma raporunda yer alan ve uluslararası toplum ve bilim çevreleri tarafından kabul edilen sonuçlarına göre, COVID-19 virüsünün Çin’deki bir laboratuvardan sızması ihtimali son derece düşük. Bundan sonra COVID-19 virüsünün kaynağına dair küresel çapta yürütülecek araştırmalar da bu temelde ilerletilmeli.

Çin, COVID-19 virüsünün kaynağına ilişkin küresel çapta bilimsel araştırmalar yürütülmesine destek vermenin yanı sıra, ilgili araştırmalara katılmaya devam edecek ve Amerikan istihbarat teşkilatlarının karalamalarına asla izin vermeyecek.

Ayrıca dünya da sadece 90 gün içinde uydurulan asılsız bir rapora asla inanmaz. Yaklaşık 80 ülke kısa bir süre önce DSÖ Genel Sekreteri Tedros Adhanom Ghebreyesus’a mesaj göndererek ya da kamuoyuna açıklamalar yaparak COVID-19 virüsünün kaynağına ilişkin araştırmaların siyasileştirilmesine karşı çıktıklarını beyan etti. Prestijini kaybetmiş ABD yönetiminin ve istihbarat teşkilatlarının komploları bir kez daha başarısızlığa uğrayacak.

Yorumlar

yorum