Nüfus sayımı sonuçları Batılıların Çin’de nüfus krizi olduğu iddiasını çürüttü

rBABC2CeLXmAR6J8AAAAAAAAAAA668.768x432.jpg

“Çin, 7. Ulusal Nüfus Sayımı bitiminde son 50 yılda nüfusun ilk kez düştüğünü açıklayacak.” İngiltere merkezli Financial Times gazetesinde kısa süre önce yer alan bir haberde Çin nüfusunun durumu hakkında bu değerlendirmeye yer verildi.

“Çin nüfusunda kriz görülmeye başlıyor, doğum oranı, ciddi şekilde düşüyor.” ifadesini kullanan Deutsche Welle’nin yayınında da “Nüfustaki düşüş, Çin’in ABD’yi geçme hevesine büyük darbe vuracak.” iddiasında bulunuldu.

Batılı bazı siyasetçiler ve medya kuruluşları, sıkça Çin’in nüfusunun düştüğü iddiasını gündeme getiriyor. Ancak Çin hükümetinin kısa süre önce 7. Ulusal Nüfus Sayımı’nın sonuçlarını yayımlamasıyla bu iddialar da tamamen geri püskürtülmüş oldu.

Çin Ulusal İstatistik Bürosu, 11 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Çin nüfusunun 1,41 milyarı aştığını, nüfusun ortalama yıllık artışının yüzde 0,53 olduğunu açıkladı. Veriler, Çin nüfusunun son 10 yıl içinde düşük hızda artış eğilimini koruduğunu gösterdi.

Bu noktada, Batılı ülkelerin nüfus verilerine göz atmakta fayda var.

2019 yılında Almanya ve İtalya gibi başlıca AB ülkelerindeki ortalama ölüm oranı, doğum oranını yine geride bıraktı. Dolayısıyla Batılı ülkelerin medya kuruluşlarının yanlış ülkelere bakarak endişe ettiğini söyleyebiliriz.

Son yıllarda başta ABD olmak üzere, birçok Batılı ülke, Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde “soykırım” yaşandığını iddia etti. Bu yüzyılın yalanı, güçlü veriler ve olgularla püskürtülüyor. 7 Ocak’ta yayımlanan Xinjiang’daki nüfus durumuna dair rapora göre, son yıllarda bölgenin nüfusu sürekli ve istikrarlı artış gösterdi. 2010-2018 döneminde Uygurların nüfusu 10 milyon 171 bin 500’den 12 milyon 718 bin 400’e yükseldi. Yani 2,54 milyon arttı. Artış oranı ise yüzde 25,04 olarak belirlendi.

7. Ulusal Nüfus Sayımı’nın sonuçlarına göre de 2020 yılında Çin’de Hanların dışındaki etnik grupların toplam nüfusu 125 milyon 470 bini buldu. Bu sayı, bir önceki sayımın yapıldığı 2010 yılına göre yüzde 10,26 oranında arttı. Etnik azınlıkların nüfusunun toplam nüfus içindeki payı yüzde 0,4 arttı. Netice olarak, somut veriler söz konusu yalanları bir kez daha çürüttü.

ABD gibi Batılı ülkeler sömürgecilik, ırkçılık, başka ülkelerde siyasi kaos yaratma ve çifte standart uygulama gibi konularda sayısız insani suç işledi ve işliyor. Bu ülkelerdeki bir avuç medya kuruluşunun nüfus konusunda Çin’i suçlama hakkı var mı?

Öte yandan, Çin’i karalamaya çalışan bazı Batılı ülkeler de işgücündeki azalışın Çin’in demografik üstünlüğünü kaybetmesine yol açacağını iddia ediyor.

Tabii 7. Ulusal Nüfus Sayımı’nın sonuçlarına bakıldığında, Çin nüfusunun karşı karşıya bulunduğu bazı meydan okumaları da göz ardı etmemeliyiz. Örneğin, Çin’deki toplam doğurganlık oranı yüzde 1,3 olarak kayda geçti. Bu, nispeten düşük bir seviyeye işaret ediyor. Ayrıca, 60 yaş ve üstü nüfus ise 260 milyona ulaşarak toplam nüfusun yüzde 18,7’sini oluşturdu. Bir diğer deyişle nüfusun yaşlanma hızı biraz daha yükseldi.

Ancak, Çin, bu sorunların üstesinden gelmek için hazırlıklarını yoğunlaştırmakla birlikte etkili politikalar belirleme çalışmalarını da hızlandırıyor. Örneğin, nüfusun yaşlanması sorunu karşısında Çin’de “beyaz saçlılar ekonomisi” geliştiriliyor. Bu kavram, yaşlılara yönelik ürün ve hizmetlerin tüketiminin teşviki anlamına geliyor. Aynı zamanda, sağlığı yerinde olan 60-69 yaş grubu da çalışmaya teşvik ediliyor.

Çin, nüfusun yaşlanması sorununa daima rasyonel şekilde yaklaşıyor. Çin Ulusal İstatistik Bürosu İstatistik Uzmanı Zeng Siyu, basına verdiği demeçte, Çin’in demografik avantajının hâlâ korunduğuna işaret ederek, nüfusun niteliğinin artmasıyla birlikte, demografik avantajın kalifiye birey avantajına dönüşmekte olduğunu söyledi.

Nüfusun yaşlanması, esasen küresel bir sorun. AB’nin verilerine göre, 2019-2050 döneminde AB üyesi 27 ülkenin yaşlı nüfusu iki katına çıkacak.

Ekonomik ve toplumsal gelişme ile doğum oranı ve yaşlı nüfus gibi sorunlarla er ya da geç tüm ülkeler karşı karşıya gelecek. Bu yüzden, ülkeler, nüfus konusunu diğerlerini karalama ve suçlama aracı olarak değil, aralarındaki işbirliğini güçlendirme alanı olarak görmeli.

Yorumlar

yorum