Jeopolitik ihtiraslar COP26’ya gölge düşürmemeli

rBABC2F5ITSAcsQxAAAAAAAAAAA80.600x399.jpeg

İklim krizi git gide ciddileşerek insanlığın geleceğini tehdit ederken, Glasgow kentinde 31 Ekim-12 Kasım’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26. Taraflar Konferansı’na (COP26) dönük beklentiler de yükseliyor. Ancak üzücü olan, ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin bu platformu kendi isteklerini dayatmak, diğer ülkeleri taviz vermeye zorlamak için kullanacaklarına dair endişelerin de giderek yükselmesi…

Çin, son yıllarda iklim değişikliğiyle mücadele konusunda cesur adımlar atarak bu alandaki küresel mücadeleye büyük katkılarda bulundu. Hızlı kalkınma sürecinin çevreye getirdiği menfi tesirlerin çok önceden farkına varan Çin, bu alandaki sorunları çözmek için sıkı tedbirlere başvurdu. Son yıllarda da kalkınma paradigmasını dönüştürmeye çalışan Çin, enerji yoğun sektörlerin etkisinin azaldığı, yüksek nitelikli bir büyüme modelini benimsemek için çalışıyor.

Yeni enerjiye yatırımlarını artıran Çin, 2030 yılı itibarıyla karbon emisyonunda zirveye ulaşma, 2060 itibarıyla da karbon nötrlüğü elde etme hedeflerini açıkladı.

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in geçen ay BM 76. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada yurt dışındaki kömür santrali projelerine finansman desteğini keseceklerini duyurması da iklim değişikliğiyle mücadele çabaları açısından umut verici bir gelişme oldu.

Çin Devlet Konseyi tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlanan eylem planında da Çin’in karbon emisyonu başta olmak üzere çevre konusundaki hedeflerine nasıl ulaşmayı düşündüğü somut örnek ve verilerle anlatıldı.

Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Çin’in BM’deki meşru konumunu yeniden kazanmasının 50’nci yıldönümü nedeniyle düzenlenen toplantıda da Çin’in iklim değişikliği konusundaki taahhütlerini hatırlattı, bir kez daha çok taraflılığa bağlı kalınması vurgusu yaptı.

Çin, iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki samimiyetini COP26’ya kısa bir süre kala yayımladığı Beyaz Kitap ile de gösterdi.

Devlet Konseyi tarafından bugün yayımlanan belgede, Çin’in küresel ısınma ile mücadele konusundaki tecrübeleri ve çalışmaları tüm dünyayla paylaşılarak, krizin aşılması için yürütülen küresel çabalara güç aşılandı.

Karşılaşılan tüm engeller, iklim değişikliği krizinin tüm dünyayı yakından ilgilendirdiğini ve krizin hep birlikte aşılması gerektiğini ispat eder nitelikte. Geçtiğimiz günlerde CRI Türk’ün yayınına katılan Akademisyen Dr. Altay Atlı da yakın tarihte Yunnan eyaletinin merkezi Kunming’de düzenlenen BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 15. Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yapmasının önemine işaret ederek, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik konusunda bütün dünyanın ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Gözden kaçmaması gereken bir başka nokta da gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasındaki ekonomik ve ticari temasların iç içe geçmiş ve karşılıklı bağımlı hâle gelmiş olması. Bu da, Batılı ülkelerin diğer ülkeleri karşılarına alıp, onlardan çevreyle ilgili sorunları çözmelerini talep etmesi, sanki söz konusu ticari faaliyetlerin kendileriyle bir ilişkisi yokmuş gibi davranmaları ne gerçekçi ne de yapıcı.

Esasen 2015’te yapılan Paris İklim Anlaşması iklim krizi konusunda umut verici bir adımdı. Ancak Batılı ülkelerin taahhütleri maalesef kâğıt üstünde kaldı.

İngiltere tarafından yayımlanan bir rapor, Paris İklim Anlaşması’ndaki taahhütler arasında yer alan yoksul ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelesine zengin ülkeler tarafından 100 milyar dolar yardım sağlanması sözünün tutulmadığını gösterdi.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) 2050’ye kadar sıfır karbon hedefine ulaşılması için verilen taahhütlerin iklim felaketinin önlenebilmesi için yeterli olmadığı uyarısında bulundu.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de dün düzenlenen basın toplantısında, gelişmekte olan ülkelere, her yıl iklim değişikliğiyle mücadele için 100 milyar dolar finansman sağlanması çağrısını yineledi. Guterres, Glasgow’daki iklim zirvesine katılacak liderlerden cesur planlarla gelmelerini istedi.

2015’te varılan Paris İklim Anlaşması’ndaki küresel hedeflerin hayata geçirilmesinin akamete uğrama nedeninin, ABD’nin anlaşmadan çekilmesi ve Batılı ülkelerin bu alandaki çalışmaların finansmanına hiçbir zaman öncelik vermemesi olduğu biliniyor.

Glasgow’daki zirvenin yerkürenin geleceği için hayati önem taşıdığı konusunda herkes hemfikir. Herkesin mutabık olduğu bir diğer nokta da zirvenin çetin müzakerelere sahne olacağı ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda bir uzlaşıya varmasının çok güç olduğu gerçeği.

İklim değişikliği tüm dünyanın ortak bir irade koyarak baş edebileceği bir kriz. Çin’in bu konuda kendisini köşeye sıkıştırmaya çalışacak Batılı ülkelerin baskılarına boyun eğmeyeceğinin herkes farkında.

Batılı ülkelerin COP26 platformunu suistimal etmek yerine, kendi verecekleri taahhütlere ve atacakları adımlara odaklanmaları tüm dünyanın hayrına olur.

Batı’nın lafla peynir gemisi yürümeyeceğini anlaması, Çin’e baskı yapmayı hayal etmek yerine somut eylemlerde bulunması gerek.

Yorumlar

yorum