İki rapor: Biri hakiki, biri sahte…

rBABCWEsl2eAVyveAAAAAAAAAAA971.768x432.jpg

CRI Türkçe

 

Son günlerde ABD’li istihbarat birimlerinin COVID-19 ile ilgili raporu gündemde yer tutuyor. Tabii bu sözde raporu anacaksak, onu bir başka raporla, hakiki bir raporla beraber anmalıyız. Konu, tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Yaklaşık 4,5 milyon kişinin hayatını kaybettiği pandemiye yaklaşırken ciddi ve temkinli olmak lazım.

2019 yılının sonuna gelindiğinde, Çin, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) aracılığıyla dünyayı salgınla ilgili bilgilendirdi. Virüsün gen dizilimini anında dünyayla paylaşan Çinli uzmanlar, diğer ülkelerden meslektaşlarına da yardımcı oldu.

Wuhan’ın karantina altına alınması salgınla mücadeledeki kritik bir karardı. Wuhan halkının gösterdiği fedakârlık, Çin’in diğer kentlerinin ve hatta tüm dünyanın acısının bir nebze azalmasını sağladı.

Çin hükümeti, 10 milyonluk kenti “kapatmayı” göze almışken, DSÖ tüm dünyayı virüse karşı uyarırken, Donald Trump’ın başında olduğu ABD yönetimi, “bize bir şey olmaz” diyerek, “virüs yakında yok olacak” diyerek işin ciddiyetini kavramayı reddetti, halka doğru verileri aktarmadı.

Salgın tüm dünyaya yayılırken, ABD yönetimi, salgınla mücadelede dünyayı yönlendiren DSÖ’den çekildi, örgüte finansman katkısını kesti.

Günah keçisi arayışları

Donald Trump, başarısızlığa uğradığının ve arkasındaki halk desteğin düştüğünü fark edince de suçlayacak bir günah keçisi aramaya başladı. Trump-Pompeo ikilisi, “Çin virüsü”, “Wuhan virüsü” gibi kabul edilemez yaftalamalara başvurdu, virüsün Wuhan’daki bir laboratuvardan sızdığı iddiasını ortaya atarak suyu bulandırmaya çalıştı.

Çin ise bu süreçte gayet müspet ve açık bir tavırla DSÖ uzmanlarını ülkeye davet etti. DSÖ’den uzmanlar ile Çinli meslektaşları Çin’de 28 gün boyunca incelemeler yaptı, ABD’nin çamur atmaya çalıştığı laboratuvarı gezdi. İncelemelerin ardından yayımlanan raporda, virüsün bir laboratuvardan sızmış olma ihtimalinin çok düşük olduğu vurgulandı.

Bilimsel çalışmalara dayanan bu rapor hakiki, otoriteli, güvenilir, yani ciddiye alınabilecek bir rapordu.

“Amerika geri döndü” = “Önce Amerika”

Trump’ın döneminde ABD, tüm dünyanın gözünde bir bakıma “yoldan çıkmış” bir ülkeye dönüştü. Uluslararası anlaşmalardan ve örgütlerden çekilen, iklim değişikliği gibi tüm dünyayı ilgilendiren konularda sorumsuzca tavırlar takınan, diğer ülkeleri ve halklarını aşağılayan, ülke içindeki azınlık ve göçmenlere zulmünü artıran ve Müslüman ülkelerin vatandaşlarının ülkeye girişini yasaklayan bir ABD, dünyanın karşısına dikilmişti.

Bu akıl tutulmasının izahı ise “Trump’ın çılgınlıkları” suçlanarak yapılıyordu.

Trump dönemi uzun sürmedi, Biden göreve geldi. Dünyanın “Amerika geri döndü” ile “Önce Amerika” arasında bir fark olmadığını anlaması için de çok vakte ihtiyaç olmadı.

Yeni lider, Çin ile ilişkiler konusunda selefini izledi. Çin’in Taiwan adası ve Güney Çin Denizi konularını kaşımaya çalışan Biden yönetimi, Çin’in Hong Kong Özel İdari Bölgesi ve Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi ile ilgili meseleleri Çin’e karşı baskı unsuru olarak kullanmaya çalıştı.

Beijing’e sorarsanız, Biden yönetimi, Çin’i bir rakip olarak görmek istiyorsa buyursun buna devam etsin; adil bir rekabete kimsenin itirazı olmaz. Ancak karşılaşılan tablo, Çin’e karşı yürütülen bir çevreleme ve karalama politikasından ibaretti.

ABD’nin rasyonaliteyi terk etmiş siyasetinin son örneği de Biden’in istihbarat birimlerine verdiği COVID-19’un kökenini bulma talimatıydı.

Biden’in verdiği süre geçtiğimiz günlerde doldu ve mevzuubahis rapor kamuoyuyla paylaşıldı.

COVID-19’un kökenine ilişkin henüz net bir karara ulaşılamadığı belirtilen raporda, Çin “işbirliği yapmamakla”, “küresel soruşturmaya engel olmayı, bilgi paylaşmayı reddetmeyi ve ABD dâhil diğer ülkeleri suçlamayı sürdürmekle” itham edildi.

Tüm dünyayı yakından ilgilendiren bilimsel bir konuda, bilim insanlarının açıklamalarına ve bilimsel araştırmaların sonuçlarına değil de istihbaratçıların iddialarına dayanılarak hazırlanan bu rapor, DSÖ’nün raporunun aksine “sahte” bir rapor, yani güvenilmesi ve ciddiye alınması mümkün olmayan bir sözde rapor.

Çin’den sert tepki

Rapora Çin’in tepkisi gecikmedi. Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Ma Zhaoxu konuyla ilgili sert bir açıklama yaptı. Buna ilaveten, Çin’in Washington Büyükelçiliği ve Çin Ulusal Sağlık Komisyonu’ndan da önemli açıklamalar geldi.

Ma Zhaoxu, “Bu sözde rapor, tamamen siyasi bir rapordur ve hayal ürünüdür. Raporun bilimsel dayanağı da güvenilirliği de yoktur.” dedi.

ABD’yi salgınla mücadele konusunda şeffaf olmamakla, sorumsuzlukla ve işbirliğini reddetmekle suçlayan Ma, ABD’deki Fort Detrick laboratuvarının araştırılması gerektiğini vurguladı.

Salgınla mücadeledeki verileri kendi halkından gizleyen ABD, Çin’i şeffaf olmamakla suçluyordu; Fort Detrick’i apar topar kapatan ve laboratuvarın incelenmesi taleplerini yanıtsız bırakan ABD, DSÖ uzmanlarının araştırmalarına 28 gün boyunca her türlü destek ve kolaylığı sağlayan Çin’i “işbirliğini reddetmekle” suçluyordu.

Tabii, çok uzaklara gitmeye gerek yok, sadece son 20 yıla bakınca dahi, dünyanın ABD’nin yalanları ve oyunlarıyla nasıl defalarca tuzağa düşürüldüğünü görüyoruz.

Elindeki “deterjanı” Irak’ın kitle imha silahları geliştirdiği iddiasını doğrulamak için gösteren ABD’li bakanlar da gördük, Suriye’de kimyasal silah kullanıldığı iddialarını yaymaya çalışan ABD destekli örgütler de…

Yalancı çoban…

Şimdi de benzer yalanlar Çin üzerinde deneniyor.

Ancak, ABD’nin son yıllarda başta müttefikleri olmak üzere tüm dünyayı sürüklediği felaketlerin artık herkes farkında. Biden yönetiminin Afganistan’dan aniden çekilme kararı alması da Afgan halkı başta olmak üzere tüm bölge için bir şok niteliğindeydi.

Gün geçtikçe, uluslararası kamuoyu, kendini dünyanın polisi olarak sunan ABD’nin yalanlara dayalı karalama politikaları karşısında durmaya başlayacak. ABD, git gide itibarını yitirecek.

Bir gün gelecek, ABD’nin yalanlarına kimse inanmaz olacak, kimse yalancı çobanın söylediğine inanmayacak.

Yorumlar

yorum