Hong Kong konusunda Avrupa’ya tarih dersi lazım

20190719192219385_42669.jpg

Avrupa Parlamentosu, 18 Temmuz’da Hong Kong’a ilişkin bir karar aldı. Kararda Hong Kong Özel İdari Bölgesi (SAR) hükümetinin “barışçıl göstericiler” hakkındaki suçlamaları kaldırması ve Hong Kong polisinin eylemlerinin soruşturulması talep edildi.

Hong Kong’taki şiddet eylemlerine kör bir bakış açısını yansıtan bu karar, Hong Kong polisinin olaylar sırasında uğradığı saldırılara duyarsız kalıyor, aynı zamanda hukukun üstünlüğüne karşı ciddi bir provokasyon yaratarak Çin’in iç işlerine müdahale ediyor. Çin elbette bu karara ciddi şekilde karşı çıkıyor.

Hukukun üstünlüğü, Hong Kong toplumunun temelidir. Son günlerde Hong Kong’ta bazı aşırılık yanlıları Yasama Konseyi (Legco) binasına saldırdı, yolları kapattı ve polise saldırdı. Gayet organize ve planlı gerçekleştirilen bu şiddet eylemleri, Hong Kong’ta hukukun üstünlüğüne meydan okuyarak, “Bir Ülke, İki Sistem” formülünün dayandığı tahammül eşiğini de zorladı.

Polis kamu düzenini sağlamakla görevli

Hiçbir egemen ülke böyle bir durumu asla hoş göremez. Hong Kong polisi, kamu düzenini sağlama görevini yasaya uygun şekilde yerine getirmektedir, bu görevleri esnasında göstericilerin saldırısına uğrayan 13 polis memuru yaralandı, saldırgan çeteler iki polis memurunun parmaklarını kırdı.

Bu çetelerin şiddet eylemleri, uluslararası toplum tarafından eleştirildi ve kınandı. Bununla birlikte, Avrupa’daki bazı kesimler kasıtlı bir körlük içindeler, hatta sözde “barışçıl gösterilere” güzelleme yaparak, hem failleri sorumluluktan kurtarmaya çalışıyorlar hem de Hong Kong polisinin şiddet eylemlerine seyirci kalmasını istiyorlar.

Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen kararda, Çin hükümetinin Çin-İngiltere Ortak Deklarasyonuna zarar verdiği ve Hong Kong’un iç işlerine müdahale ettiği de belirtildi. Herkesin bildiği gibi, Çin-İngiltere Ortak Deklarasyonu, iki tarafın 1984 yılında Çin’in Hong Kong’un egemenliğini devralmasına ve geçiş dönemine ilişkin düzenlemelere yeniden başlanmasına ilişkin olarak imzalanan siyasi bir belgedir.

Hong Kong’un 1 Temmuz 1997’de Çin’e dönmesinden sonra, İngiliz tarafıyla bu anlaşmada öngörülen hak ve yükümlülükler tam olarak yerine getirildi ve anlaşma artık geçmişte kalmış bir belge haline geldi.

Birleşik Krallık dönemi bitti, anlaşma tarih oldu…

Birleşik Krallık artık Hong Kong’ta herhangi bir egemenlik hakkına, güce ve denetime sahip değildir, Çin hükümeti Anayasa ve Hong Kong Temel Yasası uyarınca Hong Kong üzerindeki egemenliğini uygular. Çoktan geçerliliğini yitirmiş tarihi bir belgenin peşinde koşanların, tarihten dersine ihtiyaçları var. Aksi takdirde kendilerini alay konusu yapmaya devam edecekler.

Hong Kong’un anavatana yeniden kavuşmasından bu yana geçen 22 yılda Çin hükümeti Anayasa ve Hong Kong Temel Yasası uyarınca “Bir Ülke, İki Sistem” ve “Hong Kong’u Hong Konglular Yönetir” ilkelerini izlemektedir. Üstelik Hong Kong vatandaşlarının Hong Kong’un sahibi olma statüsü daha da gelişti. Hong Konglular artık yasal çerçevede benzeri görülmemiş demokratik hak ve özgürlüklere sahipler.

Hong Kong basınında çıkan yorumlar da, “Bir Ülke, İki Sistem” formülünün, Hong Kong’un kalkınmasında en büyük avantaj olduğunu savunmaktadır. Hong Kong, bu ilkeyle ana kesimdeki kalkınma kârını paylaşmaktadır.

“Avrupa kendi gündemine odaklanmalı”

Avrupa Parlamentosu yeniden seçildi ve Çin-Avrupa ilişkileri yeni fırsatlarla karşı karşıya bulunuyor. Avrupa Parlamentosu’nun aldığı Hong Kong kararının herhangi bir yasal etkisi olmamasına rağmen, dünyaya yanlış bir mesaj vererek Çin-Avrupa ilişkilerine gölge düşürüyor. Çok sayıda Avrupa şirketinin Hong Kong’ta faaliyet gösterdiği ve Avrupalıların burada yaşadıkları düşünülürse, Hong Kong’da karışıklık çıkarmak sadece kendi çıkarlarına zarar verecektir.

Hong Kong, Çin’in iç işidir ve hiçbir yabancı ülke, kuruluş veya şahsın bu konuya müdahil olmak hakkı yoktur. Avrupa kendi gündemine odaklanmalı ve Çin’le işbirliği yolundan şaşmamalıdır.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum