Gündem olarak Xinjiang soykırımı tespiti

FreeComposition_1_1200_100dpi.jpg-copy.png

Kaynak: MRonline

8 Mart 2021 tarihinde Washington merkezli Newlines Strateji ve Politika Enstitüsü ile Montreal’de faaliyet gösteren Raoul Wallenberg İnsan Hakları Merkezi tarafından “Uygur Soykırımı: Çin’in 1948 Soykırım Sözleşmesini İhlallerinin İncelenmesi” başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, 1948 Soykırım Sözleşmesinin Çin’de Uygurlara yönelik devam eden muameleye yönelik ilk bağımsız uzman uygulaması olarak lanse edildi ancak rapor incelendiğinde bu iddianın gerçek olmadığı net bir şekilde görülüyor. Söz konusu rapor, İsveç merkezli The Transnational Foundation for Peace & Future Research adlı merkezin üç uzmanı olan Gordon Dumoulin, Jan Oberg ve Throe Vestby tarafından oldukça ayrıntılı bir şekilde analiz edildi. The Transnational Foundation for Peace & Future Researc tarafından söz konusu raporla ilgili analizin geniş özeti şöyle:

1-Rapor ve arkasındaki iki kurum “bağımsız” olmadığı gibi raporda yeni materyaller sunulmuyor. Raoul Wallenberg İnsan Hakları Merkezi ile ortaklaşa üretilen bu rapor, sivil toplum kuruluşlarından daha yakın olan en az altı, az çok birbiriyle bağlantılı, çıkar grubu veya çevreden bireyler arasındaki işbirliğinin ürünü olarak göze çarpıyor. Bunlar, Hristiyan köktencilik + şahin muhafazakar ABD dış politika çevreleri + Müslüman Kardeşler çevreleri + aşırı komünizm karşıtlığı + İsrail yanlısı lobi çevreleri + siyasallaştırılmış insan hakları çevreleri ki bunların çoğu Amerika Birleşik Devletleri’nin çeşitli müdahalelerine hizmet etme eğiliminde olduğu yapılar.

Bağımsız bir enstitüden tarafından bağımsız bilim adamları tarafından yayınlandığı belirten bir rapor için bu durum oldukça büyük bir sorun teşkil ediyor.

2-Gelişigüzel düzenlendiği görülen rapor, eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun 19 Ocak 2021’deki “kararlılığını” desteklemek için yayınlanmış olabilir. Pompeo, o dönemde Xinjiang’da devam eden bir soykırım olduğunu herhangi bir kanıt sunmadan açıklamıştı. Bu arada Pompeo, 2019 yılında CIA direktörü sıfatıyla “yalan söyledik, hile yaptık ve çaldık. Birçok eğitim kurslarımız vardı – ve bu size Amerikan deneyinin ihtişamını hatırlatıyor” diyerek övünmüştü.

3-Rapor, hem sahte hem de şüpheli ama aynı zamanda önemli ölçüde ve sistematik olarak önyargılı kaynak seçimlerini içerdiği ve temelde önemli perspektifleri, teorileri, kavramları ve gerçekleri kasıtlı olarak dışarıda bıraktığını gösteriyor. Sağlam bilim ve değerlere dayandığını iddia eden bir enstitü için bu sorunludur.

4-Rapor, bilerek veya isteyerek veya bilmeyerek, katı ABD dış politikasını destekliyor ve Çin’e karşı çatışmacı bir politikayı teşvik etmek için insan hakları kaygılarını kullanıyor gibi görünüyor.

5-Rapor, belirli bir anlamda Çin’i tüm kötülüklerin öznesi olarak ele alıyor ve ABD ve Çin arasındaki sorunları ve çatışmaları doğrultusunda ABD lehine politika yapıyor. Kısaca herhangi bir karşılaştırmalı perspektif üretemiyor. Bir başka deyişle, başka ülkelerde buna benzer durumlar yaşanıyor mu ya da Çin’in Xinjiang’da “teröre karşı savaşı” ve bunun insani maliyetlerinin, ABD liderliğindeki Teröre Karşı Küresel Savaş, GWOT ve bunun insani maliyetleriyle karşılaştırması yapılıyor mu?

Tüm bu sorulara karşın özellikle Batı medyası rapora özel bir ilgi gösterdi ancak rapor hazırlayan kuruluşların ya da raporun içeriğinin bağımsız olup olmadığına dair bir sorgulama yaptıklarına dair bir iz bulamadık.

Raporda bulduklarımız, eğer bu yazılanlar Xinjiang’daki bir soykırımın mevcut en yüksek kalitede belgesi ise bunun soykırım olup olmadığı ciddi şekilde şüphe uyandırıyor. Ve büyük olasılıkla, bu yaklaşım yalnızca ABD-Çin ilişkilerine değil, ABD’nin kendisi için olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Ayrıca, raporun, MIMAC, Askeri-Endüstriyel-Medya-Akademik Kompleksi dediğimiz şeyi karakterize eden söylem ve çıkar çevrelerinin oldukça açıklayıcı bir örneği olduğunu tespit ettik. 1961 yılında yaptığı veda konuşmasında Başkan Dwight D. Eisenhower, bunu Askeri-Endüstriyel Kompleks, MIC olarak adlandırmıştı.

Raporu hazırlayan kuruluşları incelediğimizde…

Newlines, 2019 gibi geç bir tarihte Dr Ahmed Alwani tarafından kuruldu ve Fairfax University of America’nın (FXUA) bir iştiraki olarak çalışmalarını sürdürüyor. Kurucusu ve başkanı Dr. Alwani olmasına karşın üniversitenin sayfasında ismi yok. Buna karşın üniversitenin iki ayrı web sitesi olduğu görülüyor, Alwani burada başkan olarak sunuluyor. Fairfax University of America’nın neden farklı içeriğe sahip iki we. sayfasına sahip olduğu ve ana sayfalardan birinin neden diğerinde bulunmayan, Dr Alwani’yi başkan olarak gösterdiğinin yanıtı merak ediliyor. Öte yandan üniversitenin mütevelli heyetinindeki altı üyeden üçünün aynı zamanda Müslüman Kardeşler’e bağlı bir örgüt olan Uluslararası İslam Düşüncesi Enstitüsü’nün (IIIT) kurucusu veya liderliğini yaptığı da dikkat çekiyor.

Newlines Enstitüsüsü, 2020’de bir Uygur Alimler Çalışma Grubu kurdu. Grup, “ABD hükümeti ve müttefikleri ve ortaklarının Beijing’in Uygur kimliğini ve kültürünü silme çabalarıyla nasıl başa çıkabileceğine dair araştırma ve analiz” yapmakla görevlendirdi. Bu nedenle, mevcut yeni rapordan önce Enstitü, Çin’in yaptığının bu olduğuna karar vermişti. Bu grubun önde gelen üyelerinden biri, tüm bunlardaki merkezi rolüne geri döneceğimiz Dr Adrian Zenz’dir.

FXUA, yaklaşık 150 öğrencisi olan küçük bir okul. Wikipedia sayfasına göre, eğitimin kalite standartlarıyla ilgili sorunları var; ilginç bir şekilde, oradaki dipnotların çoğu enstitüyle değil, Newlines/Wallenberg raporu bulgularıyla ilgili.

Ve her iki kuruluşta bulunan Dr. Alwani kimdir? Newlines Enstitüsü ona bu şekilde sunuyor: Dr. Ahmed Alwani, Newlines Strateji ve Politika Enstitüsü’nün ve ana kurumu Fairfax Amerika Üniversitesi’nin (FXUA) kurucusu ve başkanıdır. Kuzey Virginia’da kümes hayvanları, gayrimenkul ve eğitim/öğretim sektörlerinde yatırımları bulunan bir iş adamıdır.

Newlines Enstitüsü’nün (eskiden ve halen) Küresel Politika Merkezi olan CGP) finansmanı FXUA tarafından sağlanıyor ancak “Hakkında” sayfasında bağımsız olduğu ve ayrıca araştırma hibelerini ve bağışları kabul ettiği vurgulanıyor. Newlines Enstitüsü bağımsız bir enstitü değildir. Ve yukarıda belirtilen birçok kimlik ve ilişki değişikliğiyle birlikte, doğal olarak merak edilmelidir: Gerçekte nedir?

Raporun ortak yayıncısı: Raoul Wallenberg İnsan Hakları Merkezi

Kurumun kendi web sayfası ve Wikipedia’da merkezin misyonu 7 sayfalık bir PDF dokümanı ile açıklanıyor. Merkezin ne tür insan haklarıyla uğraştığını hemen anlıyorsunuz: Holokost’u anma, Yahudi düşmanlığına karşı mücadele, Rusya, Çin, İran, Kuzey Kore, Suudi Arabistan ve Venezuela’daki insan hakları sorunları ve farkındalık yaratma veya kampanyalar yapmak. Ancak kurumun bu sıraladığı ülkeler dışında örneğin Batılı müttefikleri ya da ABD’nin insan hakları sorunlarıyla ilgilenme gibi bir misyonu yok!

Merkez, uluslararası bir insan hakları avukatı ve eski Kanada Adalet Bakanı olan Irwin Cotler tarafından 2015 yılında kurulmuş. Şu anda başkanlığı da üstlenen Cotler, pek çok bağlantısının yanı sıra son derece taraflı olarak bilinen “Nükleer İran’a Karşı Birleşik” örgütünün de üyesi. Filistin halkının sorunlarını dile getiren meslektaşlarına saldırmaktan çekinmeyen Cotler, Koruma Sorumluluğu’nun (R2P) sadık bir savunucusu. Libya’da yaşanan durumda bu düşüncesini savunan Cotler, Kanada’yı Suriye’ye müdahale etmediği için eleştirdi ve teröristlerle bağlantılı Beyaz Miğferleri Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.

Hatta raporun yayınlanmasından iki hafta önce, Kanada Başbakanı Trudeau’ya “soykırım” kelimesini kullanması için baskı yapmaya çalıştı, zorla kısırlaştırma ve kürtajın ve bir milyondan fazla Uygur’un “toplama kampları” dediği yerlerde tutulmasının Sözleşmeyi ihlal ettiğini savundu.

Elbette herkesin farklı siyasi görüşleri olabilir, sempati ya da antipati duyma hakkı vardır ve bunları açıkça ifade edebilir. Ancak hem bunları aleni bir şekilde yapıp bir yandan da “bağımsız” olduğunu iddia etmek oldukça çelişkili bir durum. Dr Cotler açıkça çok politik bir insan hakları kişiliğidir.

Raporun kaynakları ve dünya görüşleri

Rapor, dünya çapında ilgili tüm alanlarda en üst ve en yüksek kalibreli 50 uzmanla yapılan istişareye ve ayrıca “10 binden” fazla Uygur tanığın ifadesine ve tutukluların ifadeleri ışığında hazırlanmış. Raporun başyazarı ise Yonah Diamond. Kendisi üretken bir insan kaynakları uzmanı olarak tanınıyor. 15 Temmuz 2020’de, Foreign Policy and Genocide Watch’ta, kaynak veya kanıt belirtmeden, 8 ay sonra Newlines raporunun nasıl olacağının işaretlerini veren bir makalenin ortak yazarlığını yaptı. Diamond’ın siyasi duruşunu 21 Ocak 2021 tarihli Foreign Policy’de Rayhan Asat ile birlikte kaleme aldığı bir başka makale net bir şekilde ortaya koyuyor. Söz konusu makalede Diamond, ABD’nin başarısız angajman politikasını yeniden düşünmesi ve “önce Xinjiang’daki soykırımla yüzleşmesi” gerektiğini savunuyor. Bu, Pompeo’nun açıklamasından sadece iki gün sonraydı.

31 Mart tarihli Newlines tanıtım videosunda Diamond (ve diğer katılımcılar), toplanan ve analiz edilen materyalin ne kadar büyük olduğunu vurguluyor. Buna karşın panelistler tarafından ortaya konulan iddiaların hiçbiri orada belgelenmemiş. Sadece referanslar, gerçekler olarak belirtilmiş. Ayrıca yöntemler, veri kaynakları veya raporun bilgi tabanının nasıl derlendiği ve düzenlendiği konusunda herhangi bir tartışma da yok.

Profesör John Packer, “Sorunun Çin’in baskı/soykırım meselesinin bir iç mesele olduğunu kabul edilirse, uluslararası hukukun başka kaç bölümüne elveda demek zorunda kalacağı?” iddiasını merkezin bir argümanı olarak ortaya sürüyor.

The Report hakkındaki video tartışmasının bir diğer katılımcısı, China Cables projesinde çalışan ve şu anda Axios’ta Çin muhabiri olan ve Çin hakkında önemli katkılarda bulunduğu yalnızca olumsuz raporlar yayınlayan Bethany Allen-Ebrahim.

Tartışmaya katılan dört katılımcı da Çin hakkında ABD ile bir çatışmanın tarafı değilmiş gibi konuşuyor.

Allen-Ebrahim, “Çin otoriterliğine karşı Batı liberal demokrasileri, dünyayı herkes için daha iyi bir yer haline getirmeye çalışan insan hakları sözleşmeleri” gibi ifadeler kullanıyor. “Çin Komünist Partisi, Batı’yı anlamıyor, dünya çapındaki demokrasilerin gözünün önünde gözaltı kamplarının kötü olduğunu görmeyip ve sadece kendi propagandası olduğunu anlamıyor” diyor. Ve ayrıca, “Xi Jinping o kadar güçlendi ki, insanlar korkuyor. İşlerin uzun süredir iyi gittiğine ve hiçbir şeyin onu durduramayacağına inanıyor. ABD ve Hindistan gibi birçok ülkeye bitmeyen hakaretlerde bulunuyor” diyor.

Newlines’ın Özel Girişimler Direktörü ve The Report’un önsözünün yazarı ve aynı zamanda ABD Ordusu Savaş Koleji’nde yardımcı profesör olan Azeem İbrahim, Çinlilerin – onun dediği gibi – belki de Çin Hong Kong’u istiyorsa, basitçe olacağına inanıyor gibi görünüyor. Tayvan’ı isterse, basitçe alır ve isterse Güney Çin Denizi’ne de hakim olur.

Kısacası, rapor her türlü çatışma analitik yaklaşımını atlıyor ve Çin’i kötü saiklerle hareket eden yalnız bir aktör olarak ele alıyor. Herkesin – aynı zamanda akademisyenlerin – kişisel görüşlere sahip olma hakkı olsa da, tüm katkıda bulunanlar tarafından tutulan sistematik değer yanlılığı ve Çin’e karşı olumsuz tutumları, yazarların ve katkıda bulunanların çoğunun nasıl seçildiğine dair merak uyandırıyor. Bu tür tek tip ve sistematik “ideolojik” önyargı, raporun veri ve kaynak seçimini büyük olasılıkla etkileyebilir.

Daha da ilginç olanı şudur: Raporda soykırımı kanıtlamak için kullanılan ana kaynaklar nelerdir?

Batı’nın Çin politikalarının cephesinin arkasına bir bakış

Raporda yer alan alıntıların önemli bir kısmı gazetelerden alınmış. The New York Times, The Guardian, BBC News, The Brookings Institution, The Center for Strategic and International Studies (CSIS), The (CIA tarafından başlatılan) Jamestown Foundation, Financial Times, Associated Press, Wall Street Journal, Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ), The China Files, Hudson Institute, Bitter Winter dergisi (Çin’deki dini özgürlük ve insan hakları için), The New Yorker, Foreign Policy, Journal of Political Risk, The Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP) ve Radio Free Asia.

Bunun dışında birkaç önemli kaynak gerçekten öne çıkıyor.

“shahit.biz” adlı bir internet adresinde görünen Xinjiang Mağdurlar Üssü dikkat çekiyor. Çünkü rapordaki mağdur ifadelerinin çoğu buradan alınmış. Ancak “shahit.biz”de “hakkında” kısmına ulaşılamadığı gibi, Uygur Nabzı YouTube kanalında da olduğu gibi, birçok kısa video içermesi, yöntemleri, kaynakları, nasıl yapıldığı veya ne anlama geldiği hakkında hiçbir bilgi yok. İnsanların “Çin’in Kuzeybatı Xinjiang bölgesindeki yavaş ama fiili soykırımın kurbanları için video tanıklıkları” sunuyor. Tamamen anonim olan ana sayfaların, normalde akademik veya politik bir belge kaynağı olarak hiçbir güvenilirliği veya başka bir değeri olmadığı düşünülür ve dışarıda bırakılmaları gerekirdi.

Raporda Politik Risk dergisine de birkaç kez atıfta bulunuluyor. Derginin tanıtımında “Yerel sorunlar ve bunların dünya üzerindeki etkileri, tarafsız bir bakış açısıyla analiz edilmekte ve sunuluyor” deniyor. Dergi, uluslararası bir siyasi risk analizi ve danışmanlık firması olan Corr Analytics tarafından yayınlanıyor.

Derginin yayıncısı Dr Anders Corr, Amerika Birleşik Devletleri Ordusu, Amerika Birleşik Devletleri Pasifik Komutanlığı (USPACOM), Amerika Birleşik Devletleri Pasifik Özel Harekat Komutanlığı (USSOCPAC), Savunma İstihbarat Teşkilatı (DIA), Savunma Tehditlerini Azaltma Ajansı (DTRA) ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) gibi kurumlarda çalışmış. Derginin editörü Neil Siviter ise şu anda King’s College London’da savaş çalışmaları alanında yüksek lisans yapıyor ve NATO Derneği adına Kanada’da staj yapmış.

Bu detaylar neden önemli? Çünkü rapor, daha sonra değineceğimiz Dr. Adrian Zenz’in bir makalesini içeren bu dergiye atıfta bulunuyor. Dr Zenz’in araştırmaları için aşağı yukarı aşırı politik çıkışları mı seçtiğini yoksa el yazmalarının daha ilgili akademik dergilerin hakem değerlendirmelerinden geçmediğini mi merak etmek gerekir.

Daha sık kullanılan (22 kez) bir kaynak, özel olarak anılmayı hak ediyor, Radio Free Asia. Kendisini “özel, kâr amacı gütmeyen, multimedya haber şirketi” olarak sunuyor ama bunlar şüpheli sözler. Yıllık bütçesi 43 milyon doları olan, 253 çalışanı olan, merkezi Washington DC’de bulunan ve ABD Küresel Medya Ajansı’na (USAGM) bağlı olan birçok ABD devlet medya kuruluşundan biridir.

Özetlemek gerekirse, Raporun dayandığı kaynakların çoğu Batılı, özellikle ABD, ana akım medya ve tartışmasız ve istisnasız Sinofobik (Çin karşıtı) bir misyonda olan kuruluşlardan gelen materyaller. Ayrıca ABD’nin küresel egemenliğini ve müdahale politikalarını teşvik eden tutumlara sahip Dışişleri Bakanlığı/Pentagon bağlantılı kişiler…

Şimdi her yerde Sincan uzmanı olarak belirtilen Dr Adrian Zenz’e (1974- ) gelelim.

Zenz, The Report’un 317 notunda en az 41 kez, çoğu zamanda bir veya iki kez görünür. Hiç şüphe yok ki, The Report’un belgeleri, diğer uzmanlardan çok onun çalışmalarına dayanıyor. Peki Zenz kim?

Ekim 2019’dan bu yana, Washington DC’deki Komünizm Kurbanlarını Anma Vakfı’nda (VOC) Çin Araştırmaları Kıdemli Üyesidir ve burada Jamestown Vakfı tarafından 2018’de yayınlanan geniş çapta dolaşan bir makalesiyle birlikte bir sunumu bulunuyor. Vakıf, CIA’in inisiyatifiyle kuruldu ve şirketler, iş dünyası ve yatırım çalışanları, eski ABD hükümet yetkilileri, eski CIA liderleri ve militanları ve terörizm konusunda bazı uzmanlardan oluşan bir yönetim kurulu ile baş muhafazakar bir vakıf olmaya devam ediyor. VOC, ABD Kongresi ve George’un oybirliğiyle aldığı bir kararla kuruldu. W. Bush, 2003-2009 yılları arasında Irak’ın işgali ve işgali sırasında onursal başkanıydı.

VOC, 2019 raporunda gururla belirtiyor: “VOC’a katıldığından beri, Dr. Zenz, The Wall Street Journal, The New York Times ve BBC dahil olmak üzere 120’den fazla medya kuruluşunda 240’tan fazla kez anıldı ve NPR ile yayın röportajları yaptı. Sadece üç ay içinde Bloomberg ve CNN’in yanı sıra en iyi Alman haber telleri Deutsche Welle ve Tagesschau’de yayınlara çıktı.”

Yaklaşık 16 milyon dolar değerinde varlıkları olan VOC, ön sayfasında “Komünizm 100 milyondan fazla insanı öldürdü” ibaresiyle Nazi Soykırımını geride bırakmaya çalışıyor.

Hikayelerine devam edelim. Wikipedia’ya göre, ”Nisan 2020’de örgüt, komünizmin ölüm oranlarına Kovid-19 salgınının küresel kurbanlarını ekleyeceğini ve salgından Çin hükümetini sorumlu tutacağını duyurdu.

İşte Adrian Zenz için Wikipedia’da yer alanlar: Columbia Üniversitesi ile karıştırılmaması gereken bir İncil Koleji olan Columbia International Üniversitesi ile ilgili olan Avrupa Kültür ve İlahiyat Okulu’nda çalışan bir Alman antropolog. Dr Zenz kendini yeniden doğmuş bir Hiristiyan olarak görüyor ve Tanrı’nın kendisine Çinli Müslümanlar ve Çin’deki diğer azınlık grupları hakkında araştırmayı –bu Washington Watch röportajının 17:00 dakikasında– sürdürmesini söylediğini hissettiğini söyledi.

Çin’i yalnızca bir kez ve 2007’de turist olarak ziyaret etmiş gibi görünen Adrian Zenz, Çin ve ayrıca Xinjiang Üniversitesi’ndeki akademisyenler tarafından şiddetle eleştirildi. Xinjiang’daki bir şirket, araştırmasının yanlış ve söylentiye dayalı olduğu için Zenz’e daha açtı ve Zenz’den özür dilemesini ve tazminat ödemesini talep ediyor.

Adrian Zenz’in eleştirilerinin, yöntemlerinin, veri toplamasının, yorumlarının ve sonuçlarının yanı sıra biraz tuhaf arka planı ve ilahi emrinin raporu ve güvenilirliğini önemli ölçüde etkilediğini düşünmek mantıklı. Ancak The Report yazarlarının farklı analizler sunmak ve bunları birbirleriyle karşılaştırmak yerine neden onu baş tanık olarak seçtiklerini bilmiyoruz.

Xinjiang’daki soykırım hakkında Newlines/Wallenberg Raporu güvenilir değil

Rapor “bağımsız” değil ve yeni materyaller sunmamaktadır. En az altı, az çok birbirine bağlı çıkar gruplarının işbirliğinin ürünüdür: Hıristiyan köktencilik + şahin ABD dış politikası + Müslüman Kardeşler çevreleri (Ahmed Alwani) + aşırı komünizm karşıtlığı + İsrail yanlısı çevreler + insan hakları siyasi mekanizması (savaş yanlısı/insani müdahale lehine). Hepsi hükümet dışı olmaktan daha çok hükümete yakınlıklarıyla tanınıyor. Bunları birleştiren şey, bir yanda Rusya, İran, Çin ve bir Sinofobik ideoloji (sadece burada değil, daha önceki birçok durumda) ve ABD yanlısı dünya egemenliği/müdahaleciliği (düşman imajı üretimi) için nefretle sınırlanan olumsuz bir tutumdur.

Biraz gelişigüzel düzenlenmiş rapor, eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun 19 Ocak 2021’deki “-“kararlılığını” desteklemek için yayınlanmış olabilir. Xinjiang’da olanın, Nazi Holokost’u ile benzerlik taşıyan devam eden bir soykırım olduğu – bu kelime ve bu referans ilk kez kullanılıyor.

Rapor hem sahte hem de şüpheli veriler ve önemli, sistematik olarak önyargılı bir kaynak seçimi içeriyor. Temelde önemli olan perspektifleri, teorileri, kavramları ve gerçekleri kasıtlı olarak göz ardı ve ihmal ediyor. En azından bir kısmı bir yüksek lisans dersi için bir makale olarak geçemezdi; Akademik titizlik, yöntemler, bilgi ve kullandığı malzemelerin geçerliliğini ve güvenilirliğini test etme değerlendirmesi açısından arzulananın çok gerisinde. Bu dikkate değer, çünkü Newlines Enstitüsü, diğer düşünce kuruluşlarından “Çoğu düşünce kuruluşunun aksine, araştırma ve analiz için kurumsal bir yöntem oluşturduk” konusunda farklı olduğunu iddia ediyor. Ancak rapor, ister açık ister zımni olsun, böyle bir yöntemi ortaya koyamıyor.

Rapor, bilerek, isteyerek veya bilmeyerek, katı ABD dış politikasını destekliyor ve Çin’e karşı çatışmacı bir politikayı teşvik etmek için insan hakları kaygılarını (yanlış) kullanıyor gibi görünüyor. Yukarıda gösterildiği gibi, rapor ile bağlantılı bir dizi insan, ABD hükümetini, Çin’in istediği her şeyi yapmasını engellemek için çok daha sert bir tavır almaya çağırdı. Bu nedenle, rapor makul olarak, şahin politikaları desteklemek için insan hakları argümanlarını (yanlış) kullanan, çatışma yanlısı veya Soğuk Savaş yanlısı ideoloji üretimi olarak yorumlanabilir. Bu gerçekten ciddi bir endişe nedeni çünkü Newlines Enstitüsü ayrıca Barış, Kalkınma, Topluluk ve Vatandaşlık, Karakter ve Yönetim olmak üzere 5 ilke tarafından yönlendirildiğini iddia ediyor. Çünkü hazırladıkları rapor, tam tersi bir durumu karakterize ediyor. Ayrıca, “Hakkında” başlığı altında amacının “bölgesel jeopolitika ve bu bölgelerin değer sistemlerine ilişkin derin bir anlayışa dayalı olarak ABD dış politikasını şekillendirmek” olduğunu belirtiyor. Rapor herhangi bir jeopolitik analiz içermiyor ve Çin değer sistemini anlamadığını gösteriyor. Aksine, sistematik olarak şeytanlaştırıyor.

Rapor, Çin’i tüm kötülüklerin öznesi olarak ele aldığı gibi sadece ABD’nin çıkarlarını gözeten bir propaganda yapıyor. Bu nedenle Rapor herhangi bir karşılaştırmalı perspektif üretemiyor.

Kabaca söylemek gerekirse: Çin’in Xinjiang’da yaptığı bir soykırım ise soykırımcı politikalar izleyen başka hükümetler var mı? Çin’in Xinjiang’daki “teröre karşı savaşı” ve bunun insani maliyetleri, ABD liderliğindeki Teröre Karşı Küresel Savaş ve bunun insani maliyetleriyle nasıl karşılaştırılır? Elbette bir insan hakları raporu her şeyi ve tüm insan hakları konularını ele alamaz. Ancak rapor ve bağlantılı çıkarları Çin’i soykırımcı olarak nitelendirmeyi acilen önemli bulduğundan, sağduyuya göre şu soru sorulabilir:

Bu aşırı terimi kullanan jeopolitik aktör nasıl işliyor? Ve rapor (elbette küçük bir şekilde) kişinin kendi, daha da yıkıcı olan eylemlerini ve politikalarını meşrulaştırma niyetiyle bir düşman imajını güçlendiren psiko-politik bir projeksiyon gibi mi işliyor?

Bu analizde işaret ettiğimiz sorunlar göz önüne alındığında, Batılı ana akım medyanın Newlines/Wallenberg Raporu’nu sistematik olarak eleştirmeden kabul etmesi konusunda derin endişeler duymak gerekir. Çin’in soykırımdan sorumlu olduğuna dair ilk belge veya kanıt olarak gösterilen raporun kaynaklarını kontrol eden veya dikkat çekici halkla ilişkiler konusunu sorgulayan birini bulamadık. Kendi kendini tebrik eden basın bültenlerinin belirtebileceklerini zahmetsizce tekrarlamak yerine kaynakları kontrol etmek ve çapraz kontrol etmek profesyonel haberciliğin ilk görevi olması gerekir.

Xinjiang’daki soykırımın siyasi anlatısının, diğer önemli anlatıların önüne geçmeden önce sona ereceğini varsaymak mantıklıdır. Tıpkı bazı ülkelerin ortaya attığı Yugoslavya’da Kosovalı Arnavutlara yönelik yaklaşan soykırım, 11 Eylül suçunu işleyen Afgan teröristler, Saddam’ın nükleer silahları, Kaddafi’nin Bingazi’de planladığı toplu katliam, İran’ın neredeyse nükleer güç statüsü (yaklaşık 25 yıldır) ve Suriye’deki şiddetin tek nedeni olarak Esad’ın gösterilmesi… Tüm bunlar psiko-politik savaş, fikir aldatmacaları veya yalanlar, Soğuk Savaş siyaseti, askeri müdahale, kaynak kapma veya yıkıcı savaşlar amacına hizmet ediyor.

Xinjiang’daki durumla ilgili gerçek ne olursa olsun, bu tür suçlamalar ne Batı-Çin ilişkilerine ne de ABD’nin kendisine hizmet ediyor. Soru devam ediyor ve ABD’de kimsenin bir cevabı yok gibi görünüyor: Çin ile güven, kazan-kazan işbirliği ve barışı nasıl inşa ederiz? Ve eğer gerçekten endişeliysek, bu endişeleri en etkili şekilde nasıl iletebiliriz?

Sonuç yerine bitiş notları

Dünyanın birbirine bağlılığı nedeniyle, Batı ve Çin arasındaki giderek artan Soğuk Savaş benzeri ilişkiler, hem sistemler hem de dünyanın geri kalanı için olumsuz sonuçlar doğuruyor. Batı/Çin çatışması, gelecekteki dünya düzenini diğer tüm çatışmalardan daha fazla etkileyecektir.

Ayrıca saldırganlık ve çatışma yerine diyalog ve iş birliği aramanın – özellikle bir çatışma durumundayken – anlamlı olduğuna inanıyoruz. İş birliği benzerlik veya ortak kimlikler ve hedefler üzerine kurulmaz. Çeşitlilik içinde birlik/iş birliği çerçevesinde gerçekleşebilir. Şu anda iş birliği ve diyaloğu savunanın Çin olduğu, özelde ABD ve genel olarak Batı’nın bir dizi başka ülke ve kültürle olumsuz ve çatışmacı politikalar izlediği açıktır. – ABD tarafından da belirtildiği gibi tek başına dünya çapında 600’den fazla askeri tesise sahip ve dünya askeri harcamalarının yüzde 40’ından fazlasını karşılıyor.- Çok kutupluluk ve karşılıklı yarar sağlayan iş birliğinin yanı sıra şeytanlaştırma yerine diyalog, şiddet riskinin azaltılmasına ve güven inşasına yardımcı olur.

Suçlamalar, yaptırımlar, şeytanlaştırma, lakap takma ve başkalarının siyasi sistemlerine ve kültürüne yönelik çatışmacı nitelendirmeler, tanım gereği güvenlik, istikrar veya barış üretemez. Diyaloğu kapatır. Ve bu kısa vadede ne kadar çok yapılırsa, uzun vadede o kadar az güvenlik, iş birliği ve barış olacaktır.

Yorumlar

yorum