Demografik bonus, Çin’in gelişmesinin payandası

rBABC2CbRFOAHXf6AAAAAAAAAAA883.800x450.771x434.jpg

Dünyanın en büyük ölçekli araştırma projesinin sonuçları dün açıklandı.

Çin Ulusal İstatistik Bürosu dün Beijing’de düzenlediği basın toplantısında, 7. Ulusal Nüfus Sayımı’nda kayda geçen başlıca verileri paylaştı. Buna göre, 2020 yılı itibariyle Çin’in nüfusu 1 milyar 410 milyonu aştı. Dünya nüfusunun yüzde 18’ini oluşturan Çin, nüfus konusunda dünya birinciliğini koruyor. Veriler, Çin’in demografik bonusunun nitelikli birey bonusuna hızla dönüşmekte olduğunu gösteriyor. Bu, Çin’in kalkınma zeminini güçlendiriyor.

Çin’deki demografik değişim eğilimi hakkında Batı kamuoyunda pek çok tahmin ve tartışma mevcut. Bunlar arasında öne çıkan bir görüş şöyle: Düşük doğum oranı ve nüfusun yaşlanması, Çin’in karşı karşıya bulunduğu başlıca meydan okumalar ve bunlar Çin’in ekonomik büyümesini kısıtlayabilir. Ancak en son açıklanan nüfus sayım sonuçları, durumun o kadar da kötümser olmadığını ortaya koydu.

Geçen 10 yıl içinde Çin nüfusundaki artış 72 milyon 60 bini aştı. Yaş gruplarına göre incelenirse, 0-14 yaş grubu 30 milyon 920 bin arttı. 16-59 yaş grubu işgücü ise 880 milyonu buldu. Bir başka deyişle Çin işgücü bakımından hâlâ çok zengin. Çin’de yaş ortalaması da 38,8 olarak belirlendi. Çin bu açıdan ABD ile hemen hemen aynı seviyede.

Peki, Çin demografik bonusundan faydalanmaya devam edebilir mi? Bu sorunun yanıtı son derece net. Çin nüfusunun gelecekteki artış hızı çeşitli unsurların etkisi altında yine yavaş olacak, buna rağmen Çin nüfusunun zirve noktasına ulaştığını söylemek için henüz çok erken. Çin’in sözde “nüfus krizi”yle karşı karşıya bulunduğu iddiası da mesnetsizdir.

Nitekim, son nüfus sayımının sonuçları Çin nüfusunun yapısal değişiminin olumlu yönlerini de yansıtıyor. Örneğin, çalışma yaşında olan lise ve üstü eğitimli kişi sayısı 385 milyonu buluyor. Bu sayı 2010 yılına göre yüzde 12,8’lik artışa işaret etmenin yanı sıra toplam nüfusun yüzde 43,79’unu teşkil ediyor. Son 10 yıl içinde Çin’de kentsel kesimlerde yaşayan nüfus sayısı da 236 milyon çoğaldı, 376 milyon kişi köylerden kentlere göç etti. Bu sayı 10 yıl içinde yaklaşık yüzde 70 oranında arttı. Göç eden nüfusun ırmak kıyıları, sahil bölgeleri ve büyük kentler topluluğuna hareket ettiği görülüyor.

Yukarıda bahsettiğimiz nüfus yapısındaki değişime bakıldığında, bunun Çin’in kaliteli kalkınmaya geçiş yaptığı bu tarihi sürece uygun olduğunu söylemek mümkün.

Diğer yandan Çin nüfusunun karşı karşıya bulunduğu meydan okumaları da göz ardı etmemeliyiz. Örneğin, Çin’in toplam doğurganlık oranı yüzde 1,3 olarak kayda geçti. Bu sayı nispeten düşük bir seviyeyi gösteriyor. 60 yaş ve üstü nüfus ise 260 milyona ulaşarak toplam nüfusun yüzde 18,7’sini oluşturdu. Eşdeyişle nüfusun yaşlanma hızı bir seviye daha yükseldi.

Çin nüfusunun yapısal değişim eğilimine bakarken küresel durum da göz önünde bulundurulmalı. Doğurganlık oranının düşük olması ve nüfusun yaşlanması aslında tüm dünya ülkelerinin ortak sorunu. Çin toplumu ise bu sorunların üstesinden gelmek için psikolojik hazırlığını yoğunlaştırmakla birlikte etkili politika belirleme çalışmalarını da hızlandırıyor. Örneğin, nüfusun yaşlanması problemine karşı Çin’de “beyaz saçlı ekonomisi” geliştirilmekte. Bu kavram, yaşlılara yönelik ürünler ve hizmetlerin tüketiminin teşvikine işaret ediyor. Aynı zamanda sağlığı yerinde olan 60-69 yaş grubu da emek vermeye teşvik edilmekte.

Geçen onlarca yıl içinde Çin’in yarattığı ekonomik mucizenin gerek ulusal politikaların etkin şekilde uygulanmasından, gerekse Çin’in demografik avantajından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Şimdi ise kentleşme süreci hızla ilerlemekte. Yatırımları ve iç tüketimi artırmak suretiyle dev nüfus ve işgücünün niteliği sürekli iyileştiriliyor. Halen büyük gelişme potansiyeline sahip Çin ekonomisi, küresel ekonomi için de balast taşı niteliği taşıyor.

Yorumlar

yorum