Çin’in kalkınması 11 Eylül’ün bir neticesi değil

rBABCWFC5fOABtU5AAAAAAAAAAA311.2048x1365.770x514.jpg

BBC tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir haberde, ABD’nin 11 Eylül saldırılarının ardından terörle mücadeleye odaklanması nedeniyle Çin’in 10 yıllık kritik bir dönemde hızla kalkındığı savunuldu. Haberde, ABD’nin Çin’in hızlı kalkınması gerçeğini ihmal ettiği için Çin’in şu an kendisini tehdit eden dev bir güce dönüştüğü iddia edildi.

11 Eylül saldırılarının üzerinden 20 yıl geçti.

ABD, Afganistan’daki büyük başarısızlığına rağmen bundan ders almış değil. BBC’nin söz konusu haberinde bahsedildiği gibi, bazı ABD’li politikacılar Çin’in kalkınmasını 11 Eylül olaylarıyla ilişkilendiriyor. Bu bakış açısına göre, ABD’nin teröre karşı savaş başlatması nedeniyle Çin ekonomisinde hızlı ilerleme kaydedildi. 20 yıl önce, Çin’in gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH) ABD’nin GSYİH’sinin yalnızca yüzde 10’unu oluştururken, bugünlerde Çin ABD için en büyük “stratejik tehdit” hâline geldi.

Dünya genelinde siyasi zorbalığını sürdürmekte ısrar eden ABD’li politikacıların 11 Eylül olaylarından 20 yıl sonra konuyu bu şekilde ele alması, ABD’nin yanlışlarına odaklanmak yerine eski inadına saplanıp kaldığını, bugün de Çin’in kalkınmasını engelleyip dünyadaki hegemonyasını koruyabileceğini düşündüğünü gösteriyor.

ABD, 11 Eylül’ün ardından sınır dışı askerî operasyonlara yoğunlaştığı için Çin’in uluslararası güvenlik ortamının gerçekten iyileştiği söylenebilir. Ancak, 11 Eylül küresel durumdaki değişim açısından bir dönüm noktası, hatta Çin’in gelişmesini etkileyen kritik bir unsur olarak değerlendirilirse yanlış olur.

Çin’in kalkınmasının başlıca nedeni, sosyalist piyasa ekonomisinin geliştirilmesi ve Çin halkının sarf ettiği çabadır. Uluslararası ticaret sistemine katılan Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye ülkelerle işbirliğini zaman içinde sıkılaştırdı. Çin’deki fabrikalarda üretilen düşük fiyatlı ve kaliteli mallar, dünya ülkelerinde düşük enflasyonla refahın korunmasına destek verdi. Son yıllarda, Çin’in küresel ekonominin büyümesine yaptığı katkı oranı yüzde 30’u buldu. Çin’in başlattığı Kuşak ve Yol inisiyatifi de İpek Yolu güzergâhındaki ülkelerin ekonomilerinin sağlıklı olarak gelişmesine katkı sağlıyor.

21. yüzyılın ilk 20 yılında, Çin ve gelişmiş ülkeler arasındaki mesafe kapandı. Daha iyi bir yaşama kavuşmak, Çin vatandaşlarının kutsal bir hakkı. Çirkin siyasi emeller uğruna Çinli vatandaşları bu hakkı elde etmekten alıkoymak isteyen Batılı ülkeler bunu asla başaramayacak. ABD’nin 11 Eylül olayları nedeniyle terörle mücadeleye odaklanarak Çin’e baskı yapmadığı için Çin’in hızla kalkındığını düşünebilen ABD’li politikacılar, çağı yanlış yorumluyor, uluslararası ilişkilerdeki gelişmeleri idrak edemiyor.

ABD, Afganistan ve Irak’taki askerî operasyonları için her yıl milyarca dolar harcadı. ABD, şimdi de içinde bulunduğu bu mali krizden kurtulmak için bu ülkelerden askerlerini çekmek zorunda kaldı. Asya-Pasifik’e dönüp Çin’le rekabete odaklanmak Washington için yalnızca bir bahane. ABD bu durum nedeniyle gelecekte daha büyük bedeller ödeyecek.

11 Eylül saldırıları, ekonominin küreselleşmesini ve Çin’in gelişme sürecini engelleyemedi. Şimdi de Afganistan savaşından kurtulan ABD, Çin’le girdiği rekabete daha büyük yatırım yapabilecek. Ancak, bu uluslararası ilişkilerin gelişme eğilimini değiştirmeyecek. Çin’in gelişmesini hiçbir dış güç veya hiçbir dış kaynaklı hadise etkileyemeyecek. Çünkü Çin halkının kaderi başkasının değil kendi ellerinde!

Yorumlar

yorum