Çin gösterip, Türkiye’ye vuruyorlar

Mehmet-Sait-kanbur-1-1536x864.jpg

Bir sözü konuşmanın bütünü içinde değerlendirmek gerektiğini anlatmak için sık sık Nisa Suresi 43. ayet örnek gösterilir:

“Ey iman edenler! Sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye (kendinize gelinceye kadar) ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın.”

Sadece son iki kelimeyi alırsanız ortaya bambaşka bir anlam çıkıyor. Benzer durum kısa süre önce MADO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sait Kanbur’un başına geldi.

Yurt dışında 25 ülkede 400 şube ile büyük bir pazara seslenen Kanbur, Çin ile ilgili hedeflerini aktarırken bir anısını anlatıyor:

“Yiwu şehrinde açılış yapılırken eğlenceli bir olay yaşandı. Şehrin belediye başkanı beni makamına davet etti. Güzel bir tören ile karşılandık. Yanımdaki müdüre ve heyete benim nereli olduğumu sormasını istedim. Üç defa ‘Ben nereliyim?’ diye sordum. Şaşırdılar. Ben Çinliyim, dedim. Ne demek istediğimi sordular. İnsanın iki vatanı olur, diye açıkladım. Biri doğduğu, bir de doyduğu yer. Ben bugün Çin’de doyuyorsam, ben de Çinliyim, dedim. Onlar da o zaman biz de Kahramanmaraşlıyız, dediler.”

“Klavye milliyetçileri” bu sözler üzerine harekete geçtiler. 60’tan fazla kelime, 10’dan fazla cümle arasından iki kelime çıkardılar: “Ben Çinliyim.”

Gerçi bu ifade namaz örneğinde geriye kalan iki kelime gibi vahim değil, ancak Kanbur’un sözleri “bilerek, isteyerek” çarpıtıldı. Üstelik dini ve milli hassasiyetler kisvesiyle.

En dindar olduğunu iddia eden, fakat yalan haber ve hakarette sınır tanımayan gazeteden akademisyen Uygurlara kadar bir kesim linç etmeyi amaçlayan bu boykot girişiminde yerini aldı. Bu Uygurlardan bazılarının Xinjiang’daki kamplarda “milyonlarca” Uygur’un tutulduğunu yazacak kadar gözü dönmüş durumda.

HEDEFLERİNDE TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİ VAR

Araya Türkiye-Çin ilişkilerindeki verileri koyarak bu “klavye milliyetçilerinin” Türkiye’nin çıkarları, diye bir dertleri olmadığını da gösterelim. İstanbul Medeniyet Üniversitesinden Helin Sarı Ertem, Çin’in Karadeniz’e olan ilgisinden bahsederken şunları yazmış:

“Türkiye’nin Çin ile toplam ticaret hacmi 2020 itibarıyla 24 milyar doları aşmış durumda. Elbette bu rakamın yüzde 90’ı, Çin’in Türkiye’ye yaptığı ihracattan oluşuyor. 2021’de Çin’in Türkiye’deki yatırımlarının 6 milyar doları geçmesi bekleniyor. Hâlihazırda Türkiye’de aktif olarak çalışan binden fazla Çinli firma var. Çin’i Avrupa’ya taşıyacak “en kısa ve en güvenilir yol” olarak tanımlanan “Orta Koridor”u, “Yeni İpek Yolu”nun asli parçalarından biri haline getirmek her iki ülke için de ortak hedef. Bu koridorun sadece Türkiye ayağının 40 milyar dolarlık bir bütçe anlamına geldiği; son yıllarda ulaştırma alanında yapılan hamlelerin Türkiye’ye, Avrupa ve Asya arasında önemli bir köprü olma işlevi kazandırdığı öne sürülüyor. Türkiye’nin Karadeniz’de en uzun kıyıya sahip ülke olması ve Boğaz geçiş yollarını elinde bulundurması onu avantajlı kılan unsurlar. Daha da önemlisi Orta Koridor sayesinde Türkiye; dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeyi ve ülkeye yönelik enerji arzını çeşitlendirmeyi hedefliyor. Buna ilaveten Türkiye’nin, özellikle savunma sanayiinde Çin’e olan ilgisi artmış durumda ve tıpkı Rusya gibi, bu ülkeyi de Batı’ya karşı bir koz olarak öne sürebiliyor.”

CAN SIKICI SORULAR

Bu satırları okuyunca akla şu soru geliyor. “Türkiye, Çin ile arasındaki ilişkileri kesse ne kazanacak veya kaybedeceklerinin yerine ne koyacak?” Acaba sosyal medyada esip gürleyenler bu konuya kafa yoruyorlar mı?

Son söz olarak bu sözde “milli ve dini” hassasiyeti olanlara sormak istiyorum:

“Mesela 100 binlerce Müslüman’ı çöllere gömen, sonra da Türkiye’yi bölmek isteyen örgütlere 40 bin TIR silah veren ülkeyi boykot ettiler mi? Hatta akıllarından geçirdiler mi?”

Kamil Erdoğdu

Yorumlar

yorum