Büyük ülkeler arasında iklim diplomasisi hızlandı: “Ciddiyet ve aciliyet” zamanı

Korona virüs pandemisinde aşılama harketi sürüyor ve dünyanın ne zaman tam olarak açılabileceğine dair öngörüler yapılıyor. Diğer yandan gezegeni, aşı ve ilaçla engel olunamayacak çok daha yakıcı bir sorun kapıda bekliyor: İklim krizi.

Amerika Birleşik Devletleri tarihindeki en düşük sıcaklık rekorunu görürken, Avustralya son 60 yılın en kötü selini, Japonya nadir görülen 2 metrelik kar yüksekliğini gördü. 2020, dünyadaki en sıcak üç yıldan biriydi.

Bu konu salgından çok daha fazla uluslararası işbirliğine ihtiyaç duyuyor. ABD’den Biden yönetiminin göreve gelmesi ve ülkenin Paris iklim anlaşmasına dönmesiyle, büyük ülkeler arasında işbirliği zemini yeniden oluştu.

Biden yönetiminin Çin’i ziyaret eden ilk üst düzey yetkilisinin, Başkan’ın iklim özel elçisi John Kerry olması şaşırtıcı olmasa gerek.

Gerilimin ortasında kritik işbirliği

Çin’in iklim özel elçisi Xie Zhenhua ve ABD Başkanı’nın iklim özel elçisi John Kerry, 15-16 Nisan 2021’de Shanghai’da görüşerek iklim kriziyle ilgili konuları ele aldı. Görüşmenin ardından ortak bildiri yayınlandı. İki ülke, bu yüzyıldaki küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerin 2 santigrat derecesine düşürmek amacıyla sera gazı emisyonlarını düşürmeyi ve artışı 1,5 dereceyle sınırlandırma yollarını araştırmayı amaçlayan Paris anlaşmasını çoktan taahhüt etti.

Dünyanın en büyük iki sera gazı yayıcısının iklim konusunda ortak bildiri yayınlayabilmiş olmaları büyük önem taşıyor. Çin ve ABD bu konuda dünyaya örnek oluşturacak ve diğer ülkeleri cesaretlendirebilecek adımlar atmak durumunda.

Amerika Birleşik Devletleri ve Çin, iklim değişikliğiyle “krizin gerektirdiği ciddiyet ve aciliyetle” mücadele etmeyi kabul etti; bu, diğer birçok konuda artan gerilimlerin ortasında nadir bir işbirliği göstergesi.

Trump döneminde böyle bir işbirliği düşünülemezdi. Amerikan şirketlerini haksız yere cezalandırdığını iddia ettikten sonra 2015 Paris Anlaşmasından çekilen Donald Trump’ın yönetimi sırasında ikili görüşmeler durma noktasına gelmişti.

Kerry’nin Pazar sabahı Seul’de yaptığı bir röportajda söyledikleri önemliydi. Kerry, “Diğer konuları uzak tutmaya çalışmak bizim için çok önemli, çünkü iklim dünyanın pek çok farklı yerinde bir ölüm kalım meselesi haline geldi” dedi ve ekledi: “Yapmamız gereken, gerçekten bir araya gelebileceğimizi, oturabileceğimizi ve bazı şeyler üzerinde yapıcı bir şekilde çalışabileceğimizi kanıtlamak.”

Çin lideri Xi Jinping, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Çin-Avrupa ilişkileri, anti-salgın işbirliği ve başlıca uluslararası ve bölgesel meseleler üzerine sanal bir toplantı düzenledi. Fotoğraf: Xinhua

Çin-Fransa-Almanya görüşmesinin önemi

Çin, Avrupa ülkeleriyle de iklim konusunda masaya oturuyor. Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’le geçen hafta yaptığı görüşmede, Çin’in iklim değişikliğiyle başa çıkmak için Fransa ve Almanya ile işbirliğini güçlendirmeye istekli olduğunu söyledi.

İnsanlığın bu ortak sorunu karşısında Çin, Fransa ve Almanya sesini en çok yükselten ülkeler olarak öne çıktı. 2020’den bu yana, Çinli ve Fransız liderler arasında iklim konusunda dünyaya 6 çağrı yapılırken, Çinli ve Alman liderler arasında 5 kez çağrı yapıldı.

Xi’nin bu görüşmede söylediği şu sözler, aslında Beijing’in konuya yaklaşımını özetliyor: “İklim değişikliğine yanıt vermek tüm insanlığın ortak meselesidir ve jeopolitik bir pazarlık çipi, diğer ülkelere yönelik saldırılar için bir hedef veya ticaret engelleri için bir bahane olarak kullanılamaz.”

Çin, Fransa ve Almanya’nın kendi aralarındaki görüşmenin İklim Liderler Zirvesi’nden önce toplanması önemliydi. Bu üç ülkenin koordineli konumları, İklim Liderler Zirvesi’nin insanların dikkatini başka yönlere çevirmek yerine Paris Anlaşması’nın uygulanmasına odaklanmasına yardımcı olacak.

Paris Anlaşması son derece elverişli çözümler sunan bir eylem planı olarak kabul ediliyor. Anlaşmanın ruhuna göre her ülkenin kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi her şeyden çok daha önemlidir. İklim konulu yeni küresel zirveler, Paris Anlaşmasını tamamlamak ve güçlendirmek için bir rol oynamalıdır.

Bugün uluslararası ilişkilerin en önemli ilkeleri eşitlik, karşılıklı fayda ve gerçeği olgular üzerinden aramaktır. İklim sorunu, insanlığın geleceğiyle ilgilidir. “Bir el nesi var, iki elin sesi var” diye boşuna denmemiştir. Herkes elinden gelenin en iyisi ortaya koymalı ve işbirliğine açık olmalıdır.

Çin proaktif olarak yükümlülüklerini yerine getiriyor. 2030’dan önce en yüksek emisyonlara ulaşma ve 2060’a kadar karbon nötrlüğünü sağlama sözü verdi. Karbonsuzluk kavramı Çin toplumunda yavaş yavaş farkındalık yaratmaya başladı.

Çin, gelişirken emisyon azaltma hedefleri belirleyebilmiş ve gelişmekte olan ülkelerin küresel iklim eylemine yapabilecekleri katkının üst sınırını tayin etmiştir. Gelişmiş ülkeler atmosferdeki tarihsel karbondioksit birikiminin büyük bir kısmına neden oldu. Çin’in toplam nüfusu gelişmiş ülkelerin toplam nüfusunu aşıyor, ancak sera gazı emisyonları gelişmiş ülkelerin toplam emisyonlarından çok daha az.

Steven Lee Myers imzalı New York Times haberi, 17 Nisan 2021

Diğer yandan Çin lideri Xi Jinping sanal zirveye davet edilenler arasında. Çin tarafı Xi’nin katılımını henüz resmi olarak teyit etmedi; ancak New York Times, Kerry’nin Çinli muhatabıyla ortak bildiride anlaşmış olmasının, Xi’nin katılımını daha olası hale getirdiğini yazdı.

ABD, iki ileri bir geri…

ABD’nin yeni dönemde küresel iklim eylemini teşvik etmek için daha fazlasını yapacağı umulmaktadır. Lakin ABD’nin bu konuda sicili pek iç açıcı değil. Amerika Birleşik Devletleri’nin iklim konusundaki hareketsizliği, çeşitli ülkelerin iklim değişikliğiyle başa çıkma çabalarını da ortadan kaldırmıştır.

1992’de Amerika Birleşik Devletleri, imza sahiplerinin sera gazı emisyonlarını azaltma yükümlülüğünü üstlenmesini gerektiren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni onayladı. Ancak o zamandan bu yana geçen 15 yılda ABD emisyonları hala hızla artıyor. 2010 yılında Amerika Birleşik Devletleri, 2020 yılına kadar 2005 sera gazı emisyonları temelinde ekonomi genelinde emisyonları % 17 azaltmayı taahhüt etti, ancak bu hedefin % 60’ına bile ulaşamadı. Böyle sık sık “yan çizen” bir ülkeyle nasıl işbirliği yapılabilir?

ABD hükümeti daha önce defalarca geri adım attı. 1998’de Clinton yönetimi Kyoto Protokolü’nü imzaladı; 2001’de Bush yönetimi geri çekildi. 2016’da Obama yönetimi Paris Anlaşması’nı imzaladı; bir yıl sonra Trump yönetimi anlaşmadan çekildi. Washington şimdi Biden’la sürece geri döndü. O nedenle dünya liderlerini bir İklim Zirvesi’ne davet etmek, bir kefaret adımı olarak algılanmalıdır, “kralın dönüşü” olarak değil.

Biden yönetimi büyük laflarla iklim konusunda liderliğe soyunmuş bir ülke imajı vermeye çalışıyor. Uluslararası toplumun şimdi şunu demeye hakkı vardır: Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!

Yorumlar

yorum