“Başka ülkelerin içişlerine karışma hilesi: Çifte standart!”

20190730114122080_93184.jpg

Haziran ayının ortalarından itibaren Hong Kong’da bir dizi yasa dışı şiddet olayı yaşanmaktadır. İngiltere ve ABD’nin başını çektiği bazı ülkelerdeki politikacılar, bu şiddet eylemlerini överek protestocuları şımartıyor. Hatta “barışçıl gösteriler” olarak niteledikleri olayları güzelleştirmeye çalışıyorlar. Hong Kong polisinin meşru yetkilerini eleştiriyor, Hong Kong’da hak ve özgürlükleri zayıflatmak için eleştiri oklarını Çin hükümetine yöneltiyorlar.

Sorumsuz açıklamaların son örneği ABD Kongresi dışişleri komisyonu başkanı Eliot Engel’den geldi. Engel’a göre Hong Kong polisinin göstericileri kontrol altına almak için şiddet kullanması, Hong Kong’un “adalet alanında uluslararası itibarını lekeledi…”

Gerçekleri tamamen yok sayan bu açıklama, aynı zamanda egemen bir ülke olan Çin’in içişlerine açık bir müdahale girişimidir.

Engel gibi politikacıların nazarında, sadece Batılı ülkelerde meydana gelen protestolar “şiddet eylemi” olarak kabul edilebilir ve bu ülkelerde polisin göstericileri bastırma hakkı vardır. Ancak söz konusu Hong Kong olduğunda, kamu binalarına hasar veren grupların “barışçı gösteri” yaptıkları iddia edilir, “ifade ve toplanma özgürlüğüne” saygı gösterilmesi istenir ve hatta sözde barışçıl gösteriler üzerindeki kontrolün kaldırılması gibi mantık dışı öneriler getirilir. Bu zihniyete göre Hong Kong’daki şiddet eylemleri “insan hakları ve özgürlük mücadelesi”dir.

Bu tip ifadeler ancak Engel ve benzeri Batılı politikacıların ikiyüzlülüğünü gösterir.

Bu riyakarlığı teşhis etmek için çok geriye gitmeye lüzum yok; 2011 yılında Wall Street’i İşgal eylemleri düzenlendiğinde Amerikan polisinin göstericilere biber gazı ve plastik mermiyle nasıl müdahale ettiğini hatırlıyoruz. Göstericileri dağıtmak için yüksek basınçlı su tabancaları kullanan Londra polisinin de Amerikalı meslektaşlarından aşağı kalır yanı yok.

Peki, Hong Kong polisinin, görev yaptığı şehirde kamu düzenini sağlama sorumluluğu yok mudur?

Bugün yaşananları değerlendirirken biraz da dönüp İngiliz sömürge yıllarını hatırlamakta fayda var. İngiltere’nin Hong Kong’u yönettiği dönemde, Hong Kong valisi İngiltere hükümeti tarafından atanıyordu. Batılı ülkelerdeki siyasetçiler Hong Kong sakinlerinin özerkliğiyle, insan haklarıyla ve özgürlüğüyle alakadar değildi. Batılıların tek derdi, “Doğunun incisi” Hong Kong’dan ekonomik olarak neler götürebilecekleriydi…

Ancak 1997 yılında Hong Kong’un Çin’e, yani ait olduğu yere dönmesiyle, Çin merkezi hükümeti “bir ülke iki sistem” formülü kapsamında bölgeye geniş özerklik tanıdı. Hong Kong Temel Yasası sayesinde bölge halkı daha önce sahip olmadığı geniş kapsamlı hak ve özgürlüklere ilk kez ulaşmıştır.

Hukukun üstünlüğünden mi söz ediyoruz? Hong Kong, hukukun üstünlüğü sıralamasında 1996 yılında 60. sıradaydı, 2018’e gelindiğinde 16. sıraya yükselerek bu sıralamada Amerika Birleşik Devletleri’ni geride bıraktı!

Batılı medyanın Hong Kong’la imtihanı

Batılı medyanın Hong Kong olaylarıyla imtihanı da ayrı bir konu. Batılı medya, hadisenin nedenlerinden kaçınarak sadece sonuca odaklanıyor. İngiltere’de ana akım bir medya kuruluşu 12 Haziran günü yaptığı haberde, göstericilerin yasama binasına saldırmalarının ardından polisin göz yaşartıcı bomba ve plastik mermiyle müdahale etmesine geniş yer verirken, göstericilerin polise yönelik saldırı düzeneklerinden hiç söz etmedi.

21 Temmuz günü göstericiler Çin’in ulusal amblemine zarar verdi. Sembollere yapılan saldırı, hiçbir egemen ülkenin tahammül edemeyeceği bir durumdur. Batılı medya ulusal amblemin spreyle boyandığı görüntüleri servis ederken, bu egemenlik hassasiyetini elbette hiçe sayıyordu.

Başka ülkelerin içişlerine karışmak, hem uluslararası yasalara hem de uluslararası ilişkilerin temel kurallarına aykırıdır. Çifte standartla başka ülkelerin işlerini eleştirmek, batılı ülkelerdeki bazı politikacı ve medya organlarının sıkça başvurdukları bir hiledir.

Batılı politikacılar Hong Kong’da şiddetin tırmanmasını teşvik ederek, Çin’in gelişme yolunu tıkama ümidi taşıyor. Hong Kong Özel İdari Bölge yönetimi, polis birimleri ve bölge halkı, dış güçlerin Hong Kong’a nasıl zarar verdiğini görmezden gelemez. Çin merkezi hükümeti, ulusal egemenliği koruma, Hong Kong’da refah ve istikrarı sağlama ve olayların kontrolden çıkmasını önleme hususunda kararlılıkla görevinin başındadır.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum