Barışçıl Kalkınma politikası ve güç dengesi

kapak-2-1.jpg

“Saldırgan gerçekçiliğe göre, yükselen güç kendini yaşatmak ve sonunda ‘hegemonya’ olarak mevcut uluslararası sistemi değiştirmek adına genişleme politikası izleyerek savaşlar başlatacaktır.”.[1] Yükseliş yakalayan güç meydan okuyucu bir rol üstelenerek, “büyük güçler arasında çatışma riskini tetikleme” ve “korku” ortamı yaratmaktan geri durmayacaktır. Diğer devletler ise, “güç dengesizliğini düzeltme” yoluyla kendi güvenliklerini sağlama girişiminde bulunacaktır. Bu eylemler sonucunda ilgili tüm taraflar son derece endişeli bir konjonktürde savaş riskini taşır.[2] Bu teoriden yola çıkan saldırgan taraflar, büyüyen Çin ekonomisini bir tehdit olarak görmüş ve “saldırgan” bir devlet olarak tanımlama yoluna gitmişlerdir.

1990’larda, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından yeniden şekillenen uluslararası siyasi dengede, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğindeki gelişmiş ülkeler dış politika stratejilerinde hızlı bir dönüşüme başvurmuştur. Batı, köklü kültürel üstünlük anlayışı ve gerçek ihtiyaçlarını karşılamak için, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle kapitalizmin dünya çapında yayılması ve egemen hale gelmesi gerektiğini savundu.

Francis Fukuyama, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ve Doğu Avrupa’daki sert değişikliklerin ardından artık kapitalist sistem ve değerlere bir meydan okuma olmayacağına inanarak “tarihin sonu” teorisini ortaya attı. II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası ilişkiler, demokrasilerin kendi aralarında yaşanan anlaşmazlıkları çözme sürecine girdiği bir dönem olarak sürmüştür. Güç yerine barışçıl yollarla süren mücadelede çatışmaları ortadan kaldırılıyordu. Samuel P. Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” teorisi, yüzeyde farklı medeniyetler arasındaki farklılıkları ve çatışmaları tartışırken, özünde Batı ülkelerinin Batı dışı medeniyetlerden gelen zorluklarla ilgili büyük endişelerini gösterir. Bu bağlamda uluslararası siyasette Batı çıkarlarına dayalı bir düzen ve Batı değerlerinin hakim kılındığı bir dönem dayatılarak “demokrasi” kavramı yeniden şekillendirilmek istenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin “Barışçıl Kalkınma” pratiği uluslararası ilişkilerde demokrasi kavramını ortak bir çabaya dönüştürerek gelişmekte olan uluslar için yeni bir diyalog ortamı hazırlamıştır.

2012 SONRASI DÖNEM

Kasım 2012’de Çin’deki liderlik geçişinden bu yana, Çin dış politikasında önemli değişiklikler olduğu görülmektedir. Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in liderliği altında Beijing’in uluslararası ilişkilerde daha iddialı hale geldiği yaygın görüş olarak kabul görmüştür.[3] Hu Jingtao döneminde, dış dünyayla olan ilişkiler özellikle Asya- Pasifik’te yeni bir diplomatik süreci tetiklemiştir. “Barışçıl kalkınma” pratiğine dayanarak ticari bağların gelişimi ve bölgesel kuruluşlarla artan etkileşim önemli ölçüde diplomaside yol haritasını yeniden şekillendirdi.

Yükselen bir gücün dış politikada yeni imajını ve isteklerini somutlaştıran Xi Jinping, aynı zamanda geçmiş ÇKP liderlerinin izinde kalarak farklı duruşlar sergileme yeteneğine sahip olarak biliniyor. Spesifik olarak, stratejik planlama, inisiyatif alma, yeniliği aktif olarak teşvik etme ve “alt çizgide düşünme” konusunda farklı bir görünümde. Bahsedilen eğilimler şüphesiz Çin’in dış ilişkilere yaklaşımında bazı önemli düzenlemelere işaret ediyor. Aynı zamanda, dönüşümlü olarak “havuç ve sopa” yaklaşımını temsil eden Çin dış politikasına eşlik eden retoriğe de yansımıştır.

Tsinghua Üniversitesi Modern Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Profesörü Yan Xuetong ise bu görüşü, “Xi Jinping yönetimindeki iddialı politikalar aslında Çin’in ulusal gençleşmesine yardımcı olan bir uluslararası ortam yaratıyor” [4] tezi ile savunmuştur.

Kuşak ve Yol İnisiyatifi bir diğer değişim noktasıdır. 2013 yılında Xi Jinping tarafından Kazakistan’da ilan edilen Kuşak ve Yol İnisiyatifi, ortak bir geleceğe sahip küresel bir topluluk oluşturmak için önemli bir platform sağlamıştır. Kazan-kazan temelinde, dış dünyayla kurulan ticari ve ekonomik temaslar diplomaside geniş nüfuz alanı yaratmıştır. Kapsamlı istişare, ortak katkı ve ortak fayda ilkelerini doğrultusunda ilerleyen Kuşak ve Yol İnisiyatifi, toplumların yaşamlarını iyileştirmek ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmek için iş birliğini esas kılmıştır. Kuşak ve Yol, uluslararası toplum tarafından geniş çapta memnuniyetle karşılanan bir girişim olarak kabul görmüştür. 2017 yılında düzenlenen 19. ÇKP Ulusal Kongresi ardından dış politikada Kuşak ve Yol’un aktif rol üstleneceğini kesinleşmiş, Çin’in barışçıl kalkınma hedefinde sınırların daha geniş alanlara taşındığı görülmüştür.

MAKALENİN İLK BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ

[1] John J. Mearsheimer, The Tragedy of Great Power Politics (New York: W. W. Norton & Company, 2001), Sayfa. 145.

[2] John J. Mearsheimer, The Tragedy of Great Power Politics (New York: W. W. Norton & Company, 2001), Sayfa. 145.

[3] Jian Zhang, China’s new foreign policy under Xi Jinping: towards ‘Peaceful Rise 2.0’? (2015)

[4] Yan Xuetong , ‘From Keeping a Low Profile to Striving for Achievement’, Chinese Journal of International Politics 7, no. 2 (2014): sayfa 153–84.

Yorumlar

yorum