AUKUS ile Washington’un peşine takılmak… Afganistan’dan hiç mi ders alınmadı?

rBABDGFycYqAHsPhAAAAAAAAAAA247.640x427.jpg

CRI Türkçe

Batı medyasının bir âdeti var: Çin’de yaşanan herhangi bir hadiseyle ilgili gerçekçi ve sağlam analizlere başvurmak yerine “felaket tellallığı” yapmak hoşlarına gidiyor. COVID-19 salgını “Çin’in Çernobil’i”, Evergrande sorunu ise “Çin’in Lehman Brothers’i” oluyor; her münferit gelişmede, Çin’in ve ÇKP’nin gerilemesinin, hatta çöküşünün başladığı imalarında bulunuluyor. Tabii, hiçbir zaman bu boş öngörüler tutmuyor.

Meseleleri analiz etmek yerine çarpıtma geleneği, Batı medyasına iktidar elitlerinden bulaşmış olabilir. Zira onlar da Çin-ABD ilişkilerini Soğuk Savaş’a benzetmeye ve indirgemeye, kendilerini Çin’i SSCB ile özdeşleştirme konusunda ikna etmeye çalışıyorlar. Hâlbuki bambaşka bir çağdayız; şu an bambaşka bir dünya, bambaşka bir Çin bulunuyor.

ABD’li bazı politikacılar, son günlerde yine Çin’e karşı yaptırım kartını gündeme getirmeye başladı. Çin’i köşeye sıkıştırma hayaliyle bir Xinjiang, bir Hong Kong diyen ABD’li politikacılar bu kez de Güney Çin Denizi’ni bahane ederek Çin’e yaptırım uygulanmasını istiyor.

Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio ve Demokrat Partili Senatör Ben Cardin, Güney Çin Denizi ve Doğu Çin Denizi Yaptırım Yasası tasarısının Senato’ya bağlı Dış İlişkiler Komitesi’nde kabul edilmesine destek verdi.

Yasanın, Beijing’in söz konusu iki denizdeki sözde “yayılmacı” taleplerini “saldırganca” hayata geçirme çabalarına katılan Çinli birey ve kuruluşlara yaptırım uygulanmasını öngördüğü belirtiliyor.

Bu girişimleri, ABD’de yaklaşan ara seçimlere yönelik adımlar olarak veya ABD’li politikacıların yaklaşan ASEAN Zirvesi öncesinde bölge ülkelerini Çin’e karşı “uyarma” çabası olarak okumak mümkün.

Üzücü olan ise bu tür adımların, son dönemde Çinli ve ABD’li yetkililer arasında gerçekleşen ve ilişkilerin yeniden rayına oturacağı yönünde tüm dünyaya umut aşılayan görüşmelere gölge düşürmesi.

Bölge ülkeleri AUKUS’a yanıt vermeli

Güney Çin Denizi ve yaptırımlar ABD’nin “çevreleme” çabalarının bir ayağı. Bölge ülkelerini çok yakından ilgilendiren bir konu ise ABD’nin İngiltere ve Avusturalya ile birlikte kurduğu yeni savunma ittifakı.

Eylül ayında açıklanan ve AUKUS adı verilen pakt ile üçlünün nükleer denizaltı alanındaki işbirliğinin Asya-Pasifik bölgesine istikrarsızlık getirmekten başka bir işe yaramayacağı herkesin malumu.

ABD, bölgeyi her an patlamaya hazır bir barut fıçısına çevirmeye çalışıyor. Dolayısıyla bölge ülkelerinin Washington elitlerinin ihtiraslarına alet olup kendilerini yakma riskini almaları üzücü olur.

Bölge ülkeleri de bu yöndeki endişelerini sıklıkla dillendiriyor. Malezya ve Endonezya dışişleri bakanları da Avustralya’nın AUKUS çerçevesinde nükleer denizaltı geliştirme planını eleştirerek, bunun bölgedeki stratejik rekabeti yoğunlaştıracağının altını çizmişti.

Çin ile ASEAN ülkeleri arasında sıkı ilişkiler var. Çin’in en büyük ticaret ortağı ASEAN. Dolayısıyla ASEAN ülkeleri, ABD’nin provokasyonlarına aldanarak bu ilişkileri bozmamaları gerektiğini, bölgenin güvenliğine ve bölge ülkelerinin Çin ile ekonomik ve ticari ilişkilerine zarar getirilmemesi gerektiğini çok iyi biliyor.

Dolayısıyla sadece Beijing değil, tüm dünya, ASEAN ülkelerinden AUKUS ile aralarına bir set çekmelerini bekliyor.

Çin, bu arzu ve talebini farklı ülkelere farklı platformlarda iletiyor. Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi de dün katıldığı Çin-Pasifik Ada Ülkeleri Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, AUKUS’un Güney Pasifik Nükleerden Arındırılmış Bölge Anlaşması’nı tehlikeye attığını, bölgede silahlanma yarışı başlatarak barış ve istikrarı tehdit ettiğini söyledi.

Bölge ülkeleri de uluslararası nükleer silahtan arınma sisteminin ve Güney Pasifik Nükleer Silahsız Bölge Anlaşması’nın korunmasına bağlılıklarını teyit etti.

Çin ile Rusya’dan önemli mesaj

Çin ile Rusya’nın ortak tatbikatı, ABD’nin bölgeye nükleer denizaltılar göndermek ve bölge ülkelerinin sorularını yanıtsız bırakmak gibi şeffaflıktan uzak adımlarına ciddi bir yanıt oldu. Japon Denizi’nde geçtiğimiz günlerde başlayan Çin-Rusya ortak deniz tatbikatı gibi adımlar, Beijing ile Moskova için ABD öncülüğündeki ittifakın “çevreleme” çabaları karşısında önemli.

Herkes, Çin’in ve Rusya’nın söz konusu tatbikata donanmalarının en gelişmiş gemi ve filolarıyla katılmasından, Çin ordusunun tatbikata denizaltı savar uçaklarını göndermesinden gerekli mesajları almış olmalı.

Tatbikat, bir anlamda ABD’nin stratejik bir blok oluşturma hayallerine güçlü bir cevap olarak değerlendirilebilir. Washington, Çin’in komşularını kışkırtmak veya bu ülkelerde kaos yaratmak için uğraştıkça karşısında Beijing ile Moskova’nın bölgesel istikrarı sürdürme yönündeki ortak iradesini bulacaktır.

Afganistan, ABD için turnusol kâğıdı

Tüm bu gelişmeler, ABD’deki siyasi elitlerin ABD-Çin ilişkilerine Soğuk Savaş zihniyetiyle yaklaşmalarının, Çin’i SSCB’ye benzetmelerinin ne kadar yanlış bir “yorum” olduğunu gösteriyor.

ABD’nin peşine düşen Avustralya’nın nükleer güç olma çabaları karşısında bölge ülkelerinin de bölgeye barış ve kalkınma, kendi halklarına refah getiren Çin’i denge unsuru olarak görmesi şaşırtıcı olmayacak.

“Tarih”i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” der Mehmet Akif Ersoy, meşhur dizelerinde.

Afganistan, çok taze ve apaçık bir örnek. Afganistan savaşı, tüm dünyaya ABD’nin dış müdahalelerinin kaostan başka bir şey getirmediğini gösterdi. Afganistan savaşı, tüm dünyaya ABD’nin müttefiklerini nasıl bir anda ortada bırakabildiğini gösterdi. Afganistan savaşı, tüm dünyaya Washington’un tüm ihtiras ve hayallerine rağmen ABD hegemonyasının sona erdiğini gösterdi.

Dolayısıyla ister Avrupa’da, ister Doğu ve Güneydoğu Asya’da, ister Pasifik’te olsun, tüm ülkeler geçmişten ders almalı, sonuçlar çıkarmalı; yoksa Washington’un sözünü dinlemenin maliyeti büyük olacak.

Yorumlar

yorum