Amerika’nın insan hakları fenerinin altındaki gölge: Müslümanlara karşı ayrımcılık

abd-insna-haklari.jpg

A group of women takes part in afternoon prayers outside the Dar Al Farooq Center Islamic Center in Bloomington, Minn., on Saturday, Aug. 5, 2017. Bloomington police and federal authorities are investigating an early morning explosion at the center. (Aaron Lavinsky/Minneapolis Star Tribune/TNS)

Deng Shuhua

ABD kendisini bir “insan hakları feneri” olarak tanıtıyor ve “insan haklarını koruma” sloganıyla başka ülkeleri bastırıyor. Ancak fenerin gölgesinde ABD Müslümanlara karşı ciddi ayrımcılık ve acımasızca zulüm yapıyor. Bunun yanı sıra ABD insan hakları adına müdahalecilik yapmaya, çelişkileri kasıtlı olarak kışkırtmaya ve yurt dışında nefreti yaymaya çalışıyor. ABD’nin Müslümanlara zulmeden eylemleri, Amerikan insan haklarının iki yüzlüğünü ortaya çıkarıyor.

Kökü derinlere inen ırkçılık

11 Eylül olayının üzerinden neredeyse 20 yıl geçti. Amerikalı Müslümanlar hala damgalama, korku, tehdit ve kabul edilemez gözetimden muzdarip. ABD’de Müslümanlara karşı nefret suçları yüksek seviyede bulunuyor.

2018’de ABD ara seçimlerinde Müslüman karşıtı söylem keskin bir şekilde yükseldi ve bizzat politikacıların kışkırtmasıyla Müslümanlara karşı komplo teorileri giderek siyasette ana akıma dönüştü.

ABD İslami İlişkiler Komitesi tarafından 2018’de yayınlanan rapora göre, 2016’dan beri ABD’deki Müslüman karşıtı grupların sayısı iki katına çıktı. BBC’den gelen Claire Boldson, genç Amerikalı Müslümanların maruz kaldığı baskıya dikkat çekti ve Amerikalı Müslümanların marjinal yaşam koşullarını anlatan “ABD ve Müslümanlar” adlı bir belgesel çekti.

Bunun yanı sıra, filmler ve televizyonlar Müslüman birey ve topluluklara yönelik ayrımcılığın, düşmanlığın ve şiddetin artmasına yardımcı olmuştur.

Annenberg Inclusion Initiative tarafından yapılan “Kaybolma ve Hakaret” başlıklı rapora göre, 2017’den 2019’a kadar İngiltere, ABD ve Avustralya’da yüksek gişe geliri elde eden filmler arasında Müslümanlar çoğunlukla katiller ve işgalciler gibi olumsuz olarak resmedildi. Sadece yüzde 10’dan az filmde Müslümanlar olumlu rollerde göründü.

Yasal yollarla baskı

Dünyada Müslümanlara yasak koyan tek ülke olan ABD, ırksal olarak çeşitli, kapsayıcı ve açık bir uluslararası imaj yaratmaya çalışsa da, köklü bir beyaz önceliğine dayanıyor.

Seçimlerde Müslümanlara yönelik ayrımcı ve saldırgan sözler sarf eden Donald Trump, göreve geldiği günden sonra daha da ileri gitti. 25 Eylül 2017’de Trump yönetimi, İran, Yemen, Libya, Somali, Suriye ve Çad gibi Müslüman ülkelerden gelen vatandaşlara giriş kısıtlamaları getiren giriş yasağının üçüncü versiyonunu yayınladı.

ABD’de yurtiçinde ve yurtdışında dini gruplardan ve insani yardım kuruluşlarından öfke dalgası ve protestolarla karşı karşıya bulunulan ABD Yüksek Mahkemesi, 26 Haziran 2018’de Donald Trump’ın icra emrini 5:4’lük küçük bir farkla desteklemek için oy kullandı. Politik doğruluğun sınırlarını aşan bu başkanlık icra emrini destekleyen muhafazakar yargıç, Kongre’nin başkana sınır güvenliğini sağlama sorumluluğu verdiğini ve başkanın ABD’ye kimlerin girebileceği konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu savundu.

Alman medyası tarafından yayınlanan “Müslüman Karşıtı Irkçılık Artık Bir ABD Yasası” başlıklı makalede, ABD Yüksek Mahkemesi’nin Trump’ın Müslüman yasağını “meşrulaştırma” kararının ABD tarihinde ilk kez İslamofobinin kurumsallaştırıldığı ve yasallaştırıldığı ifade edildi. Bunun ABD Anayasası’nın herkes için eşit koruma ve adil yargılanma hakkı sağlayan hükümleri ihlal ettiğine işaret edildi.

Irak’ı işgal, İran’a yaptırım, Filistin’e zulüm

Kendi içindeki Müslümanlara her türlü ayrımcılığı reva gören ABD, başka ülkelerde yaşayan Müslümanlara yönelik “insan hakları savunuculuğu yaparak” çifte standart izlemektedir.

Müslümanların refahını önemsediğini söyleyen ABD, bu yüzyılın başından beri “terörle mücadele” kisvesi altında Afganistan, Suriye ve Irak’ta savaşlar başlattı ve milyonlarca masum Müslüman sivilin hayatını kaybetmesine yol açtı.

Yeni koronavirüs (COVID-19) salgını sırasında ABD, İran gibi ülkelere yaptırımlar uygulamaya devam ederek, bu ülkelerdeki halkın yaşam şartlarını daha da zorlaştırdı.

Öte yandan Filistin-İsrail çatışması karşısında, ABD tüm üye ülkelerin mutabakatına karşı İsrail’e destek verdi.

İsrail’in Filistinleri orantısız bir şekilde öldürmesi karşısında, “insan haklarının hamisi” ABD insanlık vicdanı ve ahlakının karşı tarafında durmaktan çekinmedi.

16 Mayıs 2021’de ABD üçüncü kez Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Filistin-İsrail çatışmasının durdurulması çağrısında bulunan ortak bildiriyi engelledi. ABD ayrıca İsrail’e 735 milyon ABD Doları değerinde hassas güdümlü füzeler satmayı kabul etti.

Şu haliyle “insan hakları”, ABD’nin iki yüzlü siyaseti altında uluslararası adaleti ve ahlaki vicdanı ihlal eden ırkçı kötülükleri sürdürmeye devam etmek ve kirli hedeflerini gizlemek için kullandığı siyasi bir silahtır.

Deng Shuhua, Çin Sosyal Bilimler Akademisi Avrupa Çalışmaları Enstitüsü’nde görevli

Kaynak: CRI

Yorumlar

yorum