Afganistan için öncelik barış ve istikrar, ikinci adım Kuşak ve Yol ile kalkınma olmalı

rBABCmEp8gOAa-0JAAAAAAAAAAA61.640x360-1.jpeg

CRI Türkçe

Kabil Uluslararası Havalimanı’ndaki şoke edici saldırılar, Afganistan’daki siyasi ve toplumsal durum hakkında kesin bir kanıya varmak için henüz çok erken olduğunu gösterdi.

Şu an emin olabildiğimiz tek şey, ABD’nin Afganistan savaşının başarısızlığı.

20 yıllık savaşın ardından apar topar ülkeden çekilen ABD’nin geride bıraktığı yıkım sonrasında, Afganistan’ın yolları yıkık dökük, köprüleri harap hâlde…

2020 yılında Afganistan’ın 19 milyar 800 milyon dolarlık GSYİH’sinin yüzde 42’den fazlasını uluslararası yardımlar oluşturuyordu. Ülkede gelişmiş sanayi bulunmuyor. ABD işgali tarımı da tamamen çökertti.

Afgan halkı, geçim derdiyle boğuşuyor, elektriğe erişimde dahi zorluk yaşıyor.

Afganistan’daki elektrik tedarik şirketi DABS, nüfusun sadece yüzde 35’inin elektriğe sahip olduğunu, ülkede kullanılan elektriğin yüzde 70’inin ithal edildiğini açıkladı.

Hâlbuki Afganistan’ın büyük gelişme potansiyeli bulunuyor. Ülkedeki maden kaynaklarının değeri 1 ila 3 trilyon dolar arasında hesaplanıyor. Bu ülke, Çin ve Hindistan gibi dev piyasaların da hemen yanı başında yer alıyor.

Afganistan ile işbirliği yapılabilecek alanlar arasında başı altyapı çekiyor. Çin de altyapı alanında ilk akla gelen ülke ve Çin’in Kuşak ve Yol inisiyatifinin öncelikli işbirliği alanlarından biri altyapı.

Çin ne bekliyor? 

Ancak bu konuda Afganistan Talibanı’nın atması gereken birçok adım var.

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmede de altını çizdiği gibi, öncelikle Afganistan Talibanı’nın tüm terör örgütleriyle arasına net bir çizgi çekmesi lazım.

Afganistan Talibanı sözcüsü Zabihullah Mücahid, Kabil’i kontrol altına almasının ardından düzenlenen ilk basın toplantısında, diğer ülkelerle barışçıl ilişkiler geliştirmek istediklerini, iç veya dış düşman istemediklerini söyledi.

Bunun yanında, ülkede kapsayıcı bir hükümet kurulması öncelikli hususlardan biri. Zayıf ve dışlayıcı bir hükümet, iç kamuoyunu da uluslararası kamuoyunu da ikna etmeyeceği gibi, mütemadiyen dış güçlerin müdahalesine açık bir konum yaratacak.

Afganistan Talibanı’nın bunun devamı olarak da verdiği taahhütlere uyarak, rövanşist politikalar değil ılımlı politikalar izlemesi gerekiyor.

Çin de bu noktada, Afganistan Talibanı’nın politikalarının gidişatını, Afganistan Talibanı’nın taahhütlerine sadık kalıp kalmadığını takip etmek durumunda.

Çin, ülkede istikrar sağlanarak güven verici bir iklim oluştuğu takdirde, ülkenin yeniden inşası sürecine katılmaya ve ülkeye yatırım yapmaya hazır.

Çin, niçin iyi bir seçenek

Çin, hem altyapı konusundaki yetenek ve tecrübesi, hem de finansman alanındaki istikrar, güç ve direnci ile dikkat çekiyor.

Çin’in bir avantajı da Afganistan’a dışarıdan yatırım gelme ihtimalinin çok düşük olduğu bir ortamda, proje bazlı anlaşmalarla Afganistan’daki finansman ve teknoloji sorunlarını bir arada çözebilme imkânına sahip olması.

Çin, madencilik, enerji ve tarım alanlarında yapılacak işbirliği ile ülkeye hem yatırım hem de uzmanlık getirebilir.

Çin’in Rusya gibi bölgedeki önemli bir güçle ortak çıkarlara ve iyi ilişkilere sahip olması da Afganistan’ın istikrarı açısından kritik bir nokta. İki ülkenin Afganistan konusunda birlik ve dayanışma içinde olduğu, 25 Ağustos’ta Xi Jinping ile Vladimir Putin arasında yapılan görüşmede de teyit edildi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin de Çin’in Afganistan ile dostane ve işbirliğine dayalı ilişkiler kurmak istediğini, ülkedeki barışın tesisinde ve ülkenin yeniden inşası sürecinde yapıcı bir rol oynamaya hazır olduğunu kaydetti.

Afgan halkı neden refaha erişmesin!

Çin’in hem altyapı hem de finansman açısından gücünü Kuşak ve Yol inisiyatifi kapsamında yürütülen projelerde görmek mümkün.

Çinli yatırımcılar, salgına rağmen 2020 yılında Kuşak ve Yol güzergâhındaki 58 ülkeye 18 milyar 610 milyon doların üzerinde doğrudan yatırım yaptı.

Çin’in 2021 yılının ilk yedi ayında güzergâhtaki ülkelere yaptığı finans dışı doğrudan yatırım önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 9,9 artarak 11 milyar 290 milyon dolara ulaştı.

Çin, inisiyatifin ortaya koyulduğu 2013 yılından 2020 yılı sonuna kadar güzergâh üzerindeki ülkelere 136 milyar dolar yatırım yaptı. Çinli şirketler, bu ülkelerde 27 binden fazla yeni işletme kurdu, 330 binden fazla kişiye iş imkânı yarattı ve ev sahibi ülkelere 4 milyar 400 milyon doların üzerinde vergi ve geliri kazandırdı.

Afganistan, neden bu yatırımlardan payını almasın? Afgan halkı, niçin gelişmiş altyapı sisteminin sefasını sürmesin? Afgan halkı, neden elektriğe kolaylıkla erişemesin?

Asıl önemli soru da ABD, Afgan halkının refaha erişmesinden neden korkuyor?

AB için en makul işbirliği ortağı…

ABD, Afganistan’ı 20 yılın ardından bir çöküşe sürüklemesi yetmezmiş gibi, bir de ülkeye yaptırımlar uygulamaya çalışıyor. Afganistan gibi ekonomisi dış yardımlara bağımlı bir ülkede kendisinin sevdiği bir yönetim başa gelmediği için bir insani krizin kapısını açmak Washington için ne maddi ne de manevi bir problem teşkil ediyor.

Afganistan Talibanı’nın kontrolü ele almasından sonra Dünya Bankası dış yardıma bağımlı durumdaki Afganistan’daki birçok projeye yönelik finansman desteğini durdurdu. Dünya Bankası, 2002’den bu yana 5 milyar 300 milyon dolar değerinde kalkınma projesi üstlendi.

IMF de Afganistan’ın özel çekme haklarından 460 milyon dolar kullanmasına engel oldu.

ABD de Afganistan’ın Merkez Bankası’nın yurt dışındaki 9,5 milyar dolarlık rezervine erişim hakkını dondurdu.

20 yıl önce bir intikam için Afganistan’a savaş açan ABD, bu intikam kültürünün kimseye bir faydasının olmadığını anlamıyor. ABD, terörle savaş adına ülkeyi yakıp yıkmak yerine, gerçekten ülkenin altyapısını geliştirmeye, halkın eğitim imkânlarının artırılmasına, ekonominin kalkınmasına odaklansaydı, bugün yaşananların hiçbiri yaşanmazdı. ABD, Avrupalı müttefiklerini ortada bırakıp bir anda tasını tarağını toplayıp ülkeden kaçmaya çalışmasaydı, şu anki kaos meydana gelmezdi.

Afganistan ekonomisinin daha da kötüleşmesi, hem ülke içinde bir insani krizi tetikleyebilir hem de hâlihazırda başlayan göç krizini daha da derinleştirir. Bu durum, ABD’yi doğrudan etkilemiyor; ancak AB ülkeleri için durum aynı değil.

AB ülkeleri, Libya ve Suriye krizlerinin yol açtığı göç dalgalarının ardından Afgan mülteci akınına maruz kalmak istemiyorsa sorunun “yerinde” çözülmesi için çalışmalı.

Bunun için de AB’nin potansiyel ortağı Çin olmalı.

Evet, Afganistan ekonomisi uzun yıllardır kötü durumda, ancak aslında ülke bakır, altın, lityum, nadir metaller, doğal gaz, kömür ve demir cevheri gibi maden kaynakları açısından çok zengin.

AB ülkeleri bu potansiyelin açığa çıkartılmasında Çin ile işbirliği yapabilir.

ABD, yine yaptırımlarıyla Afganistan ile ticareti engellemeye kalktığında da Avrupalı ülkelerin İran örneğinde ortaya koydukları INSTEX’e benzer bir sistem ortaya koyulabilir.

AB ülkeleri, Afgan halkının refaha ulaştırılması için Çin ile birlikte çalışmalı, Washington’un insani krizler karşısındaki umursamazlığını ve bencilliğini ahlâken de reddetmeli.

Yorumlar

yorum