“ABD,başarısız” diyerek geçmemeli, hesap sorulmalı

rBABC2EaQ6-AE1n9AAAAAAAAAAA71.768x432.jpeg

CRI Türkçe

ABD’nin Kabil Büyükelçiliği’nden helikopterle yapılan tahliyelere dair fotoğraflar tüm dünyada büyük ilgi gördü. ABD askerlerinin 1975 yılında Vietnam’ın Saygon (Ho Chi Minh Kenti) kentinden tahliyesi ile neredeyse aynısı bir tablo ortaya koyan bu fotoğraflar ABD’nin dış politikasıyla ilgili sembolik öneme sahip.

ABD’nin dış politikasının başarısızlığı, bu karelerde çok net olarak görülüyor. Yapılan hatalardan ders alınmadığı, tarihin tekerrür etmesinden apaçık anlaşılıyor. Bu hataların özünde ise bir teknik sorundan ziyade, temel bir yaklaşım problemi bulunuyor; bu da, ABD’nin kendisini dünyanın polisi olarak görüp diğer ülkeleri hizaya getireceğini sanması…

Hem başarısızlık hem sorumsuzluk

Joe Biden, daha geçtiğimiz günlerde “Taliban, Kuzey Vietnam ordusu değil.” demiş, elçiliğin çatısından tahliyeler olmayacağını söylemişti.

ABD’nin bir başka beklentisinin daha aksi yaşandı ve Taliban, Washington’un öngördüğü 90 günlük süreden çok daha kısa zamanda başkent Kabil’i ele geçirdi.

Tarih, ABD Başkanı ile inatlaşırcasına seyrediyor. Tüm bunlar, ABD’nin Afganistan’daki gerçek durumdan, sahada olan bitenden ne denli bihaber olduğunun da bir başka göstergesi olarak kayıtlara geçti.

20 sene evvel attığı bombalarla Afganistan’daki değişimi başlatan ABD’nin ülkeyi yeniden şekillendirme çabaları tamamen çuvalladı.

AP’nin haberine göre, ABD’nin yaşadığı en uzun savaşta, yaklaşık 2 bin 500 Amerikan askeri, bin 144 NATO ve müttefik ülke askeri, 47 binin üzerinde Afgan sivil ve 66 binden fazla Afgan askeri hayatını kaybetti. ABD, trilyonlarca dolar harcadı.

Sorumluluklar üstlenilmeli

Ancak ABD, sadece başarısız olarak anılmakla yakasını bu işten sıyırmamalı; aynı zamanda suçlu olarak hatırlanmalı, Afganistan’ın ve bölge ülkelerinin yaşaması muhtemel maddi ve manevi tüm sorunların sorumluluğunu üstlenmeli.

Amerikan siyasi elitlerinin kendi çıkarları uğruna aldıkları kararlar, başta Afgan halkı olmak üzere bölge halklarının kaderini etkiliyor. ABD, canı isteyince bir ülkeyi bombalayıp, canı isteyince de pılını pırtını toplayarak kaçıyor, olan bölge ülkelerine oluyor.

ABD’nin müttefiklerini yarı yolda ve Afgan halkını ortada bırakarak bir anda ülkeden çekilme kararı alması bölgede yeni bir göç krizini başlattı bile. Tüm dünyayı yakından ilgilendiren yeni bir göç dalgası, başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri için büyük endişe kaynağı.

Krizi çıkartan ABD’nin, Afganistan’da yaşanabilecek bir insani kriz sonrası tüm dünyayı müdahaleye çağırması da şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu noktada, tüm ülkeler, gerek BM çatısı altında olsun gerek ikili kanallardan olsun ABD’den bu bilançonun sorumluluğunu üstlenmesini istemeli. Washington, bölge ülkeleriyle işbirliği yapmalı, ilgili ülkelere ekonomik yardım sağlamalı.

Çin’i tuzağa çekme çabası

Batılı ülkeler, İmparatorluklar Mezarlığı olarak bilinen Afganistan’a Çin ordusunun gireceğini düşünerek ellerini ovuşturuyor. Ancak bu ülkeler, Çin’in diğer ülkelerin iç işlerine karışmak gibi bir niyeti olmadığını ve tek taraflı müdahalelere daima karşı olduğunu unutuyor.

Beijing’in ABD’nin çekilmesinin doğuracağı boşluğu doldurmak gibi bir arzusu da yok.

‘‘Peki Çin ne istiyor?’’ diye sorarsak, evvela Çin’in Afganistan’ın en büyük komşusu olarak ülkede barış ve istikrar arzuladığını vurgulamak lazım.

Bu gaye doğrultusunda Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi, temmuz ayının başlarında Orta Asya ülkelerinde yaptığı ziyaretler esnasında bölgedeki mevkidaşlarıyla konuyu derinliğine ele aldı, Afganistan’ın istikrarının tüm bölge için ne kadar önemli olduğunun altını çizdi.

Wang, 28 Temmuz günü de Taliban heyetiyle Çin’in kuzeyindeki Tianjin kentinde bir görüşme yaptı. Wang Yi’nin tüm bu temaslardaki açıklamalarında Çin’in hassasiyetlerini ortaya koyduğunu gördük.

Wang, Taliban’dan terör örgütleriyle arasına net bir çizgi çekmesini, Afgan siyasetinde ana akım çizgiye dönmesini istedi. Wang’ın altını çizdiği diğer nokta da Afganistan’da Çin için tehdit oluşturan Doğu Türkistan İslami Hareketi adlı örgüte kesinlikle destek verilmemesiydi.

Çin, Afganistan’daki değişime rasyonel şekilde yaklaşıyor. Çin, Orta Asya bölgesindeki herhangi bir güvenlik krizinin Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ne olası etkilerinin tüm taraflardan daha çok farkında olarak uzun yıllardır adımlar atıyor. Çin, Afganistan’da gücü Taliban’ın ele geçirmesinin ardından vuku bulabilecek tüm ihtimalleri değerlendiriyor.

Ekonomik açıdan ise Afganistan’da güvenlik ve istikrarın korunması durumunda Kuşak ve Yol inisiyatifi çerçevesindeki projelerin ilerletilmesi Çin için bir seçenek. Çin, bu sayede ülkede istihdam imkânı yaratabileceği gibi, ülkenin yeniden inşasına destek olabilir.

Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinin ardından Çin’den gelen ilk resmî açıklamada, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying, Çin’in Afgan halkının istek ve tercihlerine saygı gösterdiğinin altını çizdi.

Hua, 30 milyondan fazla Afgan vatandaşının da uluslararası toplumun da artık savaş görmek istemediğini vurguladı.

Batılılar, ‘‘Kişi kendinden bilir işi misali’’, Çin’in kendini dünyanın polisi gibi gördüğünü, bölgedeki askerî ve siyasi boşluğu doldurmak için Afganistan’a ‘‘atlayacağını’’ sanıyor. Ancak bu tahminler de Biden’in ‘‘helikopter tahminleri’’ ile aynı kadere sahip olacak.

Yorumlar

yorum