ABD, salgınla mücadeleyi Hollywood filmi sanıyor

rBABCmEl2MGAWDg5AAAAAAAAAAA185.770x511.png

CRI Türkçe

Başrollerini Robert De Niro ve Dustin Hoffman’ın paylaştığı 1997 yapımı Başkanın Adamları (Wag the Dog) filminde, ABD Başkanı tam seçim öncesinde bir cinsel taciz skandalıyla karşı karşıya kalır. Başkanın özel danışmanı, skandalın üstünü örtmenin tek yolunun bir savaş başlatarak başkanı bir kahramana dönüştürmek, kamuoyunun dikkatini başka yere çevirmek olduğunu savunur. Başlatılacak kurgusal savaşın inandırıcı olması için bir Hollywood yapımcısı ile anlaşılır. Geride savaşın kimle yapılacağı sorusu kalmaktadır. Danışman, bir anda ‘Arnavutluk’ ismini ortaya atar. Diyalog şöyledir:

-Neden Arnavutluk?

-Neden olmasın?

Özünde bir savaş açmak veya kurgulamak bu kadar basittir. Önemli olan, başkanın skandaldan paçasını kurtarması ve seçimi kazanmasıdır.

ABD Başkanı Joe Biden’in istihbarat birimlerine COVID-19’un kaynağına ilişkin bir rapor hazırlamaları için verdiği 90 günlük süre doluyor.

The Wall Street Journal gazetesinde 24 Ağustos’ta yer alan haberde, ABD Başkanı Joe Biden’in aynı gün istihbarat birimleri tarafından sunulan koronavirüsün (COVID-19) kaynağıyla alakalı son raporu dinlediği bildirildi. Beyaz Saray, raporun gizli olmayan bölümlerinin önümüzdeki günlerde kamu ile paylaşılabileceğini açıkladı.

Biden yönetimi, ortaya koyulacak bir rapordan ne beklediğini, virüsün kaynağıyla ilgili araştırmaları yürütme görevini istihbarat birimlerine vermesiyle zaten göstermişti. Bu yüzden, raporla ilgili değerlendirme yapmak için raporu beklemeye bile gerek yok.

Aklın iflası…

Tüm dünyayı ilgilendiren böylesine hassas bir konuda bilim insanlarının sözünü dinlemek yerine, istihbarat birimlerine talimatlar vermek ve basının karşısına geçerek komplo teorileri uydurmak “aklın iflası” anlamına geliyor.

Hâlbuki, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) uzmanlarının, Wuhan’da yaptıkları kapsamlı incelemelerin ardından nisan ayında yayımlanan raporda, virüsün laboratuvardan sızmış olma ihtimalinin çok düşük olduğu açıkça belirtilmişti.

Farklı ülkelerden bilim insanları, ünlü bilim dergisi Lancet’te yayımladıkları açık mektupta da “laboratuvardan sızıntı” iddiasına karşı çıkmıştı.

Son olarak, ABD merkezli Cell dergisinde ABD, İngiltere, Kanada ve Avustralya’dan bilim insanlarından oluşan uzman grubunun yaptığı araştırmanın sonuçları yayımlandı. Sonuçlar, COVID-19’un kaynağının laboratuvar olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmadığını bir kez daha ortaya koydu.

Söz konusu araştırmanın sonuçlarına göre, erken tarihli vakaların Wuhan Viroloji Enstitüsü ile bir bağlantısının bulunduğuna dair de hiçbir kanıt yok.

Son veriler ABD’deki ilk vakalara dair yeni şüpheler doğurdu

Peki ABD, neden bilim insanlarının ifadelerinin değil de istihbaratçıların sözde bulgularının peşine düşüyor?

Öncelikle ABD’nin en çok vaka ve en çok ölüm görülen ülke olduğunu hatırlamak gerekiyor. Burada büyük bir başarısızlık söz konusu.

Son yayımlanan veriler de ABD’de COVID-19 ile ilişkili ilk ölümün daha önce belirtilen tarihten haftalarca önce kaydedildiğini gösterdi.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne (CDC) bağlı Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi’nin (NCHS) verileri, ülkede COVID-19 kaynaklı ilk ölümün 5-11 Ocak 2020’de meydana geldiğini, 12 Ocak-1 Şubat 2020’de beş ayrı ölüm vakası daha bulunduğunu gösterdi. ABD, daha önce ilk ölüm vakasının tarihini 6 Şubat 2020 olarak açıklamıştı.

Öte yandan, New Jersey eyaletinin Belleville şehri belediye başkanı, Kasım 2019’da COVID-19 virüsüne yakalandığını ve test sonuçlarının da COVID-19 virüsü antikorunun bulunduğunu gösterdiğini belirtti. Bu tarih, ABD’nin ilk vakayı açıkladığı tarihten 2 ay önce. Bu tarih, Çin’deki ilk COVID-19 vakasından da önce. ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün web sitesinde yer alan bir araştırmanın sonucuna göre, ABD’nin beş eyaletinde Aralık 2019’da COVID-19 vakalarının ortaya çıktığına dair kanıtlar bulunuyor. Ayrıca birçok basın kuruluşunun bildirdiğine göre, Temmuz 2019’da ABD’nin Wisconsin eyaletinde de büyük ölçekli elektronik sigara pnömonisi ortaya çıktı. Bu hastalığın semptomlarının COVID-19 salgınının semptomlarına çok benzediği kaydedildi. Bu örnekler, ABD’deki COVID-19 vakalarının farklı kaynaklardan birçok yerde ortaya çıktığını ve bu durumun ciddiyetle incelenmesi gerektiğini yansıtıyor.

Biden, selefi Donald Trump’ı COVID-19 karşısındaki başarısızlığıyla suçlarken, Delta varyantıyla kendisini hedef tahtasında bulunca, sesini yeniden yükseltmeye, Çin’e saldırarak kamuoyunun gündemini değiştirmek için çalışmaya başladı. İster Cumhuriyetçi ister Demokrat olsun, ABD’li siyasetçiler için şu an en kolaycı yol, tüm gerçeklerin farkında olmalarına rağmen, virüsün kaynağını bulma çalışmalarını siyasileştirerek Çin’e baskı uygulamaya çalışmak.

ABD basınına yansıyan haberlerde dahi istihbarat birimlerinin Biden’in istediği raporu hazırlamak için sağlam kanıtlar bulmakta zorlandığı yazılıyor.

The Wall Street Journal gazetesinde 24 Ağustos’ta yer alan habere göre, istihbarat birimlerinin Biden’e sunduğu raporda, koronavirüsün hayvandan insana geçip geçmediği veya laboratuvardan sızıp sızmadığı gibi kilit konularda kesin bir sonuca varılamadığı belirtildi.

Bu tavrın adı ‘‘bilim ile siyaseti çarpıştırmak’’ ve bunun bedeli ise ne yazık ki sadece ABD için değil, tüm dünya için ağır oluyor.

Çin: ABD istihbaratının raporu “bilim karşıtı”

Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan dün (24 Ağustos) yapılan açıklamada, Amerikan istihbaratının raporunun “bilim karşıtı” ve “güvenilmez” olduğu ve “önceden saptanmış neticeler içerdiği” belirtildi.

Bakanlık sözcüsü Wang Wenbin’in de altını çizdiği gibi, “Virüsün kaynağını istihbarat kuruluşlarını kullanarak bulmaya çalışmak zaten bizatihi bilim karşıtı.”

Bu yüzden, ortaya çıkacak raporun Amerikan filmlerindeki kurgulardan hiçbir farkının olmayacağı açık. Çin’e karşı suçluluk karinesiyle ve önyargıyla başlatılan bu maksatlı girişim, Çin karşıtı bir komplodan ibaret.

Rapordan ne çıkacağını merak edenler için “spoiler” vermek pahasına söyleyelim:

ABD istihbarat birimleri, raporda “ismini vermekten çekinen” bazı uzmanların sözde görüşlerine yer verecek.

Bulunan “gizli tanıkların” ifadeleriyle olaylara gizem katılacak.

Konu giderek bulandırılacak. Rapor, manipülasyona açık bir “iddia yığını” olarak her tür komplo teorisinin altyapısını hazırlayacak.

Tüm bu garip iddiaların ortak noktası ise Çin’i bir şekilde karalamak, Çin’in salgınla mücadelesi hakkında şaibeler yaratmak olacak.

Dünya, Hollywood yapımı bir gerilim filmi izler gibi, zihni bulandırılmış hâlde, ortaya atılan mesnetsiz iddialar arasında bağ kurmaya çalışacak; ancak sonucunda kimse virüsün kaynağıyla ilgili ciddi bir bilgi edinmiş olmayacak.

Açıkçası, patlamış mısırımızı alıp esrarengiz hikâyelerle bezenmiş bu filmi izleyip, filmin sonuna dair akıl yürütmeyi isterdik; ama maalesef bu bir Hollywood filmi değil, tüm dünyayı yakından ilgilendiren bir bilimsel konu… Bu yüzden de ABD biraz ciddi olmalı, dünyayla dalga geçmeyi kesmeli.

Yorumlar

yorum