Kongre baskınından sonra “ABD tarzı demokrasi” hastalığı ağırlaştı

rBABCmHYNGWAHru5AAAAAAAAAAA046.1024x623.770x469.jpg

ABD’de Kongre’ye düzenlenen baskının üzerinden bir yıl geçti. Ancak bugüne kadar olayın bir ayaklanma mı yoksa seçim adaletini savunan bir protesto mu olduğu konusunda Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti arasında uzlaşma sağlanamadı.

Associated Press tarafından gerçekleştirilen bir araştırma sonucuna göre, Cumhuriyetçilerin yüzde 30’u baskının “şiddet içermediğine”; Demokratların yüzde 90’ı ise olayın “çok şiddetli” ve “son derece şiddetli” olduğuna inanıyor.

Böylesine feci bir olayın siyasi partilerin malzemesi haline gelmesi, kuşkusuz “ABD tarzı demokrasi” için bir utanç.

Öte yandan, Kongre baskını nedeniyle, ABD’de sosyal düzen durgunluğa girdi. Bir sene boyunca, halkın yaşamına ilişkin kolluk kuvvetleri reformu, silah kontrolü önlemi ve ekonomik gider gibi planlar kesintiye uğradı. Birçok kişi, iki partinin düşmanca birbirine saldırma ve şeytanlaştırma yolunda ilerlemeye devam etmesi durumunda, ABD hükümetinin işleyişinin olumsuz etkilenecek olmasından kaygı duyuyor. Bu, ABD’nin övündüğü “bir kişi bir oy” şeklindeki demokrasinin, seçmenlerin temel çıkarlarını asla gözetmediğini de kanıtlıyor.

Daha da vahim bir tablo olarak, geçen yıl sonunda yapılan bir anket sonucuna göre, Amerikan vatandaşlarının yüzde 34’ü, vatandaşların ABD yönetimini hedef alan şiddet eylemlerinin meşru olduğu görüşünde…

ABD eski başkanlarından Jimmy Carter, kısa süre önce New York Times’ta çıkan yazısında, “Ülkemiz sürekli büyümekte olan bir uçurumun kenarındadır. Derhal harekete geçmezsek, iç çatışma riskiyle karşı karşıya kalacağız.” ifadelerini kullandı.

Bir yıl önce yaşanan Kongre baskını, ABD tarzı demokrasinin hastalandığı gerçeğini ortaya çıkarırken, son bir yıldır gördüklerimiz ise hastalığın artık ağırlaştığını gösteriyor.

ABD’de kısa süre önce açıklanan bir kamuoyu anketine göre, ankete katılanlardan yüzde 64’ü, ABD demokrasisinin kriz içinde bulunduğunu düşünüyor.

İronik olan şu ki, ABD lideri, Kongre baskını olayının birinci yıldönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada “6 Ocak, demokrasinin sonu değil, özgürlük ve adil rekabetin yeniden doğuş günüdür.” dedi ve diğer ülkelerin siyasal sistemlerine eleştirilerde bulundu. Slogan ne kadar yüksek sesle atılırsa, panik o kadar büyük demektir.

Demokrasi, bir slogan değil, halkın sorunlarının çözümü için bir yöntemdir. Günümüzde ABD’de korkunç bir “demokrasi açığı” yaşanıyor. Politikacılar slogan atmaktan vazgeçerek, ABD demokrasisinde yaşanan kronik sorunların çözüm yollarını dikkatle düşünmeli.

Yorumlar

yorum