ABD’nin En Büyük Tehlikesi Çin Değil, Tehlike Çok Daha Yakın

unnamed-6.jpg

Robert Reich / The Guardian

Çin’in dünyada giderek iddiasını büyüten jeopolitik ve ekonomik duruşu, Amerikan siyasetinin her iki tarafından da tepkiyle karşılanıyor. Uluslararası rekabet, temel bilimsel yatırımlar, eğitim ve altyapı harcamalarına önem verilmesini sağlıyorsa bu bir sorun arz etmemektedir. Fakat, 1950’li yıllarda yaşanan Sputnik şokunda olduğu gibi bir senaryo tekrar karşımıza çıkacak olursa bu durum önemli bir tehlike arz etmektedir.

60 yıldan uzun bir süre önce, Amerika’yı savaş sonrası bir gönül rahatlığından uyandıran Sovyetler Birliği olmuştu. Sovyetler Birliği elle tutulur, gözle görülebilen bir tehdit olarak; ABD ulusunun yıllardır yapması gerekenleri, gerçekleştirmesinde itici bir kuvvet oldu. ABD Yapmış olduğu atılımları, ulusal savunma bahanesiyle gerçekleştirmiş olsa da, Uydu teknolojilerinden, internete kadar bir çok altyapısal ve üst yapısal düzenleme gerçekleştirildi. Bu sayede, ABD’de bir nesil için üretken ve refah bir dönem yaşanabildi.

Sovyetler Birliği çökmeye başladığında, Amerika bir sonraki başarısızlığını Japonya’da buldu. Japon üretimi arabalar, Big Three otomobil üreticilerinden pazar payını her geçen gün daha fazla alıyordu. Diğer bir taraftan Mitsubishi, Rockefeller Center’da önemli ölçüde hisseler satın alırken; Sony, Columbia Pictures’ı satın almıştı ve Nintendo, Seattle Mariners’ı satın almayı düşündü. 1980’lerin sonlarında ve 1990’ların başında, Japonların Amerikan rekabet gücüne “meydan okuması” ve Japonların Amerikan işlerine “tehdidi” üzerine sayısız kongre oturumu düzenlendi.

Pat Choate’nin Etki Ajanları kitabı sayesinde Japonya şeytanlaştırıldı. Tokyo’nun sözde nüfuzlu Amerikalılara yaptığı ödemelerin “Amerika Birleşik Devletleri üzerinde etkili siyasi hakimiyet” elde etmek için tasarlandığını iddia etti. Clyde Prestowitz, Japon meydan okumasına yeterince yanıt veremememiz nedeniyle “ABD’nin gücü ve Amerikan yaşam kalitesinin her bakımdan hızla azaldığını” savundu. William S Dietrich’in In the Shadow of the Rising Sun adlı kitabı Japonya’nın “yaşam tarzımızı ve nihayetinde özgürlüklerimizi olduğu kadar Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği’nden gelen geçmiş tehlikeleri de canlandırdığını” iddia etti.

Robert Zielinski ve Nigel Holloway’in Eşitsiz Hisse Senetleri, Japonya’nın Amerikan şirketlerini baltalamak için sermaye piyasalarına hile karıştırdığını savundu. Daniel Burstein’ın Yeni Japonya’nın Yeni Mali İmparatorluğu ve Amerika’ya Karşı Tehdidi, Japonya’nın artan gücünün ABD’yi “düşman bir Japon dünya düzeninin” tuzağına düşme riskiyle karşı karşıya bıraktığını ileri sürdü.

Ve devam etti: Japon Güç Oyunu, Japonya ile Yaklaşan Savaş, Zaibatsu Amerika: Japon Firmaları Hayati ABD Endüstrilerini Nasıl Kolonileştiriyor, Sessiz Savaş, Ticaret Savaşları.

Ama kötü bir plan yoktu. Japonya’nın kendi eğitimine ve altyapısına büyük yatırımlar yaptığını fark edemedik. Bu da Amerikan tüketicilerinin satın almak istediği yüksek kaliteli ürünleri üretmesini sağladı. Kendi finansal sistemimizin kumarhaneye benzediğini ve hemen kâr talep ettiğini görmedik. Eğitim sistemimizin gençlerimizin neredeyse %80’ini bir haber dergisini anlayamadığını, birçoğunu ise çalışmaya hazırlıksız bıraktığını gözden kaçırdık. Ve güvenli olmayan köprüler ve çukurlu yollardan oluşan altyapımız üretkenliğimizi tüketiyordu.

Çin’in mevcut durumunda, jeopolitik rekabet açıkça ortadır. Ancak aynı zamanda, Amerikan şirketleri ve yatırımcıları, orada düşük ücretli fabrikalar işleterek ve Çinli “ortaklarına” teknoloji satarak sessizce ilerliyor ve Amerikan bankaları ve risk sermayedarları, Çin’deki anlaşmaları üstlenmekle meşguller.

Çin’in ABD’ye karşı temsil ettiği zorluğu küçümsemek istemiyorum. Ancak Amerika’nın savaş sonrası tarihi boyunca, kendisini suçlamaktansa başkalarını suçlamayarak kolaya kaçtığına birçok kez tanık olduk.

Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlike Çin’den gelmiyor. Bu bizim proto-faşizme doğru sürüklenmemizdir. Çin’i, önceliklerimizi daha da çarpıtan, yerliliği ve yabancı düşmanlığını teşvik eden ve Amerika’nın gelecekteki refahı için eğitim, altyapı ve temel araştırmalara yapılan kamu yatırımlarından ziyade daha büyük askeri harcamalara yol açan yeni bir paranoyayı teşvik edecek kadar şeytanlaştırmamaya dikkat etmeliyiz.

Ekonomisi ve kültürü dünyanın geri kalanının ekonomileri ve kültürleri ile hızla kaynaşmakta olan, her zamankinden daha çeşitli bir Amerika olan Amerika için temel soru, başka bir düşman yaratmadan kimliğimizi ve karşılıklı sorumluluğumuzu yeniden keşfetmenin mümkün olup olmadığıdır.

Yorumlar

yorum