“ABD Tarzı Demokrasi” Tabuların En Büyüğü mü?

rBABCmDZgDqAAh1EAAAAAAAAAAA287.768x432.jpg

2004 yılında dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un bir yemekte yaptığı tatsız şakayı hiç unutturmamakta fayda var. Radyo ve Televizyon Temsilcileri Yemeği’nde Bush, Beyaz Saray’ın güya “içeriden” fotoğraflarını paylaşmıştı.

Bush, Oval Office’te bir mobilyanın altında bir şeyler ararken göründüğü fotoğraf ekranda yer aldığında şu şakayı yapmıştı: “Hayır, silahlar orada yok… Belki de burada bir yerlerdedir?” Bush’un ne kastettiğini herkes çok iyi biliyordu.

ABD, Irak’ı işgal etmenin meşruiyet zeminini oluşturmaya çalışırken, Saddam rejiminin kitle imha silahları bulunduğunu iddia etmişti. Daha sonra herhangi bir silah bulunamadığı gibi, bu konu ABD’li liderler ve elitler için bir espri konusuna dönüştü.

Komik olan da bir ülkenin yerle bir olmasına ve yüz binlerce sivilin hayatını kaybetmesine yol açan bir yalandı…

Eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da eski Libya lideri Muammer Kaddafi’nin ölümünü “Geldik, gördük ve o öldü” diye kahkahalarla anlatmıştı.

Bu örnekler, Amerikan elitlerinin nazarında insan hayatının ne kadar değer taşıdığını ve demokrasinin ne anlama geldiğini gösteriyor.

Bombalarla demokrasi dağıtmak VS Kendi sistemini dayatmamak

İşte bu noktada, Çin’in uzun yıllardır yinelediği “kendi siyasi sistemini hiçbir ülkeye dayatmayacağı” şeklindeki diskurun taşıdığı mana ve önem daha da iyi anlaşılıyor. Bu ifade, Çin’in geçen hafta yayımladığı “Çin’in Siyasi Parti Sistemi: İşbirliği ve İstişare” başlıklı beyaz kitapta da tekrar vurgulandı.

“Çin’in Siyasi Parti Sistemi: İşbirliği ve İstişare” başlığını taşıyan belgede, Çin’in özgün siyasi parti sistemi kapsamlı şekilde ele alınırken, sistemin ayırıcı nitelikleri ve avantajları tüm teferruatı ile anlatıldı.

Çin’in gelenekleri ve mevcut ulusal koşulları tarafından belirlenen söz konusu sistemde, Çin Komünist Partisi (ÇKP) iktidar partisi olarak görev yaparken, sekiz parti de ÇKP’nin liderliğinde devlet işlerine katılıyor.

Belgede vurgulanan bir başka önemli husus da Çin’in diğer ülkelerin müspet deneyimlerinden dersler almaya daima açık olduğu, ancak körü körüne hiçbir siyasi parti sistemini taklit etmeyeceğiydi.

ÇKP, kuruluşundan bu yana halk merkezli bir yaklaşım benimseyerek, iktidarı halkın çıkarları doğrultusunda kullanma ilkesini izledi.

Bunun en somut hâlini de COVID-19 salgını esnasında Çin yönetiminin “ekonominin çarkları dönüyor mu?” değil de “halkın sağlığını koruyabiliyor muyuz?” diye düşünmesinde görmedik mi?

Buna ilaveten, Çin basınına baktığınızda, her gün sıradan vatandaşın büyük ya da küçük her tür sorununu ciddiye alan, çözmeye çalışan bir yönetim anlayışını görüyorsunuz. Yol yapımı gibi dev altyapı projeleri de buna dâhil, küçük bir köyde yaşayanların yaşadığı en basit temizlik sorunu da…

Xi’den “Tüm süreçte demokrasi” vurgusu

Dünyada demokrasinin farklı uygulamaları mevcut.

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, 2019 yılının kasım ayında Shanghai’de yaptığı incelemeler esnasında Çin’de demokrasinin işleyişini “tüm süreçte demokrasi” ifadesiyle nitelemişti.

Bu, Çin’deki bütüncül yönetişim ve demokrasi anlayışının sadece seçim döneminde yurttaşı hatırlayan demokrasilerden farkına işaret ediyor.

Buna karşılık, Amerikan tarzı demokrasi, ülke içinde halkı temsil gücü tartışmalı olan ve kamplar yaratıp insanları birbirine çarpıştırırken, ülke dışında da her tür zulmü yine demokrasi adına yaparak işliyor.

ABD’nin bombalarla gönderdiği bu sözde demokrasinin tartışmaya kapalı olması da kavramsal olarak düşünüldüğünde bizzat demokrasiye aykırı. Amerikan tarzı demokrasi, tartışılamaz bir tabu, hem de tabuların en büyüğü olarak dünyaya pazarlanmaya çalışılıyor.

Yorumlar

yorum