Aksoy Araştırma
Aksoy Araştırma

Türkiye’nin Uzun Sol Kuyruğu

sol-kuyruk.jpg

Türkiye’nin kendisine koyduğu kalkınma hedeflerine ulaşma konusunda, hamasi konuşmaları bir tarafta tutarsak, her alanda ihtiyaç duyduğu kaliteli, yüksek katma değerli iş yapma gerekliliği birçok uzman tarafından dile getiriliyor. Demokrasiniz de kaliteli olmalı, adalet sisteminiz de, eğitiminiz de, beşeri sermayeniz de, şehirleriniz de, üretiminiz de vs. Hal böyle iken, Türkiye’nin bana göre daha da derinleşen bir uzun sol kuyruk problemi var ki hem bahsettiğim kaliteli kalkınmanın önündeki en büyük engel olarak duruyor hem de gittikçe daha ciddi bir hal alan toplumsal kutuplaşmamız için korkutucu bir hızlandırıcı görevi görüyor.

Vitrinde Ortalama, Dükkanda Medyan
Türkiye’nin geniş kitleleri medyan kavramıyla, vasatlığın doruğa ulaştığı çoktan seçmeli test usulü yapılan merkezi sınavlarımızdan birinde, sınava katılan bazı kişilerin soruları çözmeden doğru şıkkı tayin edebilmeleri için kulaklarına fısıldanan “mod-medyan” yönteminin ifşa olması sayesinde tanıştı. İstatistik biliminin önemli referanslarından, özellikle final öncesi kolay anlatım arayan öğrenciler tarafından sıklıkla başvurulan, Ekşisözlük’e göre medyan, verilen bir sayı dizisinde terimler büyüklük sırasına göre yazıldıktan sonra sıralamada ortada kalan sayıya verilen isimdir.

Toplumların da medyanı vardır. Amerikalı ekonomist Anthony Downs’un 50’li yıllarda geliştirdiği medyan oy veren teoremine göre, basit çoğunluğun kazanmasına dayalı seçim sistemlerinde toplumun siyasetçinin politikalarını, başka bir bakışla toplumun siyasi tercihini, o toplumun medyanı olan oy verenin tercihleri belirler. Basitleştirerek söylersek, medyan vatandaş bir toplumun karakteristiğine dair önemli ipuçları verir. Bir de toplumun ortalaması vardır ki o ölçüldüğü ülkeye ve veriye göre medyan ile ciddi farklılıklar gösterebilir. Başlıktan da anlaşılabileceği gibi Türkiye bu farklılıkların gözlendiği ülkelerden biridir. Örnek olarak kişi başı gelir düzeyini verebiliriz. Türkiye gerçekten de son 10 yılda hem reel hem de nominal olarak kişi başı gelirini arttırmayı başarmıştır. En son rakamlara göre bu gelirin ortalama vatandaş için 10 bin dolar seviyesinde olduğunu biliyoruz. Bu bir aritmetik ortalamadır ve kabaca bir yıl içinde oluşan Gayrı Safi Yurt İçi Hasılanın nüfusa bölünmesiyle hesaplanır. Ancak 78 milyon vatandaşın gelirini küçükten büyüğe sıraladığınızda bu sıralamanın ortasında kalan vatandaşın, yani vatandaş no 39,000,001’in, geliri yıllık 10 bin doların oldukça altında kalmaktadır. TÜİK verilerine göre 2012 yılında medyan vatandaşın geliri yaklaşık 4,500 dolar olarak ölçülmüştür.

Ortalama değerin medyandan fazla olduğu dağılımlar istatistikte uzun sol kuyruğa sahip dağılımlar olarak anılır. Uzun sol kuyruk bir ülkenin selameti için pek iyi bir özellik değildir. Çünkü uzun sol kuyruk ülkenin vitrininde olanla içinde olan arasında büyük farklılıklar olduğuna işaret eder. Bu açıdan bakıldığında Türkiye bir uzun sol kuyruklar ülkesidir. Mesela Türkiye’de İnternet kullanımı birçok ülkenin üzerindedir ancak kullanıcıların coğrafi dağılımı oldukça dengesiz bir tabloyu ortaya koyar. Türkiye’de kadınların şirketlerin yönetim kurullarında yer alma oranı yüzde 11.2’dir. Yüzde 13-14 seviyelerinde dolaşan Almanya veya İngiltere gibi ülkelerle kıyaslanabilecek bir seviyede. Diğer taraftan Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı daha yeni yüzde 30 seviyesinin üzerine çıktı. Yani Türkiye’de yaşayan medyan kadın vatandaşın hayat standardı ve hayattaki yeri bir sıralamaya giremeyecek kadar kötüdür. Biraz daha devam edelim. TÜİK hane halkı anketine göre 2005-2006 yılları arasında kişi başı ortalama kitap harcamamız 17.4 TL’dir ancak medyan vatandaşın aynı tarih aralığında yaptığı harcama 8.4 TL’dir. Mesela 10. Kalkınma Planına göre yüksek öğrenime kayıt oranı yüzde 87 ama medyan vatandaşın eğitim süresi 6.2 yıl yani Orta 2. sınıftan terk. Biraz daha kalitatif örneklere bakalım. Bundan bir kaç sene önceki olimpiyat tanıtım filmimizi hatırlayın. Tanıtım filminde oynayan, tam olarak kimin kriterlerine göre modern olduğu bilinmeyen vatandaş profili ile medyan vatandaş arasındaki farklılık en az kişi başına düşen gelirdeki kadar belirgin ve fazladır. Vitrin ile dükkanın tutmadığı bir başka durum ise her gece akşam yemeği ile yatma saati arasında hiçbir verimli iş yapmaya olanak bırakmayacak şekilde yayına koyulan dizilerimiz. Son 10 yılda Türkiye’nin Orta Doğu ve Balkanlar’da artan nüfuzunun birincil sebeplerinden biri olan dizilerimizin kahramanlarının hayatlarıyla medyan vatandaşın hayatı arasında hiç bir alaka yoktur.

Adet olduğu üzere şimdi bu farklılık muasır medeniyetlerde ne durumda biraz ona değinmek istiyorum. Mesela orta sınıfın refah düzeyini geniş kitlelere yaymayı başaran Batı Avrupa ülkelerinde medyan ile ortalama arasındaki farklar oldukça azdır ve refah devletinin politika oluşturma süreçlerinin hedeflerinden biri de bu farkı azaltmaktır. Zira bu eşitlik ve adalet düsturunun gereğidir. Global finansal krizin ardından Avrupa’nın başını belaya sokan Yunanistan kaynaklı krizden dolayı Avrupa’yı makbul bir örnek olarak görmeyebilirsiniz. O zaman son 30 yıl içerisinde orta gelirli ülke seviyesinden yüksek gelirli ülke seviyesine çıkabilen tek ülke olan Güney Kore’ye bakalım. Mesela bu memlekette kişi başı ortalama gelir 22 bin dolar seviyesindeyken medyan vatandaşın geliri 18 bin dolar seviyesindedir. Yani Türkiye’de medyan vatandaşın geliri ortalamanın %50’si iken bu oran Güney Kore’de %81’dir. Burada amacım elin memleketinde bu iş böyle Türkiye’de değil, bizden adam olmaz muhabbeti yapmak değil. Ancak takdir edersiniz ki beni en çok kendi evimin önü ilgilendiriyor. Amacım apartman yöneticisi olmak için oy toplamak da değil. Ben sadece temiz bir mahallede oturmak istiyorum.

Vitrindeki ile dükkandaki farklı olsa ne olur?
Bu bir pazarlama tekniğidir ve kısa vadeli işe yarayabilir. Ancak dükkanın uzun süreli karlılığı bakımından pek de anlamlı değildir. Son yıllarda Türkiye’nin üst sıralarda yer aldığı bir çok global ölçüm var. Fakat burada dikkat edilmesi gereken Türkiye’nin sürekli bir şeylerin büyüme hızıyla kıyasta diğer ülkelerin önünde oluşudur. İki tane somut örnek verelim. Birincisi hepimizin yakından bildiği, seçim meydanlarının vazgeçilmezi olan GSYH’daki büyüme hızımız. İkincisi ise daha az bilinen, farkında olmanız profesyonel bir gereklilik değilse biraz “nerd” olduğunuza işaret eden bir gösterge olan Ar-Ge harcamalarıdır. Türkiye son 10 yılda Ar-Ge harcamalarını yaklaşık iki kat arttırdı. Bu ölçüyle Ar-Ge harcamalarının GSYH’ya oranla en hızlı arttıran ülke oldu. Bunun gibi benzer büyüme hızlarının sıralandığı listelerde edinilen üst mertebelerin zafer sarhoşluğu yüzünden büyüme hızının ayrı şey, gelinen seviyenin ayrı şey olduğunu unuttuk. Sonuç olarak GSYH da toplam Ar-Ge harcamalarımızın miktarı (seviyesi) da bulundukları listelerin makbul yerlerinde değiller. Dünya’da yerimiz GSYH için 17, Ar-Ge harcaması için 22’dir. Bu büyüme hızları olmadan istenilen seviyelere ulaşılmaz farkındayım. Ancak şunu görmek gereklidir ki medyanı düşünmeden ortalamaya bakmak veya seviyeye bakmadan büyüme hızına bakmak aynı davranış biçiminin sonucudur. Dükkanın vitrini ile içinde satılanlar birbiriyle tutarlı olmalıdır.
Bu farklılık bizi gerçeklikten uzaklaştırıyor. Bir yandan başarılarımızın çok üzerinde bir özgüven sarmalına giriyoruz ki işler ciddileşip de hiç umursamadığımız, mesela Avrupa Birliği, bir kurum uyardığında bir anlam veremiyoruz. Diğer yandan artık demokrasinin kalan tek ölçüm noktası sandık öncesi, medyan vatandaş belki de aslında erişmek istemediği veya erişemeyeceği ortalamanın müjdesiyle büyüleniyor. Biri çıkıp yıllık gelirin 10 bin dolar oldu derken diğeri çıkıp senin cebinde 10 bin dolar var mı diye sorarken esas önem arz eden konuları tartışmaktan uzaklaşıyoruz.

Toplumun Kutuplaşmasıyla Bu İşin Ne Alakası Var?
Bahsettiğim uzaklaşma zaten siyasilerce körüklenen kutuplaşmanın zeminini kolaylaştırıyor. Reklam, siyaset ve dış politika malzemesi yaptığımız, yani vitrinimize koyduğumuz, ortalamaların müsebbibi toplum kesimiyle medyan vatandaş ve uzun sol kuyrukta bulunan toplum kesimi gittikçe birbirinden ayrılıyor. Yukarıda medyan, ortalama ve uzun sol kuyruk tanımlarını anlatmak için kullandığım grafiğin yatay ekseni bu ayrılmanın zarar verdiği toplumsal ortak paydalarımızı temsil ediyor. Bana göre tehlike yatay eksenin kırılması ve grafiğin iki parçası olan sol uzun kuyruk ve ortalamanın sağının kendi eksenlerini oluşturması. Bu iki grubun kendi eksenini oluşturması artık farklı bütünlerin parçası olmaları anlamına geliyor. Kendi gruplarımızın önceliklerinin, aslında hala kaybolmadığına inandığım, ortak hayallerimizin önüne geçmesi anlamına geliyor. O aşamadan sonra hep beraber özgürlükleri ilerletmeye, eğitim sistemimizi tartışmaya veya AB için çıkış aramaya çalışmak anlamını yitiriyor. Özlemini kurduğumuz özgürlükçü ve adil demokrasinin kavgasını ayrışan toplumun gettoları veremez. Dinamik toplumlar için artık mermerin çok ağır bir malzeme olduğu aşikar. Ancak, mozaiğin bir arada kalması gerektiğine inanıyorum. Ortak ve makul taleplerimizin vasat siyasetçinin politikasına konu olabilmesinin başka yolu yok. Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde olduğumuz iddiasında bulunmayacağım ama çok net bir şekilde görünüyor ki, gerçekten de, ayrılıkta azap birlikte rahmet vardır. Dolayısıyla aslında bu işin toplumun kutuplaşmasıyla çok yakından alakası var. Toplumun her bireyi kendini siyah veya beyaz olarak tanımlayıp bir kampta yer alırken ve kendimi yerleştirdiğim grilerden oluşan grup azalırken bu işin toplumun kutuplaşmasıyla çok yakından alakası var.

Bana kalırsa bugün her alanda yaşadığımız sorunların temelinde bu uzun sol kuyruk meselesi var. Bir şekilde bunu aşmamız lazım. Tabi Türkiye’nin tek problemli sol meselesi, bu uzun kuyruk değil. Belki o da kendini düzeltir bir gün.

Yazıyı paylaşın:

Can Selçuki Hakkında

Can Selçuki Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünü tamamladıktan sonra Bocconi Üniversitesinden Ekonomi ve Sosyal Bilimler alanında yüksek lisans eğitimi almıştır. Şu anda pazar araştırma ve büyük veri analizi yapan İstanbul Ekonomi Araştırma şirketinde Genel Müdürlük görevini sürdürmekte ve aynı zamanda Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi (EDAM) yönetim kurulu üyeliği yürütmektedir. Daha önce, Dünya Bankası Ankara ofisinde 4 yıl olarak ekonomist görevini sürdürmüştür. Bu görevi sırasında Türkiye ve Azerbaycan’da kamu ve özel sektör ile rekabetçiliğin arttırılması alanında çalışmalarda bulunmuştur. Bu kapsamda bölgesel kalkınma, rekabet ve inovasyon politikalarına odaklanıştır. Dünya Bankasına katılmadan önce 3 sene boyunca Büksel merkezli Avrupa Politikaları Çalışmaları Merkezinde (CEPS) ekonomist olarak çalışmıştır. Türkiye’de ticaretin rekabetçiliği, bölgesel rekabet ve inovasyon politikaları üzerine makale ve raporları bulunmaktadır.

Top