Anket doldur para kazan!
Aksoy Araştırma

Trump ABD’yi Büyük Yapmakta mı?

trump-amerikayi-buyuk-yapiyor-mu.jpg

“Amerika’yı ‘yeniden’ büyük yapmak”, Trump’ın seçim kampanyasına damga vuran slogandı. Bu slogan hem popülist tonda bir “büyüklük” vaadi içeriyor hem de ülkenin, önceki başkan(lar) döneminde ‘eski’ büyüklüğünü yitirmiş olduğu imasını taşıyordu. Yeni Başkan Trump’ın, göreve geldiği günden bu yana gösterdiği çabalar, acaba Amerika’yı büyütme yönünde mi evrilmekte? Konuyu birkaç örnekle açalım.

7 Müslüman ağırlıklı ülke yurttaşlarına yasak

Tüm dünya ulusları ve siyasal grupları kuşkusuz ki ABD düşmanı değil. Bunların çoğu ABD’nin partneri veya rakibi; ama IŞİD gibi düşmanı olanlar da var. Bu düşmanlar ve ABD ile rekabeti veya çıkar çelişkisi olan ülkeler, Trump başkanlığının ilk haftalarındaki gelişmelerden çok memnun oldular.

Öncelikle Trump, Müslüman ağırlıklı nüfusa sahip 7 ülkenin yurttaşlarına ABD’ye girme yasağı koyarak, yıllardır ABD’nin İslam ile savaş halinde olduğu iddiasını yayan IŞİD’in bu iddiasını doğrular nitelikte bir uygulamaya girişti. Ayrıca, kararın ahlaki ve hukuki yönü tartışılabilir olduğundan, IŞİD’in ve diğer teröre yakın İslamcı grupların ileri sürdükleri “başta ABD, Batı toplulukları aslında demokrasi değerlerini umursamazlar” tezi böylece taraftar bulmuş oldu.

Yargı, Başkan’ın bu kararını iptal etti. Böylece Trump, Beyaz Saray’daki ilk günlerinden itibaren, hak ve adalet anlayışını hem yargıya hem de kamuoyuna tartıştırdı. Kendi inanılırlığına, dolayısıyla da ABD yönetiminin güvenilirliğine gölge düşürdü.

Trans-Pasifik Ortaklık

Trump’ın ilk kararlarından bir diğeri, ABD’nin Trans-Pasifik Oratklık’tan çekilmesi olmuştur. ABD’yi 11 Pasifik ülkesi ile bir araya getiren bu ortaklığın sona erdirilmesi, birtakım ekonomik sonuçlar getirmiştir. Ancak, ABD’nin bu bölgede rolünü sınırlamak istediği Çin’i dışında bırakarak oluşturduğu bu ortaklığın jeopolitik boyutu, ekonomik yönünden daha belirgindir.

Çin, ABD’nin bu bölgede bıraktığı boşluğu doldurma yolunda akılcı adımlar atmaya başlamıştır. ABD’nin, küresel anlamda rakibi olmaya en yakın ülke Çin’dir. Şu anda ekonomik açıdan ABD’den daha güçsüz olabilir; ama çok hızlı gelişme temposu, boyutları ve perspektifleri ile dünyanın diğer süper gücü olma aşamasındaki ülkedir. Bu bağlamda, “Amerika’yı yeniden büyük yapma” kararlılığındaki Trump, Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması’ndan çekerek ABD’yi küçültmüş ve dünyanın bir bölgesinde meydanı “rakibi” ilan ettiği Çin’e bırakmıştır.

Telefon görüşmesi

ABD Başkanı’nın, göreve başladıktan sonra telefonla temas ettiği bir dizi lider arasında Çin lideri Şi Jinping bulunmuyordu. İki başkan arasında nihayet gerçekleşen telefon görüşmesinin ardından yapılan yorumlar, genellikle Çin’in bu konuşmadan kazançlı çıktığı yolundadır. Gerçekten de Trump’ın, bilinen Çin karşıtı ve geleneksel “Tek Çin politikası”nı tartışmaya açan kampanyasından sonra, Çin başkanı ile ilk görüşmede hemen “vazgeçtim” demesi beklenmiyordu.

Aslında iki süper güç arasında pek çok anlaşmazlık alanı bulunuyor: ikili ticaret, iki ülke parası arasındaki parite savaşımı, Güney Çin Denizi, Tayvan ve Tek Çin politikası, Kuzey Kore gibi üçüncü ülkelerle ilişkiler. İki lider arasındaki telefon görüşmesinde bunlardan sadece Tek Çin politikasının konu edilmesi ve öbür potansiyel anlaşmazlık konularının hiç gündeme getirilmemiş olması, Çin açısından ABD’ye karşı bir ilk kazanım olarak yorumlanıyor.

Diplomatik sorunlar

Meksika-ABD sınırına 3.144 km’lik bir duvar örülmesi, Trump’ın kampanyası sırasında göçmen karşıtı seçmen kesimine verdiği sözlerden biri. Ancak 25 milyar dolar kadar tutacak bu inşa işlemini Meksika Hükümeti’ne ödetme çabası sonuçsuz kalacak gibi görünüyor. Bu arada Meksika Başkanı, yapmayı planladığı ABD ziyaretini de bu yüzden iptal etti.

Bu, yeni Başkan’ın ilk diplomatik sorunu, ama hiç kuşkusuz, sonuncusu olacağa da benzemiyor. Nitekim Başbakan May’ın Kraliçe adına davet ettiği Trump’ın bu ülkeyi ziyaret etme perspektifi, başta muhalefet pek çok siyasal çevrenin ayağa kalkmasına yol açtı. Bu vesileyle görüldü ki Trump, Amerikan kamuoyunun bir kesimi gözünde olduğu gibi dünyada da pek sevilen bir lider değil.

İlk 100 gün içinde beklenenler

İlk üç hafta içinde henüz yapılamamış ama beklenen icraat çerçevesinde, daha çok bir önceki dönemde yapılanları bozma işlemleri görülecek: Obamacare denen sağlık reformundan geri dönülecek. 2015’te imzalanıp 2016’da onaydan geçmiş Paris “iklim değişikliği” anlaşmasının gereklerini uygulamaktan vazgeçilecek.

Öte yandan, vergi sisteminin, üst orta sınıf ve yukarısı gelir sahiplerini avantajlı kılacak biçimde yeniden düzenlenmesi bekleniyor. Siyasal gözlemciler ve ekonomistler, Trump döneminde zengini daha zengin yoksulu daha yoksul yapacak bir anlayışın egemen olacağı düşünüyorlar.

İlk 1 ayın bilançosu

Yukarıda özetlenen gelişmeler, şimdilik ABD Başkanı’nı ülkesini “yeniden büyük” yapmasına elverecek sonuçlar üretmemiştir. Ayrıca Trump’ın, farklı küresel aktörlerin tutum ve davranışlarını şimdiden ABD açısından olumsuz sayılabilecek yönde etkilemeye başladığı açıktır. Örneğin Trump etkisi ile AB ile Çin birbirine yakınlaşma eğilimi göstermiştir. Bunun nedeni, AB ile Çin’in, küreselleşmeye yüz çeviren dünyanın 3. ticari gücü ABD’nin karşısında, aralarında bir tür güç ve işbirliği oluşturma çabasında aranmalıdır.

Trump, Avustralya Başbakanı Thurnbull ile yaptığı telefon görüşmesinde, Obama döneminde iki ülke arasında yapılmış göçmen anlaşmasının geçersiz olacağını söyleyince Avustralya’nın ABD’ye beslediği güven sarsılmış oldu. Esasen ABD’ye karşı güven, daha Obama döneminde az çok sarsılmıştı. Çünkü bu bölgede Çin’in baskınlaşan durumunu engellemeye çalışan ABD, bunu savaş çıkarmadan yapma yolları arıyor; ama bu, yine de küçük çapta gerginliklere neden oluyordu. Şimdi Trump’ın davranışı ABD’yi bu bölgede daha riskli bir müttefik konumuna getiriyor. Bu, Avustralya’nın Çin ile bağlarını sıkılaştırmasına neden olabilir.

Sonuç

Şimdi siyasal gözlemciler tarafından sorulan soru şu: Trump, kararlarıyla ABD’nin çıkarlarının tersine yönelmeyi sürdürecek mi? Bu yüzden meydana gelen inanılırlık kaybı, dönem içinde ABD aleyhine bir küresel ortam oluşturacak mı? Aslında ABD yönetiminin “rakip” olarak gördüğü, ancak bu ülke ile işbirliği yapmaktan daha karlı çıkacak olduğunun bilincindeki Çin, ABD’nin bu zaafından küresel düzlemde yararlanacak. Ne var ki dünya, iki dev ülkenin çatışmasından değil birbirini tamamlayacak düzeyde partnerlik yapmasından kazanç ummakta.

Yazıyı paylaşın:

Aydın Cıngı Hakkında

Mühendislik ve siyaset bilimi eğitimi almıştır. Araştırma kurumlarında politolog olarak çalışmış. Çok sayıda kitap ve makaleleri, kamuoyu araştırmaları, siyaset biliminde sayısal yöntemler, parti sistemleri, demokratikleşme süreçleri, sosyal demokrasi, göçler, toplumlarda küresel geçişlilik, AB, Güney Avrupa, Avrupa ve Türk siyasal tarihi vb. konulara ilişkindir.

Top