Anket doldur para kazan!
Aksoy Araştırma

Ticaret Kavgası Dünya Serbest Ticaretine Darbe Vurabilir!

skynews-donald-trump-state-of-the-union_4218678.jpg

Ekonomi gözlemcileri küresel serbest ticaretin sonunu getirebilecek bir ticaret kavgasının kapsam kazanmasından korkuyor. ABD Başkanı’nın, esas olarak Çin’i hedefleyerek başlattığı ve tüm dünyayı saran ticaret kavgasının, bu ülkenin de misilleme yapmasıyla tırmanması küresel ekonominin sonunu getirebilir. O nedenle, sorumlu çevreler soğukkanlı ve dikkatli davranmaya çalışıyor.

ABD ve AB’nin başı çeken ülkeleri karşılıklı görüşerek makul bir yol bulmaya çabalıyor. Geçen yıl Ekim’de aktif politikadan çekildiğini açıklamış olan Çinli üst yönetici Wang Qishan, Amerika’yı çok iyi tanıyan bir yönetici olarak Çin’de yeniden iş başına çağrıldı. O ve Vaşington’a müzakere için giden Liu He herkes için yıkıcı olabilecek bir mücadelenin oluşmaması için çalışıyor. Çin Başbakanı Li Keqiang bir ticaret savaşının kazananı olmayacağını vurguluyor.

ABD Başkanı’nın tetiklediği ticaret kavgası

Trump başkanlık seçimi kampanyası sırasında Çin’e karşı çok olumsuz bir tutum sergilemiş ve bu ülkeyi, ABD’de bazı sektörlerin istihdam kaybının sorumlusu olduğu gerekçesiyle suçlamıştı. Geçtiğimiz günlerde ABD’nin Çin’den ithal ettiği yüzlerce ürünü etkileyen ve toplamı 60 milyar doları bulan gümrük vergileri koydu. ABD Başkanı’nı söz konusu uygulaması için en önemli argüman olarak iki ülke arasındaki dış ticaret dengesizliğini gösterdi.

Aslında ABD, geçen yıl Çin’e karşı 375 milyar dolar dış ticaret açığı verdi. Ancak ABD’nin bu açığı azaltmak için alacağı önlemlerin etkileri, ülkenin toplam dış ticaret açığını sanıldığı kadar önemli ölçüde azaltmayacak. Çünkü mevcut cari açık, Amerikalıların kendi olanaklarının ötesinde yaşadıklarının; ürettiklerinden çok tükettiklerinin göstergesidir. Bu açığı azaltmak için tüketimi vergilendirmek gerekir; oysa ABD, katma değer vergisi bulunmayan tek OECD ülkesi.

Bu yapısal nedenle, Çin’den gümrük duvarlarıyla engellenen ithalat başka ülkelerden yapılacak. Trump’ın esas olarak Çin’i hedeflediği belli oluyor. Zira çelik ve alüminyum için konan gümrük vergisinden AB ülkeleri, Kanada ve diğer birçok ülke muaf tutuluyor. Trump’ın ABD çelik sektörünü çökertmekle suçladığı Çin’den bu ülkeye yapılan ithalat ABD’nin toplam ithalatının %3’ünden az. Oysa vergiden muaf tutulan Kanada’dan toplam çelik ithalatının %17’si geliyor.

Öte yandan Çin’in, ABD Hazinesi’nin bonolarının en büyük alıcılarından olup 1.500 milyar dolarlık bonoyu elinde tuttuğu biliniyor. Çin bu olguyu, bono alımlarını çok azaltarak Hazine bonolarının değerini düşürürse, elindeki değerler de düşeceğinden aynı silahla kendini de vurmuş olacaktır. Dolayısıyla iki taraf da birbirini belirli ölçüde yaralayabilirse de kendi ayağına da kurşun sıkmış olacaktır.

Çin bakış açısından

Çin, gerçekten de ABD korumacılığının bir ticaret savaşına dönüşmesini; dolayısıyla küresel serbest ticaret ortamına darbe vurmasını istemiyor. Ancak ABD Başkanı’nın Çin’e karşı yaptığı ve yapacağı hamleler aslında Çin’in genel ekonomik durumunu pek de etkileyemeyecektir. Öncelikle Çin, ülke ekonomisinin dış ticarete olan bağımlılığını son yıllarda önemli ölçüde azaltmıştır. Çin ekonomisinin motoru artık iç tüketimdir. Bazı uzmanlarca yapılan simülasyonlara göre ABD’nin Çin’den ithal ettiği 60 milyar dolarlık ürüne koyacağı %25’lik gümrük vergisi, aynı yılın Çin ekonomik büyümesini ancak %0,1 yani binde 1 oranında azaltacaktır. Ancak Trump’ın Çin ekonomisine vereceği bu kadar ufak bir zarar, dünya ekonomisinde nitelik açısından büyük hasarlar bırakabilecek; ileride başka ihtilaflara yol açabilecektir. Geçmiş göstermiştir ki, hedef alınan ülke daima tepki gösterir. Çin de kuşkusuz tepki verecektir.

Misillemelere giriştiği takdirde Çin, ABD’nin önemli sektörlerine zarar verebilecektir. Başta soya üreticileri olmak üzere Amerikan tarımcıları, otomobil üreticileri, havacılık ve uçak yapımcıları, yarı iletken sektörü vb Çin’in benzer tepkilerinden en çok zarar görecek dallardır. Çin; Asya, Güney Amerika ve Afrika dahil dünyanın pek çok bölgesindeki ülkelerle yıllardır iyi ilişkiler kurmaktadır. ABD’den yaptığı alımları buralardaki üretici ülkelerden ithal edebilme seçeneğine sahiptir.

Çin, birkaç yıl içinde uçak piyasası olarak ABD’yi geride bırakacaktır. Trump, geçen yılın sonunda yaptığı Pekin ziyaretinden 370 Boeing uçağı kapsayan 30 milyar dolarlık bir siparişle dönmüştü. Çin’in, 2036 yılına değin, daha 7.000 kadar uçağa ihtiyaç duyacağı tahmin ediliyor; Starbucks kafe zinciri, önümüzdeki 10 yılda, bu alanda dünyanın en büyük piyasasının Çin piyasası olmasını öngörüyor; Tesla, Çin’in elektrikli otomobil piyasasının çok hızla gelişmesinden yararlanmayı düşünüyor; Apple toplam yıllık cirosunun %20’sini, Nike %15’ini Çin’de elde ediyor. General Motors Çin’de kendi ülkesinden daha çok araba satıyor. Sayısı çoğaltılabilecek bütün bu örnekler gösteriyor ki, ticaret kavgası kızıştığı takdirde, söz konusu üretici şirketlerin göreceği zararın yanı sıra, ürünlerin pahalılaşması ve arz kapsamının daralması yüzünden esas en büyük zarara tüm dünyanın tüketici kitlesi uğrayacaktır.

Umutlar kavganın yatışmasında

Trump’ın kendine özgü bir müzakere üslubu var. Önce müzakere partnerlerinin dengesini bozacak ölçüde sert ve tehdit edici bir davranışa giriyor. Karşıtlarını masaya oturttuktan sonra temposunu düşürüyor. Bu, belki de onun işadamlığından edindiği bir deneyim. Ancak iş dünyasında yapılan pazarlıklar ile dünyada öncü devletlerden biri adına uluslar arası düzlemde müzakereler arasında büyük farklar var. Bu tarz bir tutum takınarak, ülkesinin onlarca yıldan bu yana oluşmuş yumuşak güç birikimini harcıyor; ülkesinin dış politikada inanılırlığını aşındırıyor. Bu bağlamda Kuzey Kore konusunda yaptığı gibi, bu alanda da hız keseceği ve tüm dünyanın çağrılarına kulak tıkamakta belki de ısrarlı olmayacağı umuluyor. Ancak yine de ABD Başkanı, küresel denklemin kontrol dışı değişkeni olarak görülüyor.

Sonuçta, ABD’ye giden Çin ürünleri toplam Çin ihracatının %15’i kadardır ve yeni gümrük vergilerinin etkilediği ürünler de bu %15’lik ihracatın %10-12’sine ilişkindir. Öte yandan Çin’in ekonomik büyümesi her geçen yıl daha da çok yurtiçi ekonomik faaliyetten kaynaklanmakta olduğundan, ABD’nin tetiklediği ticaret kavgasının zararı, Çin’den çok belki ABD’ye, ama en çok da küresel alışverişte güven, yatırım ortamına ve küresel büyümeye dokunacaktır. Bunun ekonomik anlamı ise, küresel gelişme ve refahın yavaşlamasıdır.

Ekonomik ilişkilerin gerçek savaşları önlemesi; ülkeleri birbirine bağımlı kılarak silahlı ihtilafların önünü alır. Bu, serbest ticaret ortamının jeopolitik getirisidir. On yıllar boyu serbest ticaretin koruyucusu olmuş ABD’nin yeni Başkanı Trump, Beyaz Saray’a taşındığı ilk günden bu yana, Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Xi Jinping’e küresel ticari yapılanmanın kurtarıcısı rolü için gerekli alanı bırakmaktadır. Xi daha geçen yıl Davos’taki forumda bu rol değişiminin sinyalini vermiş; Trump ise “Önce Amerika” sloganıyla korumacılığın sözcüsü olmuştur. ABD artık küresel ticarette liderlik rolünü çoktan terk etmiş; Trump liderliğinde, dünya ticaretini Amerikalıların çıkarına daha çok yarayacak biçimde düzenleyebilme derdine düşmüştür. Bu arada da Çin, Kuşak ve Yol Girişimi diye bilinen “küresel ticaret otoyolu”nu izleyerek boşalan alanı doldurmaktadır.

Yazıyı paylaşın:

Aydın Cıngı Hakkında

Mühendislik ve siyaset bilimi eğitimi almıştır. Araştırma kurumlarında politolog olarak çalışmış. Çok sayıda kitap ve makaleleri, kamuoyu araştırmaları, siyaset biliminde sayısal yöntemler, parti sistemleri, demokratikleşme süreçleri, sosyal demokrasi, göçler, toplumlarda küresel geçişlilik, AB, Güney Avrupa, Avrupa ve Türk siyasal tarihi vb. konulara ilişkindir.

Top
big data blogu