Macron Bir Siyaset Dehası mı; Yoksa Bir Dizi Mutlu Rastlantı Ürünü mü?

mmanuel-macron.jpg

Emmanuel Macron bundan üç yıl önce siyaset sahnesinde hiç tanınmayan biriydi. Şimdi Fransa tarihinin ve şu anda da dünyanın en genç başkanı. Bir tür masal gibi!

Banker olarak başladığı kariyerinde başarısıyla göze çarpınca 34 yaşında zamanın Fransa Cumhurbaşkanı Hollande tarafından “danışman” olarak işe alındı. İki yıl sonra, 36 yaşında, Fransa Ekonomi Bakanı oldu; 39 yaşında da Cumhurbaşkanı.

Macron, Fransa tarihinin en genç başkanı olmakla kalmadı; bunu, hiçbir parti örgütüne dayanmadan başardı. Gerçekten de bir yıl önce toparladığı “En Marche” adlı siyasal hareketin dışında onu destekleyen bir siyasal parti yok. Kaldı ki Macron, “ne sağ, ne sol” diyerek klasik siyaset şemasına karşı mesafe aldı ve içinde bulunulan konjonktürde pek çok “yenilikçi” siyasetçiye çekici geldi.

Eylül 2016’da verdiği demeçte şöyle söylüyordu: “Yaşadığımız dönemde şimdiye değin hiç görülmemiş şeyler oluyor: İklim değişikliği, yeni terör biçimleri, dijital devrim. Bu arada, hiçbir şeyin değişmediği tek alanın “siyaset” olması doğal mıdır?”

Macron, yolunu çizerken hiç hata yapmadı. Ekonomi Bakanlığından tam zamanında istifa etti. Öte yandan, farklı yönlerden ısrarlara karşın Sosyalist Parti (PS)’nin adayını saptamaya yönelik önseçime girmedi. Gerçekten çok akıllıca davrandı, ama şans da yanındaydı.

Olaylar öylesine arka arkaya oluştu ki, Macron’un önü “neredeyse” kendiliğinden açıldı. Önce muhafazakarların (LR) başkan adayını saptamak için yaptıkları önseçimi gerçek bir Katolik sağcı olan François Fillon’un kazanması işini kolaylaştırdı. Önseçimden, ılımlı merkez sağ temsilcisi Alain Juppé çıksa, merkez sağda Macron’u arkasında bırakma olasılığı yüksek bir aday belirmiş olurdu.

Cumhurbaşkanı François Hollande’ın ikinci bir dönem için seçime girmeyeceğini açıklaması; PS önseçiminde, şansı olduğu düşünülen Başbakan Manuel Valls’in elenmesi ve onun yerine, PS’nin başkan adayı olarak, parti tabanının benimsediği ama kamuoyunca “aşırı” sol görüşleriyle bilinen Benoit Hamon’un çıkması, Macron’un merkezci görüşlerini merkez sol kamuoyu gözünde de ön plana getirdi.

Ancak bütün bunlar, eğer Fillon’un vaktiyle yapmış bulunduğu ve Fransa halkının bağışlamadığı bir takım usulsüzlük ve yolsuzluklar ortaya çıkmasa, yine Macron’u merkez sağda rakipsiz bırakmayabilirdi. Fillon da itibardan düşünce, artık Macron’un başkanlık yarışında uç sağcı ve popülist Marine Le Pen ile baş başa kalacağı anlaşıldı.

Macron’un 11 adayın katıldığı ilk turda ilk iki arasına girmesi beklenirken, o Le Pen’in de önüne geçerek birinci oldu. İlk tur ile final turu arasında geçen sürede uyguladığı propaganda stratejisi de, sorunun bu seçimde sağ ile sol arasında değil, içe kapanmacılık/dar ulusçuluk ile küreselcilik/açılım ve değişim arasında olduğunu anladığını gösterdi. Macron’un zaferi, hem siyasal sezgi ve öngörünün hem de bir dizi mutlu rastlantının sonucu. Ama zaten dünya tarihi de böyle yazılmıyor mu?

Aydın Cıngı

@aydincingi

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum