Fransa Mercek Altında

fransa-secimleri-2017.jpg

Fransa’nın iki büyük partisi, merkez sağdaki LR (Cumhuriyetçiler) ve merkez soldaki PS (Sosyalistler) başkanlık seçiminin ikinci turunda temsil edilmiyorlar. Bu, şimdiye değin hiç görülmemiş bir olay. Klasik Fransız parti sistemi neredeyse çökmüş durumda. Başkanlık için, 8 Mayıs günü yarışacak iki adaydan biri sağcı popülist FN (Ulusal Cephe) lideri Marine Le Pen; diğeri ise PS’den ayrılıp En Marche (Haydi Yürüyelim…) diye ad ve soyadının baş harfleriyle anılan EM adlı bir siyasal hareketi bir yıl önce kurmuş –yani partisiz- Emmanuel Macron.

Fransa başkanlık seçimleri iki turlu olarak yapılır. İlk tura, belirli sayıda imza toplayıp belli koşulları yerine getiren tüm adaylar katılır. Nitekim 23 Nisan günü yapılan ilk tura da 11 aday katıldı. Bu adaylardan ilk iki sırayı paylaşanlar ikinci turda yarışmaya hak kazanır; ikinci turda diğerinden 1 oy fazla alan aday da başkanlığa seçilmiş olur.

Bu seçimde %21,5 oranında oy alan Marine Le Pen’in esasen ikinci turda yer almasına uzun süredir kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak 39 yaşındaki Macron’un -%23,8 ile- Le Pen’in de önüne geçip ilk sırada yer alması, bundan birkaç ay öncesine değin hayal bile edilemezdi. O, bu noktaya ulaşmasını; bir dizi rastlantıya, rakip adayların karşılaştıkları beklenmedik sorunlara ve kendisinin bunlardan optimal düzeyde yararlanma becerisine borçlu.

Öngörüler

Elenen adayların pek çoğu, İkinci turda büyük olasılıkla Macron’a destek verecek; kendi seçmenlerini ona oy vermeye çağıracak. Bunu, PS adayı Hamon ve LR adayı Fillon daha seçim akşamı yaptı. Cumhurbaşkanı Hollande da yurttaşlarına, Fransız demokrasisini korumak için bu yönde oy vermelerini önerdi. Harris Interactive araştırması da Macron’un sonuçta Le Pen’i –kabaca- %60’a %40’lık bir skorla yenmesini öngörüyor. Ancak bu duruma ve tahminlere bakıp da, “ne sağcı, ne de solcu” olduğunu açıklayan Macron’un, “hem sağcı, hem solcu” bir popülist olan Le Pen’i kolayca alt edebileceğini düşünmek aldatıcı olur.

FN, bir başkanlık seçiminde %20 eşiğini ilk kez bu seçimde aşmıştır. Gerçi FN, söylemi ve politikasıyla Fransa’nın tarihi, kültürel kimliği ile çelişiyor ve geleneksel değerlerini sürekli örseleyip duruyor. Ancak, 7 Mart tarihli Kantar Sofres-OnePoint araştırmasına göre, yine de Fransızların aşağı yukarı üçte biri bu partinin görüşlerine genel olarak karşı değil. Dolayısıyla Macron’un Le Pen karşısında ne olursa olsun kazanacağını varsaymak ve o anlayışla “gevşek” davranmak, demokrat Fransız seçmenleri açısından çok ciddi bir sorumsuzluk olacaktır.

Riskler

Parti-aday etkileşiminin seçmen algısı üzerindeki önemini bilen FN lideri Marine Le Pen, partisinin seçmen çoğunluğunun gözündeki olumsuz imgesinin yarattığı siyasal ipotekten sıyrılmak için, ilk tur sonunda FN başkanlığından “geçici olarak” ayrılmıştır. İkinci tura, hem sağa hem de sola yaranma yolunda, AB karşıtı alabildiğine popülist bir söylemle “bağımsızlıkçı” ve “bağımsız”” bir aday olarak girecektir. Ciddi bir siyasal örgüt altyapısı ve desteğinden yoksun olan Macron ise, bu arada FN ideolojisinin Fransa demokrasisi için en büyük tehlike olduğunun bilincindeki partilerin seçmenlerine güvenmek durumundadır. Bunlardan ikinci turda kendi adayını görmeyip de seçime “kayıtsız” kalacakların oranı, Macron’un şansını doğrudan etkileyecektir. Kaldı ki, bu arada %20’ye yakın oy almış olan radikal solcu Mélenchon kendi seçmenlerine Macron’a oy verme yolunda net bir öneri getirmemekte ısrarlı görünüyor. Bu seçmenlerin bir kesiminin -radikallerin karşılıklı çekimi yoluyla- FN yönüne kayması da düşünülebilir.

Bu türden adayların karşı tarafa yönelmesini önlemek için merkez adayı Macron, Hillary Clinton’un ABD seçimlerinde düştüğü hataya düşmekten kaçınmalıdır. Seçim gününden iki hafta önce yapılan tüm sondajların, başkanlığı alacağını öngördüğü Clinton, Mélenchon’a benzer tipte bir “solcu” olan Bernie Sanders’in seçmenlerinin kendine karşı gösterdiği direnci görmezden gelip onların bir kesiminin Trump’a oy vermesini engelleyememişti. Bu türden riskler ve “güneşli” olması olası bir 8 Mayıs gününün seçmenleri sandıklardan uzak tutması, hiç umulmadık bir sonuca yol açabilir.

İki aday, 3 Mayıs Çarşamba akşamı, Fransız BFMTV’de ilgiyle izlenecek bir televizüel düelloda karşı karşıya gelecekler. Esas tema, kuşkusuz ki, açılım ile içe kapanmacılık karşıtlığı ekseninde oluşacaktır. Küresel demokrasinin, Trump’ın seçiminden ve Brexit’ten sonra bu kez AB’nin tümüyle çökmesine neden olacak bir de “Frexit” felaketine yol açabilecek Le Pen başkanlığını ne ölçüde kaldırabileceği kuşkuludur.

Aydın Cıngı

@aydincingi

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum