Fazla ileri gidildiği için ödediğimiz 3 bedel

resized_a4e65-cc17e7d6mansetc.png

Fazla ileri gidildiği için ödediğimiz 3 bedel

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ekonomide olası yol kazalarını önlemek için mali dengeden feraget edilebileceğini yazıyorduk. Nitekim zayıflık iyice gözle görülür olmaya başlayınca ve TCMB’nin enflasyonu dizginlemek adına sıkı para politikası uygulama zorunluluğunu da göz önünde bulundurunca sıkı para politikasının geçici bir süreyle gevşek maliye politikası ile karşılanabileceğini belirttik. Borç yeniden yapılandırmasını, ÖTV indirimlerini, istihdam teşviklerini, uygulamada sorunlarla dolu Kredi Garanti Fonu kullanımını hep bu gözle değerlendirdik. Ancak burada kilit kelime “geçici” idi. Önlemlerin geçici bir sıkışıklığı giderip, ekonominin çarklarını döndürmeyi başarıp sonradan geri çekilmek ana unsur olacaktı.

2016 3. çeyrekteki %1.25’lik daralmanın ardından ekonomide verilen teşvikler toparlanma yaratmakta gecikmedi ve 2016’nın son çeyreğinde %3.5 ve nihayet 2017’nin ilk çeyreğinde %5.0’lik büyüme oranlarını yakaladık. Buraya kadar sorun yok ancak ne zamanki Hazine’nin borçlanmakta hedeflerinin üzerine çıkması istisnai olmaktan çıktı işte o zaman “dur bir dakika, ne oluyoruz” der olduk kendi kendimize. Gerçekten de Hazine’nin toplam borç çevirme rasyosuna baktığımızda yılbaşından bu yana Şubat hariç hep %100’ün üzerinde veriler görüyoruz. Bunun anlamı Hazine’nin geri ödemesinin üzerinde borçlanması. Yüksek borçlanma gurur duyduğumuz borç rasyolarını geride  bırakmak anlamına gekiyor Ayrıca yüksek faizin habercisi olduğu ve global tahvil faizlerinin başını yukarıya çevirdiği bir ortamda yurtiçi faizlerde de bir geri çekilme beklememek gerekiyor. Bunun üzerine bir de TCMB’nin sıkı duruşu eklendiğinde tahvil faizlerinin yönünün yukarı olacağını kestirmek zor değil.

Yılın en ses getiren önlemlerinden bir tanesi KGF destekli krediler oldu malumunuz. Ancak kredi büyümesinin üretime yansıyıp yansımadığı halen tartışma konusu. Bunu bir kenara bırakalım 250 mlr TL büyüklüğündeki bir kredinin fonlama bacağı düşünülmeden tasarlanması bugün mecburen fon bulabilmek için daha yüksek bedeller ödenmesine neden oluyor. Henüz KGF destekli kredilerin tamamı kullanılmadığı için fon ihtiyacının da sona erdiğini söyleyemeyiz. Bunun anlamı mevduat ve dolayısıyla kredi faizleri üzerindeki yükün devam edeceğidir. Yan etkisi sadece tüketimin finansmanının pahalı hale gelmesi değil yatırım finansmanının da oldukça pahalı hale gelmesi ve ihtiyacımız olan yatırım büyümesinin gerçekleşememesidir.

Önlemler konusunda biraz ileri gidilmiş olabileceğinin bir diğer kanıtı da enflasyon. Her ne kadar Haziran enflasyonu biraz moral verse de geldiği nokta %10.9. Çekirdek enflasyon %9.20. Önceki aylardaki hep üzerinde durduğumuz maliyet enflasyonunun yerini talep enflasyonu alıyormuş gibi bir görüntü var. Bu yüzden de gıdada kontrollü artışlar sağlansa dahi enflasyonda sadece gıda ile kurtarılacak bir görünüm yok maalesef. Tek haneli enflasyona ulaşabilmek ve dahası %7-%8 bandına yeniden dönebilmek için daha geniş kapsamlı düşünülmesi ve fiyatlama davranışlarında bir düzeltme görülmesi gerekiyor. Ancak son çeyrekte kurlar üzerinde yeniden bir baskı oluşmasını beklediğimiz için fiyatlama davranışlarının enflasyonu aşağı çeker nitelikte olmadığına şahit olabiliriz.

Özetle, büyümeyi destekleyici önlemler ekonomiye can verme konusunda ne kadar yerinde olursa olsun ömrü kısa olmak ve görevini yerine getirir getirmez geri çekilmek zorundadır. Aksi takdirde şu an ödemekte olduğumuz yüksek borçlanma ve faiz, yüksek fonlama ihtiyacı ve faiz; bunlara ilaveten yüksek enflasyon sorunları arızi önlemlerin doğurduğu geçici sorunlar olmaktan çıkar; ekonomiyi kalıcı olarak zora sokmaya başlar.

Özlem Derici Şengül

7 Temmuz 2017

 

 

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum