Dünya barışı tehdit altında

ABD-Kuzey-Kore.jpg

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Kuzey Kore (K.Kore) bir süredir bir ağız kavgasına tutuşmuş durumda. Tehdit içeren tvitler ve mesajlar uçuşup duruyor. Donald Trump’ın da Kim Jong-un’un da sivri dilli liderler oldukları ve her dediklerini eyleme yansıtmayabildikleri biliniyor.  İyi ki de öyle; yoksa dünya şimdiye değin çoktan havaya uçmuştu. Yine de bu kavgaya “aldırmayalım, söylenip dursunlar” gözüyle bakarak kayıtsız kalınamıyor. Çünkü ikisi de ne yapıp edeceği çok zor öngörülebilir politikacı; ellerinde de nükleer silah var.

K.Kore, 2011’den beri, ülkesinin kaynaklarını büyük ölçüde nükleer silah ve kıtalararası balistik füze edinme amacına yönelterek bu alanda önemli ilerlemeler kaydetti. Uluslararası baskıları göz ardı edip onlarca füze attı ve nükleer deneme yaptı. Pyongyang rejimi, batılı gözlemcilerin aksini düşündüğü ne varsa hemen hepsini başardı. Kim’in, Ağustos’un ilk günlerinde attığı ve Japon Denizi’ne düşen balistik füze ve arkasından da ABD topraklarını vurabileceği yolundaki demeci, bu konuda aylardır tedirgin olan Trump açısından damlayı taşıran son damla oldu. Böylece zıtlaşma, yaz ortalarında iyice keskinleşip karşılıklı tehdit aşamasına vardı.

Aslında Kuzey Kore lideri, bu yılın başlarında, ülkesinin ABD’yi vurabilecek balistik füze denemelerinin son aşamasına gelmekte olduğunu açıklıyordu. Yılın başından beri geçen sürede yaptığı deneme atışlarının teknik analizi, uluslararası çevreleri, artık K.Kore’nin nükleer güce ve kıtalararası balistik erişim olanağına sahip bulunduğunu kabul etmek zorunda bıraktı. Baştan beri böyle bir oluşmaya olasılık tanımayan Trump haksız çıkmış oldu. Şimdi Güney Kore (G.Kore), Japonya -ve de artık ABD- kendilerini tehdit altında hissediyor. Üstelik Kim, daha da ileri giderek, ABD’nin Pasifik’teki bir askeri üssünü barındıran Guam Adası’nın muhtemelen ilk hedefi olacağını açıkladı.

Sonuçta Trump, K.Kore’nin tek müttefiki ve ticari partneri olan Çin’e, bu ülke üzerindeki yaptırım gücünü kullanması için aylardır yaptığı baskıyı yoğunlaştırdı. Öte yandan ABD, G.Kore’yi de yanına alıp Pasifik’te askeri tatbikat yaparak Kim’e korku salmaya çalıştı. Ancak K.Kore lideri, tüm küresel topluluğun küçük boy bir “sorumsuz” devlet karşısında çaresiz kalabileceği gerçeğini göz önünde tutarak, öfkesini ve tehditlerini tvitlerine yansıtmakta olan Trump’a meydan okumaya devam ediyor. Oysa K.Kore, şu anda, tek dostu Çin Halk Cumhuriyeti’nin bile ambargosuna maruz durumda.

Gerçekten de, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 2371 sayılı kararıyla K.Kore’yi kınadı ve ondan söz konusu denemelerini durdurmasını talep etti. Üstelik karara, Çin de katıldı. Ne var ki, bütün bunlar K.Kore’yi tuttuğu yoldan döndürmeye yetmiyor. Öyle ki, diplomatik çevreler, bu aşamada K.Kore’yi, füzelerinden ve nükleer bombalarından vazgeçirmenin mümkün olmayacağını anlama aşamasına gelmek üzere. Nitekim daha önce alınan ekonomik yaptırım kararları bu ülke üzerinde etkili olmamıştı.

K.Kore’ye karşı askeri güç kullanmak ve bu ülkenin nükleer potansiyelini nokta atışlarıyla yok etmeye çalışmak son derecede riskli bir girişim. Öte yandan, G.Kore’nin 25 milyonluk başkenti Seul, K.Kore sınırının yalnızca 40 kilometre berisinde olup kuzeydeki topçu ateşinin menzilinde. Ayrıca bir savaş olasılığı, -başta Japonya- nükleer silahla donanmış bir K.Kore’nin yakınındaki tüm bölge ülkelerini tedirgin etmekte.

ABD, bir süredir, G.Kore topraklarında THAAD adlı gözetleme ve füze savunma rampalarını yerleştirme çabasındaydı. Ancak bu girişim, K.Kore’ninki ile aynı anda kendi topraklarının da gözetlenecek olmasından rahatsız olan Çin tarafından G.Kore’ye baskı yapılarak engellendi. Diplomatik çevreler, K.Kore’nin “nükleer devlet” olma çabasının –topyekun savaş göze alınmadan- ne yapılsa önlenemeyeceğini kavramış görünüyor. Olası müzakere süreci ise, ancak mevcut durum temel veri olarak kabul edildiği takdirde başlatılabilecek gibi görünüyor.

Ağustos ortalarına kadarki gelişmeler, akılcılıkla bağdaşmaz bir yönelim sergilemekteydi. ABD ve K.Kore başkanları birbirlerini karşılıklı olarak tahrik ediyor; tehdit düzeyini yükseltip diplomatik düzeyi düşürüyorlardı. Ancak K.Kore liderinin, son anda Guam Adası’na dönük tehditlerinden “şimdilik” kaydıyla vazgeçmesi ve bazı ABD’li üst düzey yetkililerin yumuşatıcı bir söyleme yönelmiş olmaları, kısa dönemde gerilimi düşürücü bir etki yaptı.

Bu arada Kim, yine de “ABD’yi yok etmekten” söz ederken, Trump öfke ve tehdit dolu söylemini sürdürmekte ve tehdidin somut göstergesi olarak da gemilerini Pasifik’te dolaştırmakta. Şimdiye değin K.Kore ile ilgili öngörülerinde başarı kaydedememiş olan ABD Başkanı, kendini küresel kamuoyu gözünde, kuşkusuz ki, rahat bir konumda hissetmiyor. Bu kadar ağır söz ve tehditten sonra “ufak” ülke ile müzakereye, o ülkenin “nükleer” statüsünü peşinen kabul ederek başlamanın kendisine ciddi bir inanılırlık kaybı yaşatacağının bilincinde. Bu ikilem, sorunlu Kore Yarımadası’na ilişkin ortamı, şu anda daha da gerginleştiriyor.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum