Buzdağının Görünmeyen Yüzünde Enflasyon

buzdagi.jpg

Pazartesi günü açıklanan Ağustos enflasyon verilerinde yıllık enflasyonun Temmuz ayındaki yüzde 15,85’lik seviyeden yüzde 17,90’a yükseldiği görüldü. Ağustos enflasyon beklentileri yüzde 20’lerin üzerine doğru çıkmışken, TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarının beklentinin altında kalması sevindirici olarak nitelenebilir. Ancak çok değil bundan 5-6 yıl önce, 2012 yılında %6,16’lık bir enflasyon rakamını tartışırken, bugün %20’nin altında gelen enflasyon oranına sevinmemiz de bu açıdan bakıldığında maalesef trajikomik görünüyor.

Yıllık enflasyonun her dönemde tartışıldığı gibi gerçekleri pek de yansıtamadığını, ya da bir başka deyişle marketle örtüşmediğini biliyoruz. Özellikle ürün bazında incelendiğinde birkaç ay öncesine göre artışlar oldukça yüksek görünüyor. Sosyal medyada da zaten sürekli fiyat artışları nedeniyle değişen market etiketlerini görüyoruz. Hal böyle olunca genel enflasyon rakamına bakmak yerine vatandaşın sırtlandığı yükü anlamak için alt kalemlere bakmak daha anlamlı oluyor.

*

Enflasyon sepeti, pirinçten hazır çorbaya, oyun konsolundan bebek tulumuna, kömürden havlu fiyatlarına, diş dolgu ücretinden test kitabına kadar 407 farklı ürün ve hizmetin yer aldığı ve bunların aylık ve yıllık değişimleri sonucuna göre hesaplama yapılan bir endekstir. Dünyanın her yerinde de aslında bu tartışmalar, yöntemden kaynaklı olarak devam eder. O yüzden en son ortaya çıkan rakam yerine biraz daha çok ilgilendiğimiz gıda fiyatlarına göz atalım istedim.

*

Ağustos ayında sepetteki malların fiyatları incelendiğinde; özellikle gıda fiyatlarında görece oldukça yüksek bir enflasyona sahip olduğumuz ortaya çıkıyor. Mesela mutfağımızın vazgeçilmezi yumurtanın yıllık fiyat artışı enflasyon rakamının çok üstünde %55 artmış. Yemeklerimizin vazgeçilmez gıdalarından limonun fiyatı geçen yıla göre %40, domatesin %66, soğanın %73, salatalığın %80 ve patatesin %81 artmış.

Tüketici fiyat endeksi (2003=100) madde sepeti ve ortalama fiyatlar (Türkiye)
  TL TL  
2017 2018
Kod Madde adları Ağustos Ağustos YÜZDE DEĞİŞİM
117201 Patates 1,4279 2,5981 81,95%
117162 Salatalık 1,7813 3,2235 80,96%
117146 Kuru Soğan 1,4433 2,5053 73,58%
117122 Domates 1,8625 3,094 66,12%
114501 Yumurta 0,4223 0,6548 55,06%
116130 Limon 5,9145 8,3212 40,69%
117130 Havuç 2,4391 3,4201 40,22%
117158 Patlıcan 1,9684 2,7368 39,04%
117135 Kabak 2,1287 2,957 38,91%
117505 Salça 5,8973 7,6874 30,35%
117152 Marul 2,0821 2,673 28,38%
115101 Tereyağı (Kahvaltılık) 40,578 51,5454 27,03%
117114 Çarliston Biber 2,4732 3,1133 25,88%
KAYNAK: TÜİK

Tarım konusunda uzman isimlerden Ali Ekber Yıldırım’ın 3 Ağustos’ta Dünya gazetesindeki köşesinde anlattığı tarımsal üretimde kronikleşen ve çözüm bekleyen ciddi sorunlar, gıda fiyatlarındaki artışın temel nedenlerini bize gösteriyor. Bu sorunlardan biri hem hayvancılık hem de bitkisel üretimde kullanılan girdilerde büyük oranda dışa bağımlı olma durumu ve dövizdeki değişime bağlı olarak bu durumu maliyet artışları ile birlikte çiftçiyi üretimden uzaklaştırıyor. Çiftçi bu koşullarda para kazanamadığı için tarım arazilerini boş bırakıyor. Bu durum da Türkiye’nin artan nüfusunun artan ihtiyacı ve talebini karşılayacak miktarda gıda ürünleri üretim yapılmaması ile sonuçlanıyor.

Bir diğer sorun ise yüksek girdi maliyetleri ile üretim yapmak zorunda olan çiftçilerin, ithal ürünler ile de rekabet etmek zorunda kalması. İthalat baskısı, çiftçinin ürününü ya çok düşük kâr marjıyla ya da maliyetinin altında satmak zorunda bırakıyor.

Bu durum genelde çiftçinin üretimden çekilmesi ile sonuçlanıyor. Üretimin azalması fiyatların yükselmesine direkt etki yaparken, fiyatların düşmesi için ithalata başvuruluyor. Bu kısır döngü ile tarımda üretim azalıyor ve ithalat artıyor. İthalat her ne kadar kısa vadede fiyatları düşüyor olsa da orta ve uzun vadede ise fiyatların daha da yükselmesine neden oluyor. Ayrıca ithalatın da döviz kurlarına bağlı olduğunu noıt edelim, yani TL değer kaybettikçe ithal malların fiyatları da yine artış eğilimine ister istemez girecek.

Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan 1950’li yıllara kadar ’milli ekonominin temeli ziraattir’ yaklaşımı ekonomide temel yaklaşımlardan biri iken, 1950’li yıllardan sonra tarımın ikinci plana atılması ve yeni gelen hükümetlerin tarımda doğru politikalar izleyememiş olması bizi bugünlere kadar getirdi. Tarımda yapısal değişiklikler sağlayacak reformlar yapılmadığı sürece de çözülecek gibi durmuyor.

*

Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz haftalarda ünlü gurme Vedat Milor’un twitter üzerinden yaptığı ‘Menemen soğanlı mı olur soğansız mı olur?’ anketi, bir anda Türkiye’nin gündemi haline gelmişti.

O tartışmalar sırasında herkes gurme bakış açısıyla bu ankete cevap verirken, bu enflasyon rakamlarının ardından ise muhtemelen ekonomik bir bakış açısıyla cevap verecek. Menemenin olmazsa olmaz üç ana unsuru olan; domatesin fiyatında %66, yumurtanın fiyatında %55 ve biberin fiyatında %25 artış görüyorken tartışmaların ana unsuru olan soğanın fiyatında ise %73’lük bir artış görünüyor.

‘Menemen soğanlı mı yoksa soğansız mı olur?’ kısmını bırakalım gurmeler tartışsın ancak bu fiyat artışlarıyla halk, et fiyatına menemeni ancak mal edebilecek gibi görünüyor.

YAVUZ ÇANDIR

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum