“Bacasız Sanayi” Pazarında Türkiye Ne Yapabilir? Roma Örneği

turist-cagatan-taskin.jpg

Bir önceki yazımda; WTO verilerine göre, dünya turizm pazarından aslan payını %16.23 ile ABD’nin ve %9.06 ile Çin’in aldığını belirtmiştim. Bir başka ifade ile ABD ve Çin elde ettikleri gelir açısından birlikte pazarın %25’ini elde etmiş durumda…

İki ülke pazarın ¼’ünü elde ediyor ve acaba kaç ülke var dünyada? 200 civarı…

Türkiye ise müthiş turizm potansiyeline rağmen sadece % 2.11’lik bir paya sahip ne yazık ki…
Şimdi bunun nedenlerinden ve çözüm önerilerinden bahsedelim.

Türkiye uzun yıllardır, turizm sektöründe yaşanan yoğun rekabete rağmen, çoğunlukla belirli destinasyonlar (Antalya ve Muğla başta olmak üzere) ile “deniz”, “kum” ve “güneş” üçlüsünü temel alan pazarlama stratejileri uygulamış ve uygulamaya da devam etmektedir. Ancak, bu üçlünün Türkiye’ye sürdürülebilir rekabetçi avantaj sağlamadığı gün gibi ortada…

Hatırlarsak 2015 yılında turist sayımız, bir önceki yıla göre %0.8, gelirlerimiz ise %9.8 azalmıştı… Dönemsel bazı etkiler olmakla beraber, genel olarak deniz, kum, güneş üçlüsünün ülkemize yeterli geliri gelecekte sağlamayacağı aşikardır…

Temel çözüm, yeni turizm ürün ve destinasyonları geliştirmektir… Tabi ki bu temel stratejinin başarılı olması birçok faktöre bağlıdır ki en önemlisi nitelikli insan kaynağıdır… Buradan hareketle turizm sektöründe çalışacak insan kaynaklarının eğitiminin her şeyden önemli olduğunu söyleyebiliriz.

Özellikle tarih ve kültür açısından çok ama çok büyük bir potansiyele sahip güzel ülkemizin, yeni bazı destinasyonlarını da (Örneğin, Bursa, Diyarbakır, Mardin, Nevşehir, Denizli), hedef pazarlar içinde birer tarih ve kültür kenti olarak konumlandırmaları ve “turizm sektörü içinde yer alan tüm unsurları” bu ortak hedefe yönelik hazırlaması ve planlaması gerekmektedir…

Belki de dünyada tarih ve kültür teması üzerinden en iyi gelir elde eden kentlerin başında Roma gelmektedir…
Ocak 2017’de Roma’ya gitmiştim…

Sanırım bazı izlenimlerimi aktarmam “turizm sektörü içinde yer alan tüm unsurları” cümlesinden ne ifade etmek istediğimi tam olarak açıklayacaktır…

Bir açık hava müzesi olarak da ifade edebileceğim Roma kentinde havaalanına indikten sonra, taksi ile otelimize vardık…

Odalarımıza yerleştikten sonra, aklımızda planladığımız yerlere nasıl gideriz diye resepsiyona indik ve sorduk…
Resepsiyon görevlisi kentin tarihi dokusunun yoğunlukta olduğu yerleri içeren bir Roma haritası çıkardı ve sorduğumuz yerleri işaretledi ve tavsiye ettiği, görmemiz gereken tarihi yerleri de ayrıca söyledi…

Dikkatlice haritaya baktığımızda, tamamen turist odaklı yapılmış bu haritanın ilgili yerlere ulaşımı ile ilgili her türlü bilgiyi içerdiğini gördük…

Bunun da ötesinde, haritanın kendi başına belirli yerlerde (yiyecek, içecek ve eğlence mekanlarında) indirim kuponu olarak da kullanıldığını gördük… İlgili yere gittiğinizde bu haritayı gösterin ve %10 indirim kazanın gibi yazılar vardı üzerinde…
İşin bir ilginç yönü de turistik yerlerde dolaşırken, tüm turistlerin elinde istisnasız aynı haritanın olmasıydı…
Demek ki tüm otellerdeki resepsiyon görevlileri ilk iş bu haritayı turistlere veriyorlardı…

Bir başka uygulamaları ise, tarihi yerlerdeki meydanlarda bulunan “profesyonel turist rehberleri” idi. Turistlere kibar bir şekilde yardım isteyip istemediklerini soruyorlardı ve her bir rehberin üzerinde hangi dilleri konuştuklarına dair göze çarpan bir görsel de bulunuyordu. Bilgi ve duruşlarıyla sanki hepsi ülkelerinin birer marka elçisi gibiydiler…

İşin özüne bakarsak aslında, ülkeye turist getirmenin önemli olduğunu biliyorlar ama daha da önemli olanın turistin güzel bir deneyim yaşaması olduğunun farkındalar…

Roma’da olan iki uygulamadan bahsettim sadece… Sonra aklıma geçen sene gittiğim Aspendos antik kenti ve çok daha önce ziyaret ettiğim KKTC’de Girne kazasında bulunan St. Hilarion Kalesi geldi…

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere…

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum