Anket doldur para kazan!
Aksoy Araştırma

Donald Trump, Çin ve Japonya’yı ABD Karşısında Birleştiriyor

china.jpg

Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı 2013’te iktidara geldikten bir yıl sonra Japonya Başbakanı Shinzo Abe ile ilk kez karşılaştığında “salt diplomatik” birer tavırla el sıkışmışlardı. Her iki devlet adamı da Pekin’deki bu buluşmadan memnuniyet duyduklarını belli edecek en ufak bir yüz ifadesi takınmamışlardı.

Dört yıl sonra, 25 Ekim 2018 günü, Pekin’e yıllardan beri yaptığı ilk resmi ziyarete gelen Abe Xi’nin son derecede sıcak karşılamasına çok içtenlikli tepkilerle karşılık verdi. Bu olumlu değişimin başta gelen nedeni, o arada ABD’ye başkan olmuş bulunan Donald Trump’ın tutumudur. Çünkü Trump yönetiminin ticari ve askeri ittifaklarına ilişkin alışılmadık yaklaşımları, Tokyo’yu II. Dünya Savaşı’ndan bu yana güvence saydığı ABD desteğinden emin olamayacak aşamaya yöneltmiştir. Tokyo’nun, bu durumda kendisini, bölgesinde güvende hissetme çabasına girmesi doğaldır.

Gerçekten de ABD Başkanı Doğu Asya ve Pasifik’teki müttefiklerini -ve bu arada Japonya’yı-artık Amerika’nın bu bölgedeki varlığına güvenmemeleri, kendi savunmalarını bizzat üstlenmeleri ve bu bağlamda da ABD’den silah alımlarına yönelmeleri konusunda uyarıyor.

Öte yandan Pekin de kendini, Doğu ve Güney Çin Denizi’ndeki ihtilaflı sulara ilişkin olarak Trump yönetiminin baskısı altında hissediyor. Bu nedenle de Çin, bölgede diplomatik ve ekonomik ittifak arayışı içinde. ABD’nin hedefinde bulunduğu duygusundaki iki ülkenin, Çin ve Japonya’nın, böylece birbirlerine duydukları ihtiyaç, liderlerinin ilişkilerindeki sıcaklığa yansıyor.

Çin ve Japonya’nın Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkileri tarih boyunca hep sorunlu olmuştur. Ne var ki, yakın tarihte Çin neredeyse hasım, Japonya ise yakın müttefik iken şimdi iki ülke de Trump’ın benzer tarizleriyle karşı karşıyadır. Trump’ın Çin ile sonuçları küresel istikrarı bozma potansiyeli taşıyan ticaret savaşı gözlerimiz önünde cereyan ediyor. ABD ve Çin birbirlerinin milyarlarca dolarlık ürünlerini gümrük duvarlarıyla engellerken, Trump’ın Pekin’i ABD seçimlerine karışmakla suçlamasıyla, karşıtlık siyasal ve askeri alanlara da taşma eğilimine giriyor.

Japonya için ise sorun daha beklenmedik ve karmaşık. ABD, 70 yıldır Japonya’nın askeri ve diplomatik müttefiki. İlişkiler öyle yakındı ki, örneğin Trump’ı ABD Başkanlığına seçildikten sonra ilk ziyaret eden yabancı devlet adamı Japonya Başbakanı Abe olmuştu. Daha sonra ilişkilerin soğumasını engellemek için Japonya’nın attığı adımlar hep sonuçsuz kaldı. Tam tersine, Trump ekonomik konularda Japonya’yı hep karşısına aldı. Diplomatik açıdan ise, Japonya, Kore Yarımadası’na ilişkin yüksek düzeyli müzakerelerin dışında bırakılmış olmaktan derin bir düş kırıklığı yaşadı.

Japonya’nın, Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı 70 milyar dolarlık bir dış ticaret fazlası olduğu biliniyor. Trump sosyal medyadan Japonya ile ilgili sert sözler etmekle kalmayıp çelik ve aluminyum üzerinde Çin’e uyguladığı gümrük vergilerini Japonya için de geçerli kıldı. Trump, dış ticarette Japonya ve Güney Kore’nin ülkesine karşı dürüst davranmadığı konusunda ısrarlı. Bunun da gereğini, kendi bildiğince yapıyor.

Bu arada ABD’ye karşı ortak şu anki husumet duygularına karşın, geçmişteki karşıtlıkları Çin ve Japonya’nın kolay ve kalıcı bir yakınlaşmasını yine de engeller nitelikte. II Dünya Savaşı’ndan bu yana, Japonya’nın Çin’in bir kesimini acımasızca işgal etmesi yüzünden ilişkiler sürekli tatsız olmuştu. O aradaki normalleşme çabaları, 2012’de her iki ülke tarafından sahiplenilen bir dizi ada yüzünden uçup gitti. Esasen Xi ile Abe arasındaki soğuk 2014 karşılaşması da böyle bir ada anlaşmazlığı dönemine rastlamıştı. Bu vesileyle Japonya’nın Çin’i işgali sırasında uygulanmış vahşet anlatıları yeniden gündeme yerleşmiş; Pekin’in bu dönemi siyasallaştırması ile Japon milliyetçiliği karşı karşıya gelmişti.

Çin ile Japonya arasında şöyle böyle giden ilişkiler hiç beklenmedik bir anda, Eylül 2017’de, Çin Başbakanı Abe Çin Ulusal Bayram gününde Japonya’daki Çin Büyükelçiliğini ziyaret edince ısınıverdi. O zamandan beri Xi ve Abe uluslararası zirvelerde defalarca karşılaşıp birbirlerine ilişkilerini düzeltme yolundaki çabalarını övdüler. Geçen Mayıs ayında Çin Başbakanı Li, Japon İmparatoru Akihito ile yüz yüze görüşen en yüksek profilli Çin lideri oldu.

Çin ve Japonya’nın, Trump tarafından ticaret ve güvenlik sorunlarında köşeye sıkıştırıldıkça, bölgedeki müttefikleri ile birlikte havayı yumuşatmaktan başka çareleri yok. Hem Çin hem de Japonya stratejik farklılıklarını es geçerek birbirleriyle iyi geçinme yoluna gitmek zorundalar. Çin’in Trump’ın ticaret savaşındaki hamlelerini savuşturmak için Japonya’ya ihtiyacı var; Japonya ise ne yapıp edip Çin’in de yardımıyla bölgede geçerli liberal ekonomik düzeni koruma çabasında.

Japonya, ticaret ortamının daha da bozulması durumunda bir Amerikan ve bir de ayrı ve kapalı Çin piyasası olabileceği korkusu taşıyor. Japon şirketlerine ek maliyet yükleyecek böyle bir gidişe asla izin vermek istemiyor. Şimdilik her iki ülke de, en azından dışa dönük olarak, serbest ticareti heyecanla ve hararetle teşvik ediyor ve korumacı eğilimlere karşı çıkıyor.

Ancak belirtmek gerekir ki, Çin ile Japonya arasında hızla yürüyen yakınlaşma, ne iki ülke arasındaki sorunların tümüyle çözüme kavuştuğu ne de bu olumlu ortamın sürekli olacağı anlamına geliyor. Uzakdoğu’nun bu iki büyük ve güçlü ülkesinin ortak geçmişi, zaman zaman su yüzüne çıkabilen sorunlarla dolu. Şu anda onları bir araya getiren Trump, yönetimden ayrıldığında onları bölen birtakım konuların yine ortaya çıkmayacağını kimse temin edemez.

 

 

Yazıyı paylaşın:

Aydın Cıngı Hakkında

Mühendislik ve siyaset bilimi eğitimi almıştır. Araştırma kurumlarında politolog olarak çalışmış. Çok sayıda kitap ve makaleleri, kamuoyu araştırmaları, siyaset biliminde sayısal yöntemler, parti sistemleri, demokratikleşme süreçleri, sosyal demokrasi, göçler, toplumlarda küresel geçişlilik, AB, Güney Avrupa, Avrupa ve Türk siyasal tarihi vb. konulara ilişkindir.

Top
big data blogu