Aydın Cıngı yazdı: Avrupa’nın Mülteci Sorunu ve Suriyeliler

yy.jpeg.jpg

Yılın neredeyse her döneminde ülkelerinden birinde seçim, dolayısıyla da seçim kampanyası yapılmakta olan Avrupa için “mülteci” konusu, durmaksızın yenilenen bir moral ve siyasal çekişme alanıdır.

Son döneme değin Yunanistan, Macaristan ve hatta Almanya gibi Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden özellikle Afgan mültecilerinin kötü muameleye tabi tutulduklarına ilişkin haberler geliyordu. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler’in, Avrupa Konseyi’nin hatta Macaristan’da oluşan somut bir durumda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin müdahaleleri oldu. Bu türden uluslararası kurumlarda, çoğunlukla İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma reflekslerle beliren vicdan sıçramalarına karşılık, göç talebinde bulunanlara reva görülen aşağılayıcı davranışlara Avrupa ülkelerinden neredeyse hiçbirinin ses çıkartmaması en hafif deyişle üzüntü vericidir.

İnsanlığa ışık getiren ”aydınlanma” hareketinin kaynaklandığı Avrupa’nın ve bir gönüllü hukuk öznesi olan AB’nin anlı şanlı demokratik ülkelerinin mülteci trajedisini görmezden gelmelerinin nedeni, işte bu seçim kampanyalarıdır. Her bir seçimden önce ilgili ülkenin radikal sağcı ve popülist partileri seçmeni bu konuda ayaklandırmakta ve ılımlı sağcı ve sosyal demokrat gibi yerleşik düzen partileri, ilkeleri ile siyasal çıkarları arasında ikileme düşmektedir.

Avrupalının yabancı korkusu

Günümüz siyasetinde uzun döneme yönelik yaklaşım ve vizyon sahibi politikacılar artık bulunmamaktadır. Daha doğrusu, belki de bu potansiyele sahip lider adayları konjonktüre yenik düşerek ortamı oportünist tutuma prim tanıyan liderlere bırakmak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle “yabancı istilası” argümanını işleterek sıradan Avrupalı seçmenin korkularını tetikleyen güdük popülist politika, AB’nin “insancıl yönelimli” yabancı göçmen yaklaşımını siyaseten olanaksızlaştırmakta; seçmeni AB karşıtlığına yöneltmektedir.

Benzer argümanlar ülke liderleri için de geçerlidir. Nitekim Federal Almanya Şansölyesi Merkel, özellikle Suriyeli mültecilere karşı benimsediği “açık kapı” politikasının bedelini Hessen ve Bavyera eyalet seçimlerinde ve 2018 genel seçiminde ödemiş ve 2021’de bir beşinci döneme talip olmayacağını açıklamak zorunda kalmıştır.

Bu çerçevede, sıradan Avrupa seçmeninin “öteki” korkusunu anlayışla karşılayıp karşılamamak ayrı bir konudur. Saptanan, her seçimde bu korkunun radikal partilerce daha kapsamlı hale getirildiği ve popülizmin Batı siyasal söyleminde artık egemen unsur durumuna ulaşmış olmasıdır. Örnekler; başta İtalya olmak üzere Almanya’dan, Fransa’dan, İngiltere’den, İskandinavya’dan, Benelüks ve Doğu Avrupa ülkeleri ve diğerlerinden verilebilir. Hukuktan,  hoşgörüden –özetle Avrupa ruhundan ve değerlerinden- uzaklaşma eğilimi, siyasal gözlemciye İkinci Dünya Savaşı öncesi ortamı hatırlatmaktadır.

Suriyeli mülteci sorunu

Bu günlerde, Türkiye’nin “Fırat’ın Doğusu” operasyonu çerçevesinde Avrupa’da yine bir panik havası yaşanmaya başlamıştır. Konumuz, Türkiye’nin bu askeri operasyonunu haklı bulup bulmamak veya onaylayıp onaylamamak değildir. Ancak Avrupa ülkeleri bir-iki istisna dışında bütünüyle bu operasyona karşıdır. Siyasal ve moral argümanlarla destekledikleri bu karşıtlık, aslında Türkiye’nin, kendisine artık fazla gelmeye başlayan ve sayısı daha da artacağa benzeyen Suriyeli mültecilere Batı’nın sınırlarını açma tehdidiyle bir ölçüde de korkuya dönüşmüştür. Hele de yeni mülteciler arasında sayısı bilinmeyen miktarda cihatçının da bulunma olasılığı düşünülürse!

Aslında Türkiye’ye artık bir tek Suriyeli mültecinin dahi girmesi, çoktandır ulaşılmış bulunan doyum noktasının aşılması anlamına gelecektir. Bundan ötesi, ülkenin demografik yapısının değişme tehlikesine girmesi anlamına gelir. Ancak, Avrupa’nın Türkiye siyasal çevreleri gözünde infial uyandıran tutumuna karşı “kapıları açarız, o vakit görürsünüz” tehdidi de geçersiz ve yakışıksızdır. Çünkü söz konusu olan kitle, ruhsuz ve akılsız yaratıklar veya nesnelerden oluşmuyor.

Zaten yerini yurdunu yitirmiş ve yıllardır aşağılanmış bir halkı bir de böyle bir tehdit malzemesi olarak görüp göstermek ayıptır. Bu ayıp yalnızca söz konusu göçmen kitlesine yapılmamakta, aynı zamanda -ve hatta daha da çok- o tehdidi dile getirenlere ve onların gelme olasılığından ürken Avrupalı insanlara yansımaktadır. Unutmamalı ki söz konusu olan Suriyeli insanların her biri akla ve ruha sahiptir; onların sorunları, onur duygularını incitmeyecek biçimde ele alınmalıdır.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum