Almanya, acı vatan!

almanya-turkiye.jpg

TÜİK rakamlarına göre Almanya, 2007 yılından bu yana Türkiye’nin en fazla mal ihracatı yaptığı ülkeler arasında hep birinci sırada. 2016 yılında her 100 USD’lik ihracatımızın 9,8 USD’si Almanya’ya yapılmış. Alman turistlere yönelik Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın verdiği mesaj da sektör için oldukça önemli. Zira yüksek sezon olarak tanımladığımız yaz aylarının dışında kalan dönemin en önemli müşterileri başta Almanlar olmak üzere Avrupa ülkelerinden ziyaretçiler.

Almanya’nın Türkler için bir başka adı daha var: “Acı vatan”. Her ne kadar acı da olsa sayıları milyonları bulan Türkler için vatan olma yakınlığına sahip olmuş bir ülkeden bahsediyoruz. Hiç unutmam uluslararası bir toplantıda tanıştığım bir Alman uzmana “Almanya’nın neresindensin?” diye sorduğumda, ironik bir şekilde “Türklerin en büyük ikinci şehrinden, Berlin’den” demişti. Ben Almanya’daki şehirler arasındaki Türk nüfusundan bahsettiğini sandığımda ise birincisi İstanbul demişti. Sadece bu örnekler de değil, Türkiye – Almanya arasında geçmişten beri var olan ve Türk işçi göçü ile derinleşen ikili ilişkiler, iki ülke arasında yatırım, ticaret ve turizm başta olmak üzere tüm alanlarda da gelişti.

Son iki-üç yıllık süreçte, Almanya sadece orada yaşayan Türkler için değil hepimiz için bir anlamda “acı vatana” dönüştü. 2008’de başlayan ve Avrupa’da da çok derinden hissedilen küresel finansal krizde, Avrupa ekonomileri arasında ayakta kalmayı başaran ve bir anlamda Avrupa’da ekonomik ve siyasal liderliği elde eden ülke, en başından beri Türkiye’nin AB üyeliği konusunda “beklenen ölçüde” desteğini sunmadı, ta ki Suriye iç savaşı ve sonrasında başlayan mülteci akınına kadar.

Merkel öncülüğünde Suriyeli göçmen akışını Türkiye’de tutmaya çalışan AB liderleri, bu süreçte Türkiye’ye mali destek, AB müzakerelerinde görüşmelerin yeniden hızlandırılması, son dönemde Türkiye ekonomisi açısından dezavantajları daha fazla olmaya başlayan Gümrük Birliği Antlaşması’nın revizyonu ve vize serbestisi gibi Türkiye’de hükümetin çok önem verdiği konularda taahhütlerde bulundu. 15 Temmuz ve sonrasında Türkiye’de yaşanan travma ve bu travmanın yarattığı iç güvenlik kaygıları ikili ilişkileri daha da gerdi. Yine 16 Nisan referandumu sürecinde Türk siyasetçilere yönelik Almanya’nın takındığı tutum ile birlikte, her iki taraf da daha da sert bir tutum takınmaya başladı.

Gelinen noktada, biraz da Almanya’da yaklaşan seçimlerin de etkisiyle, Alman dışişleri kendi ülkesindeki vatandaşlarına yatırım ve turizm açısından Türkiye ile ilgili garanti veremeyeceği gibi tehditkâr bir açıklama yaptı ve elindeki en önemli koz olan ekonomi kozunu kullandı. Türkiye’de 2016’yı Rusya krizi ve terörist saldırıların gölgesiyle oldukça kötü geçiren turizm sektörü ve sermayenin gelişen ülkelerden gelişmiş ülkelere yönünü çevirdiği bir dönemde, Türkiye’nin en önemli yatırım kaynağı olan Alman şirketlerine kendi hükümetleri tarafından yapılan bu tavsiyenin ilişkileri daha da zor bir noktaya taşıyacağı aşikâr.

Almanya tek başına Almanya değil, aynı zamanda ekonomik olarak da AB’nin lideri. Böyle bir ortamda Almanya-Türkiye ilişkilerini Türkiye – AB ilişkilerinden ayırmak da pek mümkün değil. Başta Avusturya ve Hollanda olmak üzere Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışan ülkelerin de Almanya’yı destekleyecekleri net bir şekilde görünüyor.

TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ TİCARET PARTNER(LER)İ

2000’li yılların ilk 7-8 yılında Türkiye’nin en önemli açılımlarından biri ekonomik diplomasi temelinde ticaret pazarlarının çeşitlendirilmesiydi. İhracatının yüzde 50’sinden fazlasını AB ülkelerine gerçekleştiren Türkiye, özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da geliştirdiği ilişkiler ile bu oranı yüzde 40’lara kadar indirdi. Bu noktada 2008 kriziyle birlikte Avrupa ekonomilerinde yaşanan talep daralmasının da etkisini unutmamak lazım. Ancak Arap Baharı, Suriye iç savaşı gibi bölgede istikrarın kaybolması, bu bölgelerin en önemli gelir kalemi olan enerji gelirlerinin petrol fiyatlarının 120 USD’lerden 30 USD’lere kadar gerilemesi ile düşmesi bir anlamda Türkiye’nin dış ticaretini de oldukça olumsuz etkiledi. 2015 yılı itibariyle Avrupa’daki kriz sonrası toparlanmanın biraz daha hızlanması da yine Avrupa pazarında Türk ihracatçısının elini güçlendirmeye başladı.

TÜİK rakamlarına göre Almanya, 2007 yılından bu yana Türkiye’nin en fazla mal ihracatı yaptığı ülkeler arasında hep birinci sırada. 2016 yılında her 100 USD’lik ihracatımızın 9,8 USD’si Almanya’ya yapılmış. Yine ilk on sırada yer alan ülkelerden İtalya, Fransa, İspanya ve Hollanda da diğer AB ülkeleri. (İngiltere de hâlâ AB üyesi sayılır ama ayrılma süreci devam ediyor). İthalat sıralamaları açısından bakıldığında ise Almanya, Çin’in ardından ikinci sırada geliyor ve özellikle yatırım mali ithalatı-yani üretim yapmak için aldığımız mallar- bu ülkeden yapıldığından Almanya ithalat açısından da büyük önem taşıyor.

Almanya ve AB açısından da Türkiye’nin görece önemli bir ticaret ortağı olduğunu söyleyebiliriz. AB’nin 28 üye ülkesinden Türkiye’ye yapılan ihracatın 2016 yılında toplam ihracat içerisindeki payı yüzde 4,2 ve 144,6 milyar Euro tutarında. Bu rakam ile Türkiye AB-28’in en fazla ihracat yaptığı beşinci ülke. Almanya ise tüm dünyada en fazla ihracat yapan ülke olma özelliğini hâlâ sürdürüyor ve Türkiye ile dış ticaretinde 6,5 milyar Euro’luk bir dış ticaret fazlasına sahip. Türkiye, Almanya’nın en fazla ihracat yaptığı on beşinci ülke.

Almanya ya da AB’nin Türkiye ile olan ticareti askıya alması gibi bir durum söz konusu değil. Hem mevcut uluslararası antlaşmalar hem de iki ülke arasında ticareti yapan işletmelerin buna izin vereceğini düşünmek zor. Ancak bu rakamlar, her iki ülkenin ve AB’nin Türkiye için önemini iktisadi açıdan göstermesi bakımından önemli rakamlar. Yine ticaretin ülkeler arasındaki ilişkilerin iyi olduğu dönemde daha fazla arttığını da geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz. Gerilen ortam bundan sonraki süreçte iki ülke arasındaki ticari ilişkiler üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olmasa da gerginliğin devam etmesi, yeni ticari ilişkiler kurulması açısından olumsuz etkiye sahip olabilecektir.

YATIRIMLAR ÖNEMLİ!

Türkiye’nin 2000-2010 arasında yakaladığı hızlı ekonomik büyümede en önemli faktörlerden biri, ülkenin yatırım için gerekli olan sermaye açığını dışarıdan elde etmesi oldu. Bu süreçte Türkiye’nin AB hedefinde yol kat etmesi, ülke içindeki reformist yaklaşım ve Türkiye’nin gelişmekte olan ülkeler arasında yükselen bir değer olarak görülmesi büyük önem taşıdı. Türkiye’nin sermaye birikimi yüksek ve maliyetleri düşürme çabasında olan Batı sermayesi için önemli bir üretim merkezi olması da bu dönemde hızlandı. Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların (fabrika kurma, şirket satın alma ve birleşme için gelen sermaye) rekorlara imza attığı bir dönemi yaşadık.

Almanya ve AB ülkelerinden gelen yatırımlar bu dönemde Türkiye için kritik bir rol oynadı. Rakamlara bakıldığında son on yıllık süreçte Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımlarda Almanya altıncı sırada. 2013 yılında yıllık 2 milyar USD’ye yakın bir yatırım yapmış Alman şirketler Türkiye’de. O yıldan sonra da hızlı bir şekilde yatırımlar düşmüş. Bu açıdan bakıldığında zaten halihazırda Alman şirketlerin 2013 yılından bu yana Türkiye’ye olan ilgisinin bir hayli düştüğünü söylemek mümkün. (2016 yılında 430 milyon USD’ye gerilemiş.) Ancak bu alanda da ilişkileri diğer AB ülkeleri ile olan ilişkilerden ayırmak pek de mümkün değil. Bu da Türkiye’ye 2016 yılında gerçekleşen 6,9 milyar USD’lik yatırımın yaklaşık 4,5 milyar USD’lik kısmının kaynağı yine Avrupa ülkeleri.

Ticari ilişkilerde olduğu gibi yatırım için de Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın ortaya koyduğu söylemlerin mevcut yatırımlar açısından bir etkisi olacağını söylemek zor. Ancak kriz sonrası dönemde oldukça düşük seviyeden doğrudan yabancı yatırımlar için halihazırda güçlük çektiğimiz bir dönemde Almanya ve AB ülkeleri ile gerginliği arttırmak Türkiye ekonomisi açısından orta ve uzun vadede yeni yatırımların başka ülkelere kaydırılması anlamına gelecektir.

Bu açıdan bakıldığında hem ticaret hem de yatırımlarda ilişkilerin bu düzeyde devam etmesinin kısa vadede Türkiye ekonomisine bir etkisi olacağını söylemek mümkün olmayacaktır. Gerginliğin Almanya’daki seçim sonrasında da devam etmesi Türkiye-AB ilişkilerindeki duraklama da dikkate alındığında etkisini daha ziyade orta ve uzun vadede gösterebilecektir. Bu anlamda gerginliğin devamının etkisini daha hızlı görebileceğimiz sektör ise maalesef bu tip gerginliklere duyarlılığı çok yüksek bir sektör olan turizm sektörü olacaktır.

EN KRİTİK KONU: TURİZM

Geçtiğimiz yıl içerisinde Rusya ile yaşadığımız krizi ve yine ülke içerisinde meydana gelen terörist saldırıları sonucu ortaya çıkan güvenlik kaygısını dikkate aldığımızda Türkiye turizminin özellikle yaz turizmi bağlamında siyasi ilişkilere oldukça duyarlı olduğuna şahit olduk. 2017 sezonu için Rusya ile ilişkilerin düzeltilmesi bağlamında atılan adımların ise turizm sektörünün kötü geçen iki seneden sonra bu yıl biraz da olsa yüzünü güldürdüğünü düşündüğümüz bir dönemdeyiz. Nitekim Rusya’daki daralmaya önlem olarak Türk turizmcisi iki yıl boyunca Avrupa ve Körfez turistlerine yönelik ciddi kampanyalar yaptılar. Krizden çıkışı bu bölgelerde aradılar.

Bu dönemde Rusya’dan gelen turistten sayıca da fazla olan Alman turistlere yönelik Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın verdiği mesaj sektör için oldukça önemli. Gerginliğin devam etmesi bu anlamda Türkiye’nin ana pazarı olan Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa pazarını olumsuz etkileyebilecek durumda.

Özellikle dikkat çekilmesi gereken hususların başında ise Almanya’dan gelen turistlerin Türkiye turizminin 12 aya yayılması süreci açısından önemi.

Zira yüksek sezon olarak tanımladığımız yaz aylarının dışında kalan dönemin en önemli müşterileri başta Almanlar olmak üzere Avrupa ülkelerinden ziyaretçiler. Yani Almanya ile yaşanan gerginliğin etkisini turizm sektörü, tamamen bu ülkelerden gelen ziyaretçilerin olduğu sonbahar ve kış dönemlerinde daha derinden hissedebilir. Yaz dönemlerinde Rusya’dan gelen turist sayısı ile Almanya’dan gelen turist sayısı grafikte de görüldüğü gibi birbirine yakın seyrederken (2016 yılı istisna bir yıl olduğu için farklı bir görünüme sahip) kış dönemlerinde İngiliz ve Alman turistlerin Türkiye turizmi için ne kadar önemli bir role sahip olduğu net bir şekilde görülüyor.

Akdeniz Bölgesi’ndeki birçok otel kış dönemini bu anlamda Alman ve Avrupa’dan gelen turistler ile idare ederken, bu yıl Almanya ile yaşanan gerginliğin devamı ile işleri daha zorlu bir düşük sezon bizi bekliyor olabilir.

İKİ ÖNEMLİ SONUÇ

Türkiye’nin tarihi Osmanlı İmparatorluğu’na giden Avrupa ile yakınlaşma hatta entegrasyon sürecinin en önemli sonucu, her iki tarafın iktisadi olarak birbiriyle kurduğu ilişkinin büyüklüğü oldu. Ticaret, yatırım, turizm başta olmak üzere hem Türkiye Avrupa’nın ve özelde Almanya’nın önemli bir ekonomik partneri haline geldi, hem de Avrupa ve yine özelde Almanya, Türkiye için kritik bir ekonomik partner oldu. Yaşanan gerginliğin iktisaden Türkiye’ye daha fazla zararı olacak gibi görünse de gerginliğin her iki taraf için de zarar verici olduğunun farkına varılması büyük önem taşıyor.

Öte yandan Türkiye’deki politika yapıcıların, gerginliğin sürmesi halinde turizm sektörünün daha önce yaşadığına benzer bir travma ile karşı karşıya kalacağının farkında olması ve bu bağlamda daha önce Rusya krizinde yaşananın aksine daha planlı ve programlı hareket etmesi, sektör ve sektörde çalışan yüz binlerce vatandaşımız için büyük önem taşıyor.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum