10 Kasım ve Finansal Nutuk

Resim1.png

Türkiye ekonomi ve finans sistem ve kültürünün baştan yaratılabilmesi için bir kitap taşımam gerekse bu Adam Smith’in Ulusların Zenginliği(Wealth of Nations), Keynes’in İstihdam, Faiz ve Para Genel Teorisi (The General Theory of Employment, Interest and Money) veya Samuelson’un Ekonomi’si (Economics) değil Atatürk’ün Nutuk’u olurdu.

Belki bu şekilde politika yapıcılar IMF gibi kurumlardan ithal ettikleri politikalar yerine var olan koşullara ve kendi yaşadıkları coğrafyaya uygun politikalar geliştirmesini de benimseyebilirlerdi…

“Efendiler, Bize karşı yapılan rekabet gerçekten, çok gayri meşru, gerçekten yok edici idi. Rakiplerimiz bu davranışlarıyla gelişmeye elverişli sanayiimizi de öldürdüler. Tarımımıza da zarar verdiler. Ekonomi ve maliyemizin gelişmesi ve olgunlaşmasını önlediler.”

“Efendiler, Artık engelsiz ve bağımsız bir hayata atılan Türkiye için, ekonomik yaşamı boğmakta olan kapitülasyonlar yoktur. Ve olamaz. Ekonomik yaşamımızın belirli amaçlara yöneltilmesi ve süratle gelişmesi ve yükselmesi için alınacak önlemler içinde ülkemizde Avrupa rekabeti yüzünden yok edilmiş ve şimdiye kadar gelişmemiş olan tarımsal sanayimizi güçlendirip, modern ekonomik araçlarla donatmayı önemle göz önünde bulunduracağız…”

“… Hükümetlerimizin her medeni devlet gibi dış borçlanma antlaşması yapması gereklidir. Yalnız alınan yabancı borçların, şimdiye kadar Babıalinin yaptığı şekilde ödemeye mecbur değilmişiz gibi amaçsız kullanılması ve tüketilmesine, dış borçlarımızın arttırılmasına ve mali bağımsızlığımızın tehlike altına sokulmasına kesin olarak karşıyım. Biz, ülkede memuriyeti, üretimi ve halkın refahını sağlayacak, gelir kaynaklarımızı geliştirecek yararlı borçlanmalara taraftarız. (1 Mart 1922 Millet Meclisi Tutanak Dergisi D.1, C.18, Sa.2) “

Atatürk’ün sanayi alanındaki teşebbüsleri şöyle sıralanabilir: Bira fabrikası, malt fabrikası, buz fabrikası, soda ve gazoz fabrikası, deri fabrikası, ziraat aletleri ve demir fabrikası, iki adet süt fabrikası, iki adet yoğurt imalathanesi, şarap imalathanesi, iki taşlı eleşktrikle işler değirmen, İstanbul’da bulunan bir çelik fabrikasının %40 payı, iki peynir imalathanesi. Tarım alanında Atatürk’e ait çiftliklerin genişliği ise 154 bin 129 dönümü buluyor. Bütün bunlar millete kaldı. (Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni)

Türkiye İş Bankası’nın kurulmasındaki rolü ise sermaye kavramına bakış açısını net bir şekilde ortaya koymaktadır…

”münasip bir isim altında ve anonim şirket olarak bir ticaret ana bankası kurulması…” Bu külliyatın yakın geçmişte ne şekilde özelleştirildiğini hepimiz hatırlıyoruz.(umarım)

Turgut Özal’ı ton ton yanklarıyla, Kastalli’yi beraber olduğu assolistlerle, Kemal Derviş’i ise tenise olan tutkusu ve güzel, zarif yabancı eşi ile hatırlayan milli ekonomi ve finans hafızamız idrak yolları enfeksiyonu içindedir.

Altıyol-Kadıköy Boğası ile Wall Street Boğası karıştırılmamalı, Türk sermaye piyasasının sadece BİST, VİOB ve diğer finansal piyasalara hizmet için var olmadığının hatırlanması gerekmektedir. Unutulduğu takdirde bize doğrudan yatırım yaptıkları için zil takıp oynadığımız çok uluslu şirketler “royalty”, “warranty” gibi sözleşmelerle ülkemizde üretilen artı değeri Seul, Tokyo, Paris gibi şehirleri daha da güzelleştirmek için kendi ülkelerine transfer ederken bize teşekkür dahi etmeyecektir.

Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut mu?…

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum