SODEV Başkanı Aksoy: Türkiye’de şu an gerçek olan tek mahkeme toplumun vicdan mahkemesidir

ertan_aksoy_aslen_nerelidir_kac_yasindadir_h682686_149ba.jpg

Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Başkanı Ertan Aksoy Cumhuriyet’ten Ece Piroğlu’na verdiği demeçte; CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylık açıklaması, erken seçim, AKP’deki oy kaybı, DEVA ve Gelecek Partisi’ne dair seçmenin tavrını değerlendirdi.

Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Başkanı Ertan Aksoy, ‘Bu pazar bir seçim olsa’ Millet İttifakı’nın şansının Cumhur İttifakı’na göre çok daha yüksek olacağını söylerken, yakın zamanda erken seçim ihtimalini görmediğini ifade etti. Aksoy, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ile ilgili de “Daha fazla sonuç alabilecekleri adaylar üzerine yoğunlaşacaklar. Erdoğan karşısında CHP’li belediye başkanlarının bir miktar daha avantajlı olduğunu söyleyebiliriz. Kamuoyu onları daha fazla tartışıyor, yaptıkları çalışmalar ile milyonlarca insanın yaşamına dokunuyorlar ve de kamuoyu yoklamalarında da önde çıkıyorlar” şeklinde konuştu.

‘KENDİ SEÇMENİNİ KONSOLİDE ETMEYE YARIYOR’

– Sosyal medya gündemlerinin belirli kararları etkilediğini bazen de değiştirdiğini görmekteyiz… Siyasetin ciddiye aldığı kadar seçmen davranışlarına etkisi var mı sosyal medyanın?

Aslında topyekün yerle yeksan etme durumu çok söz konusu değil siyaset açısından. Siyasette bazen şu genel ezberle karşılaşıyorsunuz ‘Bu konuda parti olarak ne düşünüyorsunuz’ veya ‘Sizin politikanız nedir?’ diye sorulduğunda siyasiler ‘Şunları şunları biz zaten sosyal medyada da yazdık’ yanıtını vermektedir. Bu yanıt bir bakıma örtülü olarak şunun da iması; ‘Biz bu konuda üzerimize düşeni yaptık, sosyal medya mecralarında paylaşım yaptık’.

Oysa biliyoruz ki bunlar seçmen davranışlarını kökünden değiştiren çalışmalar değil. Bu çalışmalar, siyasetçi açısından kendi seçmenini daha fazla konsolide etmeye yarıyor. Orayı sürekli besleyerek, takipçilerine hem partisinin politikalarını anlatıyor, hem rakiplerine karşı destekçilerini daha fazla argüman sahibi bir kitleye dönüştürüyor.

‘BİZ’ VE ‘ONLAR’I YARATIYOR SİYASET SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN’

Bir diğer taraftan da;  ‘Biz’ ve ‘onlar’ı yaratıyor siyaset, sosyal medya üzerinden. Sürekli içerik girerek, politikalar anlatarak ‘biz böyleyiz onlar ise şöyle’ üzerinden seçmenin aidiyet duygusunu büyütüyor. Ona bir biz olma ruhunu kazandırmış oluyor. Sosyal medyanın siyasetçi açısından en kritik konulardan bir tanesi de şu, eğer başarılı sosyal medya çalışması yürütürse, siyaset mikro hedef kitleleri yakalayabiliyor. Kendisine oy verme potansiyeli olan ama büyük kalabalıkları oluşturmayan küçük hedef kitleleri bulabiliyor. Özellikle bu ikili sistemlerde şu anki Türkiye siyasetinde olduğu gibi iki grubun gücü birbirine yakın veya denk ise burada ana soru şu oluyor, ‘Kim doğru mikro hedef kitleleri bulacak, kim o doğru mikro hedef kitleleri ikna edecek?’ Onlar seçimi aldırıyor. Mesela yakın gelecekte tanıklık edeceğimiz seçimin çok büyük farklarla olma ihtimali yok. Az bir farkla bir taraf kazanacak. O taraf kim sorusuna elbette verecek çok fazla yanıt var. Ama bunların içinde belki en önemlisi hangi taraf doğru mikro hedef kitleleri tespit edecek ve onları ikna edecek politikaları ve iletişim kanallarını kurabilecek?  O açıdan önemli diye düşünüyorum.

‘MİLLET İTTİFAKI’NIN ŞANSI YÜKSEK’

– Siz araştırmacıların seçmene sıklıkla sorduğunuz sorunun yanıtını da biz size soralım… ‘Bu pazar bir seçim olsa’ ne olur?

Uzun süredir yapılan kamuoyu yoklamaları gösteriyor ki Millet İttifakı’nın şansı Cumhur İttifakı’na göre çok daha yüksek. Bu iki nedenle yüksek; siyasi partilerin toplamını aldığınızda da daha yüksek çıkıyor. İkincisi, olası adaylar üzerinden gittiğinizde de daha yüksek çıkıyor. Bu iki veri açısından da baktığınızda Millet İttifakı’nın şansı çok daha yüksek görünmekte.

‘AKP CİDDİ KADRO KAYBI YAŞIYOR’

– Sizce bu sonucu yaratan etkiler neler?

Son dönem siyasi iklimin iktidarın aleyhine ve muhalefetin ise lehine gelişmesinin bir nedeni, CHP öteden beri sıkıştırıldığı kimlik ve inanç siyaseti çemberini ekonomi politikaları üzerinden yarıp çıkabildi. Benim de yöneticiliğini yaptığım araştırma şirketinde yakınlarda yayınladığımız bir bilgi notu var, Millet İttifakı liderlerinin ve Cumhur İttifakı liderlerinin Meclis’teki konuşmalarının içerik analizi.

Her iki ittifaktaki liderlerin konuşma metinlerini  birleştiriyoruz ve yazılım ile bir içerik analizi yapıyoruz. Çıkan kelime bulutlarına baktığınızda Cumhur İttifakı’nda daha çok ‘terör’, ‘düşman’, ‘operasyon’, ‘milli’ kelimeleri öne  çıkarken, Millet İttifakı’nda ‘sosyal adalet’, ‘işsizlik’, ‘para’, ‘geçim’, ‘enflasyon’ gibi kavramlar daha çok konuşmalarının içerisinde yer alıyor. Dolayısıyla muhalefete özellikle CHP’ye çizilmeye çalışılan çemberin, ekonomi politikaları üzerinden yarılıp çıkılabilmesi şu an siyasetteki dengeleri çok net değiştiriyor. Ve yakın gelecekte bu durumun koruması halinde Millet İttifakı’nın iktidar olacağı son derece açık.

AKP, O GÜN YİNE REFAH PARTİSİ’NE DÖNÜŞTÜ

Yine ek olarak, AKP kuruluşu itibarıyla tercih ettiği siyaset stratejisinden, ilan ettiği ideolojiden son derece uzaklaştı. Ve iki sonuç üzerine yoğunlaştı bu durum. Birincisi; giderek kodları, kuruluşunu oluşturan yapıya dönüştü. Ben onu özellikle Ayasofya süreci ile tarif etmeyi tercih ediyorum. Bana göre Ayasofya’nın açıldığı gün itibarıyla AKP yeniden Refah Partisi’dir. İkinci konu, AKP’nin MHP ile ittifaklaşması. MHP ile ittifakı AKP’nin siyasi elastikiyetini, pragmatist yapısını (ki lideri de dahil buna) azaltan, yer yer bitiren bir süreç çıkartıyor. Yani geçmişte AKP anlamlı oranda Kürtlerden, daha muhafazakar seçmenden, milliyetçilerden ve liberallerden oy alabilirken artık özellikle Kürtler ve liberaller bu işin giderek aksayan tarafı haline dönüşmüş durumda. Daha çok muhafazakâr seçmene ve milliyetçi seçmene doğru meyletmiş durumda. Erdoğan’ın siyaset biçimini düşündüğümüzde geri çevirmeyi deneyebilirdi ama bu MHP ittifakı ona çok büyük kısıtlar çiziyor. Bir diğer taraftan bence bununla birlikte ciddi bir kadro kaybı yaşıyorlar. Ve bu kadro kaybı daha doğru politika üretmelerinin önündeki engeli de aynı zamanda oluşturuyor. Daha çok sosyal medyadaki azılı bir azınlığın taleplerini yerine getirdiklerini görüyoruz. Oysaki bu talepler toplumun gerçek taleplerinden çok uzak.

‘GERÇEK MAHKEME TOPLUMUN VİCDAN MAHKEMESİDİR’

– Sosyal medyada nasıl talepler var?

Bakın sizinle çok çarpıcı bir örneği paylaşayım. Henüz bir süre önce CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun davası vardı, 10 yıla yakın ceza verildi. Bu cezayı sosyal medyadan ölçümlemeye kalktığınız takdirde, belki bu cezaya destek veren çok sayıda insanla karşılaşabilirsiniz. Ve sizi şu sonuca götürebilir: O zaman demek ki toplumun bir bölümünün bu cezaya desteği var. Peki bu gerçek mi? Hayır, son derece büyük bir yanlış. Bununla ilgili yöneticisi olduğum şirkette yaptığımız bir ölçümde şöyle bir soru koyduk, dedik ki ‘Siz bu mahkemenin hakimi olsaydınız ne karar verirdiniz?’ Bu soruyu sorarken toplumun genelinde bir hukuki okumadan öte vicdanlarının onlara ne söylediğini anlamaya çalıştık. “Cezaevine girmesini sağlayacak bir ceza verirdim” diyenlerin oranı yalnızca yüzde 18. Bu veri bize gösteriyor ki aslında Türkiye’deki şu an tek gerçek mahkeme toplumun vicdan mahkemesidir. Çünkü vicdan mahkemesini kuran herkes, Kaftancıoğlu’nun yolsuzluktan veya hırsızlıktan değil düşünce suçundan yargılandığını görüyor ve buna göre karar veriyor. Oysa Twittera baksak, özellikle AKP-MHP seçmeni olduğunu iddia eden hesaplarda bu oran yüzde 80’e tırmanacak. Bu koskoca bir yalan ve yanlış. Sosyal medyada trollerin olması sadece bir gürültü yaratmıyor, siyaseti asimetrik bir bilgiyle de zehirliyor aynı zamanda. Sürekli yanlış bilgi üretiyor. Yanlış bilgi üzerinden yanlış kararların oluşmasını sağlıyor. Bu asimetrik bilgi süreci şu anda en çok AKP’nin politikalarını etkiliyor. Bu sadece onun etkilendiği anlamına da gelmesin, muhalefet tarafı da dahil yanlış yönlendirmelerden etkileniyor. Çünkü şu anda 3 bin tane trol hesabınız olsa Türkiye siyasetine etkili bir şekilde müdahale edebiliyorsunuz. 3 bin hesaptan aynı anda tweet atıyorsunuz. Konu TT oluyor ve siyaset adına karar vericiler de bu durumdan fazlasıyla etkileniyor. Aslında öyle bir gerçeklik yok. Referans noktamızın şu olması lazım: “Küçükçekmece’de yaşayan, tekstil atölyesinde çalışan, akşam işinden çıkıp, uygun fiyatlı ürünlerin satıldığı markete uğrayıp yoğurdunu alıp evine giden vatandaş ne düşünüyor?” Bu insanın dünyasında Twitter’da kimin ne yazdığı, hangi maaşlı trolün maaşı karşılığında kimi TT yaparak hedefleştirdiği yok. Gerçek seçmen o. Ve onun kararları siyasete yön veren kararlar.

‘ERKEN SEÇİM İHTİMALİ GÖRMÜYORUM’

– Erken seçim ihtimali nedir?

Ben çok kısa bir süre içerisinde erken seçim olma ihtimalini görmüyorum. “Bu kimin işine gelecek?” diye kafa yorduğumuzda şu an bu kararı alma hakkına sahip olan AKP ya da MHP tercih edecek ki erken seçime gidelim. İkisinden birinin tercih etmemesi durumunda seçime gidilmez. AKP tercih eder mi? Açıkçası bu ekonomik krizin içerisinde bu hayat pahalılığının içerisinde şu anda AKP’nin erken seçime gitmesi kendisi açısından çok gerçekçi değil.

MHP ise adı konmamış bir iktidar ortağı. İktidara sahipken sorumlulukları da yok! Sorumluluğu yok ama iktidarı var. Böylesine konforlu bir alandan MHP niye vazgeçsin? Bu nedenle ben iki partinin de erken seçimi tercih edeceğine çok ihtimal vermiyorum. Fakat bununla birlikte muhalefetin erken seçim çağrısını anlamlı ve gerekli görüyorum. Çünkü, bu tür iddialar konuşuldukça desteği artan durumlardır. Örneğin Başkanlık sistemi de Türkiye’de ilk tartışılmaya başlandığında desteği yüzde 8’di. Ama aynı konu sürekli tartışıldıkça desteği arttı. Şu an ölçümlerimize göre erken seçime yaklaşık yüzde 45 düzeyinde bir talep var. Yüzde 40’da istemiyorum yönünde yanıt veriyor. “Kararsızım” diyenler arada. Muhalefetin seçim talebi iki şeyin daha işaretini veriyor: Bir; yönetmeyi hazır olduğuna. İki; yönetmek için heyecanı olduğuna. Bu iki durumu da seçmenin değerlendirmesini, seçmenin hakemliğine sunmuş oluyor aynı zamanda. Dolayısıyla ben erken seçim ihtimalini zayıf görmekle birlikte, erken seçim çağrısını son derece yerinde buluyorum.

‘TÜRKİYE DAHA FAZLA ÖZGÜRLÜĞÜ TARTIŞACAK’

– Yeni kurulan DEVA ve Gelecek Partisi’ne kamuoyunun yaklaşımı nasıl?

Kamuoyu ölçümlerine göre, DEVA Partisi yüzde 3’ün altına düşmüyor. Genelde de 3 buçuk ve 4 arası bir puana sahip. Diğer taraftan Gelecek Partisi de 1 buçuk ve 2 puan aralığında bulunuyor sıklıkla. Totalde 5-6 puana yaklaşan bir durum. Klasik ezber üzerinden gidersek, 5-6 puan büyük puan büyük değil ama mevcut koşullar üzerinden gidersek, 50’lik sistemin olduğu bir yerde 5-6 puan son derece büyük bir puan. Çünkü herhangi bir şekilde yer değişmesi durumunda yarattığı fark bir tarafta azalış diğer tarafta artış olduğu için 8-10 puana yakın bir fark yaratıyor. Dolayısıyla bu partilerin etkisinin olacağını belirtmek lazım. Diğer taraftan bence ikisinin de hükümeti zorladığı alanların başında farklı hedef kitle stratejilerinin olması geliyor. Örneğin DEVA Partisi daha fazla liberal, kentli, okumuş, muhafazakâr veya klasik merkez sağa ait seçmen grubuna, biraz daha kürt seçmene daha fazla mesaj verirken, Gelecek Partisi ağırlıklı olarak İç Anadolu’ya ve muhafazakarlara yönelik mesajlar üretmeye devam ediyor. Elbette sorulduğu takdirde liderleri,  tüm seçmene hitap ettiklerini anlatacaklardır ama biz biliriz ki bütün partilerin bir ana seçmen grubu ve hedef kitlesi vardır. Bu iki partinin ürettikleri içeriklere baktığımızda bunları görüyoruz. Ben iddia ediyorum ki bir seçim sonrasında iktidarda bir görev değişikliği olması durumunda Türkiye daha fazla özgürlüğü tartışacak. Siyasi partilerden kim daha fazla özgürlüğü vadediyor o tartışılacak.

‘İLK AKLA GELEN CHP AMA DEĞİL…’

– İttifaklar içinde öne çıkan eğitim oranı en yüksek seçmene sahip parti hangisi?

İlk akla gelen CHP seçmeni en eğitimli seçmen grubu oluyor. Büyük oranda da doğru. Çok ciddi bir eğitimli seçmen grubu var. Daha doğrusu eğitimli seçmenin büyük kısmının oyunu aldı CHP. Ama şu an eğitim ortalaması en yüksek seçmen grubu CHP’de değil. İYİ Parti’de bu grup. Daha fazla kentli, liberal veya merkeze yakın bir miktar milliyetçilik eğilimleri olan ama en yüksek eğitimli grubu oluşturuyor İYİ Parti seçmeni.

‘TARTIŞMALAR İYİ PARTİ’Yİ GÜÇLENDİRİYOR’

İYİ Parti’nin bir miktar CHP’den bi miktar MHP’den bi miktar da AKP’den oy kopardığını biliyoruz. En doğal tabanı bu üç parti tabanından oluşuyor. Şu anda da son dönem her ne kadar içindeki tartışmalar üzerinden “İYİ Parti zayıflıyor mu/” diye tartışılsa da ben tam tersine inanıyorum bana göre bu tartışmalar İYİ Parti’yi güçlendiriyor. Çünkü parti olmanın gereğini yerine getiriyor. Yani öbür türlü bir lider var ve onun talimatları var. Oysa parti olmak bu tür sancıları da gerektiren bir şeydir. Niye CHP yıllardır iktidar görmediği halde hâlâ örgütleri çok güçlü, hâlâ Türkiye’nin en güçlü örgütlerine sahip? Çünkü gerçek bir parti gibi parti içi tartışması da oluyor kurulları da var, yönetim mekanizmaları da mevcut. İYİ Parti’de yaşanan son tartışmaları da parti olmanın doğum sancıları olarak görebiliriz o yüzden korkutmadığı gibi kişisel olarak umutlandığımı söyleyebilirim.

CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞI TARTIŞMALARI

– CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylık açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce aday olacak mı?

İstiyorsa olur. Bunun tek koşulu “Adayım” demesi. Şu anda muhalefetin en büyük,  örgütleri en güçlü partisi. Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Ben aday olacağım” demesi parti örgütlerinde de, karar vericilerinde de memnuniyetle karşılanacak durum. Ama aday olur mu, ister mi? Bir kere muhalefet ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun tarzı daha fazla kendi doğrularını anlatmaktan öte tartışarak doğrusunu bulmaya yönelik bir tutumda birleşiyor. Bu kadar kritik bir konuda ben eminim ki sadece CHP değil muhalefetin diğer bileşenleri de kendi doğruları, kendi önerileri üzerinden çok büyük ısrarda olmayacaklar. Daha fazla başarılı siyasi sonuç alabilecekleri adaylar üzerine yoğunlaşacaklar.

‘ERDOĞAN KARŞISINDA CHP’Lİ BELEDİYE BAŞKANLARI DAHA AVANTAJLI’

Peki bu adaylar kim olur sorusuna belki doğrudan bugün yanıt üretemeyiz ama Türkiye’nin çok büyük yapısal sorunları var. Ekonomide, adalette, eğitimde, dış politikada bütün bu sorunları çözebileceğine daha iyi yöneteceğine kim ikna ederse onun kazanma şansı daha fazla olacaktır. Bu nedenle geçmişte arkasında önemli bir yönetme referansı olan, yönetim başarısı olan isimlerin şansı daha fazla. Bu isimler tek başlarına iyi yönetici olursa kazanır mı elbette ki değil. Çünkü muhalefet bloğunda ideolojik olarak birbirine çok uzak yapılar bir arada. Bu uzak yapıların ortaklaşa duygu bağı kurabileceği isimler olması da aynı zamanda bir gereklilik. Bu farklı yapıları bir araya getirebilen ve sivri olmayan kapsayıcı bir tarzı olan adayların sonuç alma ihtimali son derece yüksek Erdoğan karşısında. Burada bir miktar CHP’li belediye başkanlarının  daha avantajlı olduğunun altını çizmeliyiz. Zaten kamuoyu daha fazla onları tartışıyor ve kamuoyu yoklamalarında da önde çıkıyorlar.

‘İLK SIRADA EKONOMİ İKİNCİ SIRADA EĞİTİM…’

– Yaptığınız araştırmalarda ekonomi haricinde sizi en çok hangi sonuç kaygılandırıyor?

Ekonomideki olumsuzluklar arttıkça önümüze çok daha fazla ekonomi sonucu geliyor. Ama değişmez bir sonuç daha var o da eğitim. Açık uçlu sorularda “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” diye sorduğumuzda ilk sırada ekonomi çıkıyor ama ikinci sırada diğer geri kalan bütün tartışmaları geride bırakarak, eğitim geliyor.

Çünkü eğitimde özellikle son 20 yıldır ciddi bir kalite düşüşü söz konusu. Bunu resmi rakamlarda teyit ediyor. Hem içerik, müfredatta bir gerileme durumu söz konusu, hem de eğitim kalitesinde gerileme söz konusu. Bütün bunlardan kaynaklı velilerde çocuklarının eğitimine dair kaygı son derece yüksek. Hatta bir miktar ekonomik durumu olan her veli grubu daha fazla özel dersle takviye etmeye veya kamu okulları yerine özel okullarla gönderiyor. Özel okullar üzerinden geçmişte devlet okullarında yakalanan eğitim standartlarını yakalamak için çaba harcıyor ve bütçesinin önemli bir kısmını buna ayırıyor. Türkiye’deki fırsat eşitsizliğinin en büyük örneği şuan eğitim alanında yaşanıyor. Pandemi de bu durumu büyük oranda deşifre etti.
Kaynak

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum