Anket doldur para kazan!
Aksoy Araştırma

TÜSİAD Başkanı Bilecik: “Reformlarla ekonomi verimliliğini mutlaka artırmak gerekir”

erol-bilecik.jpg

TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, “Hem yüksek hem sürdürülebilir büyümeyi reformlarla sağlayabiliriz. Bu yıl reformlarla ekonomi verimliliğini mutlaka artırmak gerekir. Ekonomimizi daha üretken, daha yüksek katma değer üreten küresel değer zincirlerinde daha yukarılarda yer alan bir konuma ulaştırmamız gerekiyor” dedi.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, ’2018 yılı Küresel Riskler Raporu’ tanıtımının açılışında dünya ve Türkiye ekonomisi hakkında açıklamalarda bulundu. Bilecik, “Hem yüksek hem sürdürülebilir büyümeyi reformlarla sağlayabiliriz. Bu yıl reformlarla ekonomi verimliliğini mutlaka artırmak gerekir. Ekonomimizi daha üretken, daha yüksek katma değer üreten küresel değer zincirlerinde daha yukarılarda yer alan bir konuma ulaştırmamız gerekiyor” dedi.

Bilecik, söz konusu rapordan alıntı yaparak bu yıl en yüksek ilk üç riskin ’olağanüstü hava koşulları, doğal afetler ve siber saldırılar’ olduğunu vurguladı.

Dünyada korumacı tedbirlerin karşılıklı olarak alınmaya başladığına dikkat çeken Bilecik, “ABD’nin, Trans Pasifik Ortaklığı’ndan çekilmesi, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Anlaşması’nın rafa kaldırılması ve gümrük vergileriyle getirilmeye çalışılan yaptırımlar, küresel ticarette yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor, siyasi riskleri de beraberinde getiriyor. Bu politikalar, ticaret savaşlarını ateşler mi bilemeyiz. Ama bu kararların tarihteki yerinin hiç de övgü dolu olmayacağından emin olabiliriz. Korumacı tedbirler karşılıklı olarak alınmaya başladığında, konu, geri dönülemeyen bir sarmala dönüşebilir. Bu durum, ekonomiye zarar verici noktalara çok hızlı bir şekilde ulaşma potansiyeli taşıyor. Dünya ekonomisi daha önce de, zaman zaman bu tür dönemlerden geçmiştir. Ama küreselleşme, kendini onararak ve eksiklerini gidererek bir şekilde hep devam etmiştir” dedi.

Korumacı politikaların sorunları çözmeyip aksine varolan problemleri derinleştireceğini belirten Bilecik, “Daha fazla iş birliği ve diyalog, küresel bazda ortak refahımızı artırmak için en iyi yoldur. Korumacılığın ve radikal eğilimlerin yükselttiği tansiyonun, iyi yönetişim ve diyalog yoluyla bertaraf edilmesi tüm tarafların menfaatine olacaktır” diye konuştu.

“İçeride alınan talep artırıcı önlemler tüketim kanalından büyümeye katkı sağladı”

2017 yılında Türkiye ekonomisinin yüzde 7.4’lük oranla son dört yılın zirvesine ulaştığını aktaran Bilecik, “Kürsel ekonominin canlanmasıyla beraber 2017 yılında Türkiye ekonomisinde de yüzde 7.4 ile son dört yıldaki en yüksek büyüme oranını elde ettik. Sadece rakamlar gözüyle baktığımız zaman oldukça iyimser olabiliriz. İhracat güçlü bir şekilde arttı. İçeride alınan talep artırıcı önlemler tüketim kanalından büyümeye katkı sağladı.Yatırımlardaki artış ise geçmiş yıllarda olduğu gibi ağırlıkla inşaat alanında gerçekleşti.Yüksek büyüme oranlarını konuşurken bunun getirdiği riskleri de tartışmamız gerekir” şeklinde konuştu.

Kredi Garanti Fonu (KGF) ve vergi indirimleri enflasyonun artmasında rol oynadığını savunan Bilecik, “Özellikle büyümenin kompozisyonuna ve sürdürülebilirliğine bakmak en önemli iki noktadır. KGF ve vergi indirimi gibi politikalar hem enflasyon oranında hem de dış borcumuzda artışa neden oldu. Bu açıdan yüksek büyüme finansal kırılganlıklarımız üzerinde maalesef artıcı bir etki oluşturdu. Doğrudan yabancı yatırımların zayıf seyrettiği sıcak paranın da artık gelişmekte olan ülkeleri çok daha riskli görmeye başladığı bir dönemden geçtiğimizi herkes söylüyor, biz de altını çiziyoruz. Böyle bir ortamda para politikalarının ve mali politikaların enflasyonu düşürücü yönde çalışması hem yatırımcıların finansal istikrarına sağlanacağına dair olan inançlarını güçlendirip güvenlerinin kazanılması Türkiye için son derece kritik duruma gelmiştir. Burada inançların güçlendirilmesi v e güvenlerinin kazanılması problemimiz var” dedi.

“Hem yüksek hem sürdürülebilir büyümeyi reformlarla sağlayabiliriz”

Büyüme arttıkça Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının arttığını dolayısıyla yüksek büyümenin bir maliyeti olduğunun da unutulmaması gerektiğini altını çizen Bilecik, “Burada bir ters ironi yapmıyoruz. Büyümek şüphesiz pozitif bir şey ama büyümeyi sağlarken iç piyasada üretemediğimiz bu anlamda kaynaktan, dış kaynaklara yoğun bir şekilde ihtiyacımız devam ediyorsa bunun da maliyetinin bir çok negatif ölçütlere sebep olduğunu gözden kaçırmamamız gerekir. Hem yüksek hem sürdürülebilir büyümeyi reformlarla sağlayabiliriz. Bu yıl reformlarla ekonomi verimliliğini mutlaka artırmak gerekir. Ekonomimizi daha üretken, daha yüksek katma değer üreten küresel değer zincirlerinde daha yukarılarda yer alan bir konuma ulaştırmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Büyüme ve kalkınma ayrımı

Bilecik büyüme ile kalkınmanın ayrı kavramlar olduğuna vurgu yaparak şöyle konuştu: “Bir büyüme var bir de kalkınma var. Bunlar birbirlerinden kopuk değildir ama aynı şeyler hiç değildir. Büyüme başka bir şey, kalkınma bir miktar başka bir şeydir. Ekonomik büyüme ekonomik kalkınma için gereklidir. Ancak tek başına yeterli değildir. Gerçek anlamda kalkınmak istiyorsak güçlü bir demokrasi ile yoluna devam eden hukuk sistemi başta olmak üzere kurumlarımızı mutlaka güçlendiren eğitim öncelikli olmak üzere geleceğimizi inşa ettiğimiz bütün alanlarda hızla gerekli olan reformları yapmamız gerekiyor.”

Bu yıl çevresel riskler öne çıkıyor

2018 Yılı Küresel Risk Raporu’na göre, önceki yıllarda ekonomik dalgalanmalar ve istemsiz göçe bağlı toplumsal riskler yüksek endişe oluştururken, bu yıl çevresel riskler öne çıkıyor.

Bu yıl gerçekleşmesi muhtemel en yüksek ilk üç risk; olağanüstü hava koşulları, doğal afetler ve siber saldırılar olarak sıralanıyor. Rapora göre siber ihlaller son 5 yılda iki kat arttı, internetteki zararlı yazılım sayısı ise 357 milyonu aştı.

Yazıyı paylaşın:
Top
big data blogu